ABD ve İsrail İran’a Karşı: Orta Doğu’da Yeni Düzen mi? Bölgesel Savaş mı? | Soli Bi'şey Sorucam
762 segments
Merhabalar. Cumartesi günü gene bizim
çevremizde Ortadoğu'nun yeniden
şekillenmesine yol açacak önemli bir
gelişme oldu. Beklenmedik bir gelişme
değildi. Ancak şu anda işlerin nereye
gideceğini bilemiyoruz. Bir önceki
programımızda ihtimallerden
bahsetmiştik. Bugün daha detaylı olarak
eldeki verilerle bunları konuşmaya
çalışacağız. Bu arada teşekkürler
önerileriniz ve tepkileriniz için. Şunu
söyleyeyim, soruları soran yapay zeka
değil, çok yakın bir arkadaşım.
>> Soli, selam. Evet, aylardır konuşulan,
beklenen bu saldırı gerçekleşti. Şimdi
bir değil, birçok sorun var aslında.
Şöyle başlayalım mı? Körfez'de neler
oluyor ve bundan sonra neler olacak?
>> Bir kere şu tespitle başlamak lazım. Bu
savaşlarla ilgili olarak ilk şeylerden
birisi savaşın sisi ardından her şeyi
doğru olarak görmek ya da her şeyi net
olarak görmek mümkün değildir. Savaşla
ilgili söylenen ikinci şey de bunun
verilen ilk kaybın gerçek olduğudur.
Dolayısıyla bir kere zaten hepimiz bir
tür eee bilgi manipülasyonuna da açığız.
Şimdi o bir. İki, hatırlıyorum bir
yerlerde de söylediydim. Haziran ayında
yapılan İsrail ardından Amerika'nın
tamamlayıcı saldırısına 12 gün savaşı
adı verilmişti. Bu tabii ilhamını
1967'deki 6 Gün Savaşı'ndan alıyordu.
Benim de kafamda şöyle bir düşünce
oluşmuştu o zaman. 6 G savaşı aslında 6
gün savaşıyla bitmedi. 1967'den 1973'e
kadar aslında bir savaş ortamı vardı. 6
gün savaşı bunun ilk muharebesiydi diye
değerlendirip 12 gün savaşı'ın da benzer
şekilde yeni bir muharebeye ya da yeni
bir savaşa yol açacağını düşünmüştüm. Bu
geldi. Nitekim eldeki bütün veriler
İsrail ve Amerika'nın aylardır
istihbarat paylaşımı, operasyonda nasıl
birlikte hareket edecekleri filan gibi
konularda çalışmış olduklarını
gösteriyor. O bakımdan da hani yapılmış
olan yığınak İran tümüyle bütün
istekleri kabul etmediği takdirde zaten
bir saldırıyı gerçekleştirecekleri ya da
bu saldırıyı istediklerini gösteriyordu.
aldı ki eğer Umman Dışişleri Bakanına
inanacaksak ki müzakereleri Ummanlılar
götürüyorlardı aslında İran o güne kadar
kabul edemeyeceğini söylediği pek çok
şeyi kabul etmişti. Zenginleştirilmiş
uranyum stoğu yapmayacağı tavizini bile
vermeye hazır olduğunu söylemişti. O
bakımdan yani biraz kurtla kuzu hikayesi
var galiba burada. Suyumu
bulandırıyorsun ama ben bulandıramam.
Yok bulandırıyorsun. Dolayısıyla ben de
yapmam gerekeni yapacağım. Şimdi bu
demek ki son derece kapsamlı ve hem
İsrail tarafı hem de Amerika tarafı da
niyetlerini çok açık bir şekilde ortaya
koydular. Rejimi değiştirmek istiyoruz
diye. Ve ilk hamle güpe gündüz. Benim
çok da neden açıkta buluştuklarını
anlamadım gerçi bütün bu yetkililerin
dini lider Ali Hameney'nin yanında
Devrim Muhafızları Komutanı, Savunma
Bakanı, ordu komutanıyla birlikte
öldürülmesi oldu. Yanlarında gene 30-35
kişi daha bombardıman sonucunda öldü.
Bugün Twitter'da Trump'la konuştuğunu
söyleyen birisinin aktardığı bir bilgi
var. Trump diyor ki, "Çok başarılı bir
saldırıda bulunduk Ali Hamine'yi
götürürken. Yalnız şöyle bir aksaklık
oldu. Bizim yeni bir rejimde başa
geçeceğini umduğumuz insanlar da arada
öldüler diye. Ama bence bu tam olarak
doğru değil. Çünkü en çok öne çıkan
isimler Ali Lari ve Meclis Başkanı
sertlik yalnızı Kalif'tı. Onlar o
toplantıda değillerdi. En azından
vurulduğu sırada o toplantıda
değillerdi.
>> Söyle biraz başa dönerek şöyle bir şey
sorsam. Amerika neden bu kadar uğraşıyor
İran'la? Bu saldırının gerçek sebebi
nedir? Gerçekten İsrail'in güvenliği mi
yoksa insan merak ediyor Epstein
dosyasıyla da ilgisi var mı?
>> Şimdi Trump'ın tam şu zamanlamayla bu
saldırıyı başlatmasının kendi iç
politika kaygılarıyla mutlaka bir
bağlantısı olduğunu şahsen düşünüyorum.
EPST dosyasından zaten kendini
kurtaramıyor. Estin dosyalarında adı en
çok geçen insanlardan birisi ve belli ki
Adalet Bakanlığı onu kollamak için de
pek çok belgeyi gizliyor veyahut da
isimleri siliyor filan. Onun kavgası şu
sırada devam ediyor. İkincisi ekonomi
onun iddialarının aksine çok da matah
bir durumda değil ve popülaritesini
giderek de yitiriyor. Yani çok sağlam
gözüken magacı tabanı %305'te
kalmaya devam etse bile onun ötesinde
özellikle kendilerini bağımsız diye
tanımlayan yani ne demokrat ne
cumhuriyetçi diye tanımlayan
Amerikalıların indip
olduğu desteğe de artık sahip değil.
Bunlar iç politika tarafları. Ama işin
tabii bir de yapısal tarafı var. Yani
Amerika Birleşik Devletleri 1979'daki
devrimi ve devrime giderken Ayetullah
Humeyni'nin vermiş olduğu sözleri
tutmamasını, tamamen Amerikan karşıtı
bir rejim haline dönüşmesini eee ve
hepsinden önemlisi Tahran'daki Amerikan
Büyükelçiliğinin basılmasıyla rehin
alınan 51 kişinin 444 gün orada
tutulmasını sindirebilmiş değil. Bunu,
bunun acısının veyahut da bunun
rövanşının alınma isteğinin çok güçlü
olduğunu ben kendim çeşitli
toplantılarda da hissetmiştim. Onun
ötesinde ama bir İsrail hegemonyasını
Ortadoğu'ya yerleştirmek ya da İsrail
merkezli bir Ortadoğu düzeni kurma
hedefinin de olduğunu düşünüyorum.
Burada da tabii İran rejimini beğensek
de beğenmesek de önemli bir engelleyici
faktör gibi gözüküyor.
>> Peki en çok merak edilen soruyu
soruyorum o zaman. Sırada Türkiye mi
var?
>> Şimdi bu sırada Türkiye var lafını
İsrail'de pek çok zamanında en azından
yetkili olmuş olan şahıs kullanmaya
başladı. Bu onların iç politika
meseleleri midir filan. Onu tam olarak
kestiremiyorum. Ancak şeyden beri yani
bir yıldan beri daha doğrusu Suriye'deki
rejim değişikliğinden beri Türkiye'nin
Suriye'deki rejim üzerinde etkili olduğu
anlaşıldığından ya da bilindiğinden beri
İsrail'de geçmişteki büyük hasmımız
İran'dı. Bugünkü büyük hasmımız
Türkiye'dir diye bir çizginin pek çok
kişi tarafından gazeteci ya da siyasetçi
ya da güvenlikten sorumlu insan
benimsendiğini görüyoruz. En son ki bu
hani Türkiye'de zaten var olan bu
beklentiyi daha da köpürttü diyeyim.
İsrail'in eski savunma bakanı ve
Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin hakkında
tutuklama kararı çıkardığı Galant yazmış
olduğu bir yazıda bunu daha net bir
şekilde gerekçeleriyle kendilerine göre
de söylüyor. Ancak Türkiye'nin ki
kendisi zam Türkiye ile İsrail'in
ilişkilerine yakın olduğu zaman da
Türkiye çok sık gelmiş gitmiş ve
Türkiye'deki muadilleriyle de pek çok
çalışmada ortak çalışmada bulunmuş.
Türkiye'nin yaklaşımını değiştirmesi
halinde eski güzel günlere tamamen
dönülemeyecek olsa bile iki ülke
arasında bir oydaşma bulunabileceğini de
savunuyor. O yazısında ben bir kere
Türkiye'nin konumunun İran'ın konumuyla
karşılaştırılabileceği kanaatinde
değilim. Türkiye her şeye rağmen bir
statiko güclüdür. İran bir antistatiko
gücüdür ve dünyayla neredeyse 47 yıldır
kavgalı olmasına rağmen de geri adım
atmamıştır. O bakımdan Ali Hamene'yi ki
1989'dan
itibaren İran politikasında en önemli
belirleyicidir. Son dönemlerde ona
rağmen herhangi bir şey yapılması zaten
mümkün değildi. Ali Hameneyiin gitmesi
belki o bakımdan da önemli ama Türkiye
ile İran'ı bu bakımdan karşılaştırmak
doğru değil. İkincisi, Ortadoğu'da neyin
doğru, neyin yanlış olduğunu sadece
İsrail'in kendi güvenliğini nasıl
tanımlamasına bakarak değerlendirmenin
de doğru olduğu kanısında değilim. Bunu
da şundan söylüyorum. Çünkü benzer
yorumları İsraillilerinkine benzer
yorumları yapan pek çok başka özellikle
Amerika'da analist yorumcu olduğunu da
olduğunu da görüyorum. Bunun ötesinde
Türkiye sonuç olarak bir NATO üyesi.
NATO'da pek çok tatbikata katılan bir
ülke. Ukrayna Savaşı nedeniyle
Türkiye'nin Avrupa güvenliğinde bir rol
oynayacağına dair inanç zaten var. Bunun
henüz daha ne ölçüde kurumsal
birliktelik şeklinde gerçekleşeceği
belli değil. Karşılıklı güvensizlik
nedeniyle orada bir türlü bana göre
olması gereken yakınlaşma sağlanamıyor.
Şimdi bütün bunlara bak. Bir de İran
dünyanın en yalnız ülkesiydi. Görüyoruz
değil mi? Güya Kuzey Kore, Çin ve
Rusya'dan oluşan bir şer ekseninin 4.
üyesi İran'dı. Rusya'ya Ukrayna
Savaşı'ndaki başarısızlık döneminde çok
yardımda filan da bulundu. E
bakıyorsunuz Amerika'yla İsrail İran'a
saldırıyorlar. Ne diplomatik açıdan
etkili bir Çin yahut Rusya çıkışı var ne
de askeri açıdan İran'a çok da büyük bir
yardımda bulunduklarına dair bir emare.
Evet. omuzdan atılan füzeler sattı. Tam
savaş başlamadan iki gün önce galiba
Rusya İran'ı ama bütün bunlar yeterli
değil. Yani İran yapa yalnız bir ülke.
Türkiye o anlamda o kadar da yalnız
olduğu söylenebilecek bir ülke değil.
Dediğim gibi en azından kurumsal olarak
da pek çok önemli örgütlerin üyesi.
Türkiye açısından bence bu İran savaşı
bağlamında asıl düşünmemiz gereken şey
tamamen olayların dışında bırakılmış
olması. Yani operasyondan belli ki
haberdar edilmemiş Türkiye. Ben
Suudların benzer bir durumda kalmış
olduğunu sanmıyorum. Şimdi olay
toparlanmaya çalışılıyor ve belli ki
Türkiye cumartesi sabahı bu işin
başlayacağını pek de öngörememişti.
Dışişleri Bakanlığı'nın bu konuyla
ilgili açıklamasının ki açıkçası
fazlasıyla suya sabuna dokunmayan bir
bir bildiriydi. Epeyce saat geçtikten
sonra yapılması da bence bunun bir
göstergesiydi sanırım. Müzakerelerin
devam edeceği bekleniyordu. O bakımdan
ben bu Türkiye bir sonraki şeydir işinde
bir İsrail'in böyle bir kapasiteye sahip
olduğunu da açıkçası düşünmüyorum.
Unutmayalım, Türkiye ile İsrail'in karşı
karşıya gelebilecekleri en önemli alan
Suriye'ydi. Suriye'de Türkiye'nin
istediği yönde gelişmeler olması yani
SDG'nin bir dağılması, Kürt otonom
bölgesinin ya da fiili olarak otonomiye
sahip olan Rojova bölgesinin o otonomiyi
kaybetmesinin İsrail tarafından
istenmediği biliniyordu. Ama bütün
bunlar Amerika'nın da yatmasıyla bence
Suudi Arabistan'ın da devreye girmesiyle
Türkiye'nin istediği şekilde bir sonuca
bağlandı. İsrailliler de bunu
engelleyemediler. Suriye'deki Kürtlere
de ya da Kürt örgütlere de destek
veremediler. Bu laflar tabii iki ülke
arasındaki ilişkilerin bir rayını
oturtulmasını engelleyecek önemde
şeyler. Ama yani Türkiye'nin de kendini
İran'ın konumunda görmesi için ben en
azından şu sırada bir neden göremiyorum.
>> İran neden Körfez ülkelerine bulaştı? Bu
bence çok güzel bir soru. Ben de çok
şaşırmıştım. Şimdi Körfez ülkeleri
Türkiye gibi aynen ellerinden geleni
yaptılar bu savaşın başlamaması için.
Başlayacağını anladıklarında da
muhtemelen beklentileri İran'ın
kendilerine dokunmayacağıydı. Fakat
İranlılar ilk saldırının ardından Körfez
ülkelerindeki Amerikan üstlerine
saldırdılar. Şehir içlerine de füzeler
gitti. Ve bu da tabii Körfez ülkelerinde
müthiş bir sert tepkiye yol açtı. Körfez
ülkeleri aşağı yukarı 34 yıldır
özellikle Suudi Arabistan çünkü Katar'ın
ilişkileri kötü değildi İran'la
özellikle Suudi Arabistan yıllardır
İran'la ilişkileri düzelterek bölgede
tansiyonu yatıştırmaya çalışıyordu.
İsrail'in 7 Ekim sonrasındaki savaşta
İran'ın kolunu, kanadını kırmış olması,
Hızullah'ın Hamas'ın çok ağır darbeler
alması, Suriye'deki rejimin düşmüş
olması, İran'ın bölge üzerindeki
hakimiyetinin kurulmasına yol açan
unsurları ortadan kaldırdığından Körfez
ülkeleri de İran'ı daha düşük bir tehdit
olarak görmeye, hatta birlikte belki iş
yapılacak bir ülke olarak görmeye, buna
karşılıksa İsrail'den daha derin, daha
şiddetli bir tehdit olarak bahsetmeye
başlamışlardı. Şimdi bu hesap yeniden
değişti. İran'a güvenilmez, İran'la
ancak hasmani ilişkiler kurulur görüşü
bu saldırılar neticesinde yeniden ön
plana çıktı. Şimdi o zaman neden yaptı
İran? Bunuyu düşünmek lazım. Benim
dinlediğim yorumcular İran'ın çok büyük
bir hata ettiğini düşünüyorlar. Belki
Körfez ülkeleriyle ortalık yatıştıktan
sonra bir şekilde yeniden bir birlikte
yaşama formülü belki bulunabilir diye
düşünüyorum. Fakat bu İran'ın bu
yaptığını farklı bir şekilde
değerlendirmeye çalışıyorum. O da şu.
Bence İran'ın şu andaki en büyük derdi
bu savaşın mümkün olduğu kadar kısa
sürede bitmesi. Bu savaşın kısa sürede
bitmesinin anahtarı da Amerikalıların
kayıplara dayanamayarak kaçmaları
veyahut da Körfez ülkelerinin bunlar
bizi çok kötü bombalıyorlar durdurun
şunu demeleridir. O bakımdan İran'ın
bunu denediğini düşünüyorum. Yani o
baskının kurulması için ve mümkün olduğu
kadar Amerika'ya zarar vererek, Amerikan
askeri öldürerek, Amerikan kamuoyunda
zaten pek de sempatiyle yaklaşılmayan bu
operasyona, Amerikan siyasi sisteminde
sempatiyle yaklaşılmayan bu operasyona,
Trump'ın kendi tabanında kabul göreceği
çok şüpheli olan bu operasyona karşı bir
baskı yaratmayı hesapladıklarını
düşünüyorum. O hesap tutacak mı
tutmayacak mı onu da göreceğiz.
İsrail'in de Amerika yanında olmadan,
Amerika'nın müthiş gücü yanında olmadan
bunu kendi kaynaklarıyla çok daha uzun
sürede götürebileceğini de doğrusu
sanmıyorum.
>> Bu savaşın uzun sürmesi durumundaki
senaryodan biraz bahseder misin?
>> İşte orada bu savaşın sisi meselesi
bence gündeme geliyor. Yani bir kere her
saniye olaylar akıyor. Bir de bir kere
bir savaş dinamiği başladıktan sonra
sanki matematik kesinlikle şu olacak, bu
olacak demek de bana sorarsanız doğru
değil. Şimdi şunu gördük. İran rejimi
dini liderini yitirdi. Diğerine hemen
birisi atanamayacak ya da birisi
seçilemeyecek. O net. Ben Ali
Hamenei'nin de ölmesiyle Ali Hamenei bu
arada İran devrimi sonrası kurulan
rejimin kurucu üyelerinin sonuncusuydu.
Önemli isimlerinden. Dolayısıyla bir
kere İran İslam Cumhuriyeti'nde yeni bir
evrenin başlayacağını düşünüyorum. Ve o
evrede dini liderlerin geçmişteki kadar
söz sahibi ya da güç sahibi olacaklarını
sanmıyorum. Ayrıca Hamene'nin kendi
kişisel dini kimliğinden öteye kurmuş
olduğu baskıcı rejimde dini bir örgüt
olmayan devrim muhafızlarının çok daha
fazla ön plana çıktığını görüyorum.
Dolayısıyla önümüzdeki dönemde İran
İslam Cumhuriyeti'nin yeniden
tanımlanmasına tanık olacağız. Orada da
dizginler kimin eline geçecek? İktidar
Savaşı'nda kim ön plana çıkacak? Bunu
izlemek gerekiyor. Bugün öne çıkan
birtım isimler var. biraz önce
söylediğim meclis başkanı ya da ulusal
güvenlikten sorumlu komisyonun konseyin
başkanı olanlar. Bunlar şu anda ön
planda gözüküyorlar ama yarın öbür gün
bunlara yönelik bir suikast teşebbüsü
olmadığından emin olamayız. Bugün önde
olanların şu anda isimlerini belki
bilmediğimiz başkaları tarafından kenara
itilip başkalarının iktidara
gelmeyeceğini de bilemeyiz. Ama şu anda
biz İran İslam Cumhuriyeti'nde yeni bir
iktidar yapılanmasının mücadelesinin de
başlamış olduğu bir dönemdeyiz ve savaş
koşullarında bu yapılıyor. Büyük
beklenti İran halkı nefret ettiği bu
rejime karşı gösteri yapsın filan
veyahut da devirmeye kalksın ya da
Trump'ın talep ettiği şekilde biz rejimi
deviriz. Siz de ondan sonra kendi
kaderinizi ellerinizi ararsınız. Bunlar
saçma sapan şeyler. İran halkının bir
bölümü Hamene'nin ölümü üzerine bunu
kutlamak üzere sokaklara çıktı. Eğer
hükümete yönelik bir şey yapma niyetleri
olsaydı sokağa çıkabildikleri o anda
bunu yaparlardı. Geçen ay maruz
kaldıkları büyük katliamdan sonra
İranlıların hiç kimseye güvenip de rejim
devirmek için sokaklarda akacağını filan
sanmıyorum. Yurt dışındaki İranlıların
yaptıkları gösterileri ayrı bir
kategoride değerlendirmek gerektiği
kanısındayım. önleyici savaş diye lanse
edilmişti bize bu savaş ama Ramazan ayı
içinde başlaması olması bu saldırıların
ve akabinde onlarca kız çocuğunun öldüğü
bir okul saldırısı. Bütün bunlardan
sonra Amerikan kamuoyunun desteği nasıl
olur? Kasımdaki seçimlerde bunun etkisi
ne olur? Bunlarla ilgili bir şey
söylemek ister misin?
>> Bunlarla ilgili bir şeyi zaten söylemek
gerekiyor. Bunda. Yani ilk söyleyen de
ben değilim. Aklı başında herkes bir
kere bu savaşın uluslararası hukukun
açık bir çiğnenmesi olduğunu görüyor ve
söylüyor. Bu bir. İki, böyle bir savaşa
preemptive, ön alıcı savaş demek bir
yalandır. Bu bir ön alıcı savaş değil.
Çünkü hiç kimsenin elinde İran'ın haber
vermeden İsrail'e ya da Amerikan'ın
oradaki birliklerine saldıracağına dair
bir veri yoktu. İran'ın öyle bir
hazırlığı da yoktu. Dolayısıyla ön alıcı
savaş demek doğru değil. Ha, Witkov
yalan söyleyerek İran'ın nükleer silah
sahibi olmasına dakikalar kaldığını
neredeyse söyledi. Bunun da doğru
olmadığı ortada. Yani bir kez daha
yalanlarla döşenmiş bir yolda bu savaşın
Amerikan tarafınca meşrulaştırılmaya
çalıştığına tanık oluyoruz. Bunu bir
yere koyalım. Ramazan ayında yapılmasına
gelince bunun Ramazan ayı olduğu için
seçildiğini bu zamanlamanın açıkçası
düşünmüyorum. üzerinde de düşündüğüm bir
şey değildi. Öyleydiyse ne anlama
geliyor bu? Onu kestiremiyorum. Yani
şeyi anlıyorum. Normalde sabaha karşı
4'te ya da gece yarısı sabaha karşı
200'de filan bu tür saldırılar başlar.
Bu sefer İran'da çalışma haftasının
başladığı günün erken saatlerinde
anlaşılan Hamine'nin topl yapacağı
toplantı istihbaratı ya cı tarafından
elde edildiğinden yahut da rejimin
içinden birileri bunu üfürmüş olduğundan
gerçekleşti ve o anlamda sıra dışı bir
başlangıç yapıldı bu savaşa. Yani
Trump'ın Ramazan'dan haberdar olduğundan
da pek emin değilim ama o konuda da
spekülatif bir şey söylemiş olmayayım.
Ama tabii Müslümanlar açısından son
derece kutsal bir ay olduğu için de
bunun vurgulanması ve bunun da ardında
bir kötü niyet aranması çok da şaşılacak
bir şey değil. Tabii bu tür saldırılarda
ister istemez askeri hedeflerin dışında
kayıplar oluyor. Füze doğru yere
gitmiyor filan. Ve burada da söylediğin
gibi insanın içini çok acıtacak şekilde
yaklaşık sanıyorum son rakam 150 idi.
150 küçücük kızın, kız çocuğunun
öldürüldüğü bir saldırı oldu ve bir okul
bombalanmış oldu. Bütün bunların bir
şekilde sanıyorum hesabı bu işler
bittikten toz duman yatıştıktan sonra
sorulacaktır. Sorulacaktır diyorum çünkü
verileceğinden emin değilim. Yani
hesabının verileceğinden emin değilim.
Soli, bu 28 Şubat'taki saldırıyla
birlikte. Dünya Savaşı başladı diyebilir
miyiz?
>> Yok, bence 3. Dünya Savaşı başlamadı ama
28 Şubat bizim tarihimize
bir kez daha girmiş oldu. Bir 28 Şubat
1997'miz var biliyorsun. Bir de şimdi 28
Şubat'ta Ortadoğu'nun mimarisini
değiştirecek, güvenlik yapısını
değiştirecek. Şu an için bence
belirsizliklere çok gebe bir savaşa
tanık olduk ama buradan Dünya Savaşı
çıkmaz. Yani Çin'in Ortadoğu için
Amerika'yla savaşacağını sanmam. Bir de
şunu da belki söylemek gerekir. Ben şu
anda Şijin Pin olsam yani Çin devlet
başkanı tamam bir taraftan aman
İran'daki etkimi kaybeder miyim filan
diye kaygılanıyor olabilirim ama vallahi
ellerimi oğuşturarak keyifle izlerim
olup biteni. Çünkü Amerika gereksiz bir
savaşla kendi envanterini yok ediyor.
Şimdi bütün bu savunma sistemleri bilmem
neler filan bunların yerine konması çok
zaman alacak. Yani senin bir numaralı
hasman Çinse işte Tayvan üzerinden
Çin'le bir hesaplaşma ihtimalin filan
varsa silah sistemlerinin yerinde
olmasını, envanterlerinin güçlü olmasını
istemen gerekir. Amerikalılar birinci
derecede önemli olmadıklarını ulusal
güvenlik stratejisinde neredeyse ilan
etmiş oldukları bir bölgede bunları
bozuk para gibi harcıyorlar. Yani
gerçekten Çinli olsam ben ellerimi
kavuşturarak böyle keyifle olan biteni
izlerdim gibime geliyor. Benzer bir şey
Putin için de geçerli olabilir mi? Onu
biraz daha düşünmem gerekecek belki ama
Ukrayna'dan dikkatler uzaklaşıyor.
Amerikalılar Avrupalıların arkasında
durmayacakları daha güçlendirecek bir
sanki tablo da çıkıyor ortaya. Onun da
keyfinin çok kaçık olduğunu açıkçası
sanmıyorum. Çünkü kara kuvvetleri
olmayacak. İran işgal edilemeyecek ve
oraya bir kukla yönetim konması söz
konusu olmayacak. Bunlar da bana göre
son derece net. Şimdi az önce seninle
konuşurken bir arkadaşımdan Amerika'dan
bir mesaj, eski bir diplomat mesaj
geldi. Diyor ki, "Pentagon" diyor, "5
gün için düşünmüştü bu savaşı." diyor.
"Şu anda" diyor, "yeniden değerlendirme
yapacaklar nasıl gidiyor diye. Ben bütün
bunların Trump'ın işte işine gelecek
şeyler olduğu kanaatindeydim. 4 haftayı
ben şahsen göremiyorum. 4 haftayı
göremiyorum." Soli, Çin ve Rusya'nın
tutumunu nasıl buluyorsun bu olup
bitenlere karşı?
>> Etkisiz aktörler. Savaşı
engelleyemiyorlar. İran'a çok ciddi bir
yardımda bulunduklarına dair güçlü
emareler yok. Ve benim de aslında ikna
edici bulduğum bir yazı var ya da bir
mantık var. İki önerme var bu
mantıklarda. Birincisi Çin'in İran'la
olan ilişkisini mümkün olduğu kadar
azaltmak. Çünkü belki şöyle başlasam
daha doğru olur. İran'ın emlak değeri ya
da İran'ın coğrafi konumunun önemini hiç
küçümsememek gerekir. İran Hazar havzası
ile Körfez, Basra Körfezi arasındaki
alanı dolduran, derin devlet geleneği
olan ve Asya'ya açılan kapı
niteliğindeki bir ülke. İran'da olanlar
Orta Asya'yı, Kafkasları, Körfez
bölgesini bizi etkileyecek şeyler.
Dolayısıyla ABD açısından o İran'la
yakın ilişki kurmak, kuramıyorsa da onun
büyük hasım Çin'le yakın ilişki
kurmasını mümkün olduğu kadar
engellemenin önemli bir hedef olduğu
kanaatindeyim. O bir. İki, her ne kadar
yeşil ekonomi, şu bu filan falan da
diyorsak dünyada petrol tüketiminin
2050'lere kadar artarak devam edeceğine
dair Uluslararası Enerji Ajansı
raporları filan da var. O bakımdan
enerji yolları, enerji yollarının
kontrolü veya enerji arzının kontrolü
konusunda da İran son derece önemli bir
ülke. O bakımdan yabana atılmayacak bir
ülke olduğundan Amerika'nın ilgi
gösterdiğini sanıyorum. Orada İsrail ile
Amerika'nın çıkarlarının da aslında
örtüşmeyeceğini varsayıyorum. Şu
bakımdan İsrail kendisini merkeze
koyduğu bir yeni Ortadoğu düzeni arıyor.
Bu tabii Körfez ülkelerini de rahatsız
ediyor. Türkiye'yi de rahatsız ediyor ve
neredeyse doymak bilmeyen bir hegemonya
arzusuyla hareket ediyor. O bakımdan
İran'ın da güçlenmesini de istemeyeceği
kanaatindeyim. İran'ın Amerika'yla
yakınlaşmasını da istemeyeceği
kanaatindeyim. Bunu diğer ülkeler de
istemez herhalde. O kanaatteyim. Çünkü
zamanında Amerika'nın en yakın müttefiği
bölgedeki en büyük askeri yatırımları
yaptığı ve askeri açıdan güvendiği
müttefiği İran'dı. Şah döneminde. Buna
karşılık Amerika'nın ise İran'la iyi
ilişkiler kurmayı, eski şah dönemine
dönmek değilse bile ona yakın bir
bağlantı içinde olmayı arzu edeceği
kanaatini taşıyorum. Ha buradan oraya
gitmek için pat edilecek olan mesafe çok
uzun tabii ona ona şüphe yok. Ama burada
Amerika ile İsrail'in çıkarlarının
birbirinden ayrılacağını düşünüyorum.
Ayrıca Amerikan iç politikası nedeniyle
de Amerika ile İsrail arasındaki bu şu
anda Trump dönemindeki çok yakın
ilişkinin önümüzdeki dönemlere de aynı
şekilde taşınamayacağını da düşünüyorum
açıkçası.
>> Kasım'da seçimlerde ne olacak sence
bütün bunlar yaşandıktan sonra? Şimdi
tabii Trump buradan ben zaferle döndüm
diyerek bunu seçim desteğine tahvil
etmeye çalışacaktır. Ama tekrar ediyorum
ben İranlıların dediğim gibi ben diğer
yorumculara katılmıyorum. Körfez
ülkeleri ile ilişkilerin kötüleşmesi
anlamında özellikle ticaretinin %20'sini
üzerinden yaptığı Dubai, ortak bir gaz
alanını işlettiği Katar gibi ülkelerle,
ne derseniz deyin, Körfez'in büyük gücü
Suudi Arabistan'la böylesine ipleri
koparacak noktaya getirmiş olmasının
mutlaka yüksek bir maliyeti var. Ama
aynı zamanda da dediğim gibi hem onların
Amerika'ya baskı yapmasını hem de
oradaki Amerikan birliklerini mümkün
olduğu kadar imha ederek ya da da ölü
sayısını arttırarak Türmüz boğazını
kapatıp petrol fiyatları üzerinden
Amerikan ekonomisine ve dünya
ekonomisine darbe vurmaya çalışarak
kendi açısından çok da yanlış bir şey
yapmadığını düşünüyorum. Şimdi Trump 4
hafta kalacağız orada. 4 hafta sürecek
bu demiş. Valla ölü sayısı arttığı
takdirde 4 haftayı zor satar kendi
toplumuna diye düşünüyorum. Ve buradan
Venezuela'daki gibi gittim vurdum döndüm
diyebileceği bir durumda yok İranlılar.
Çünkü İran Venezuela değil zaten. O
bakımdan Kasım'a kadar bu zafer
kazandığını iddia etse bile Kasım'a
kadar bunu taşıyabilirim emin değilim.
Bu savaşın ekonomik sonuçları daha uzun
soluklu olduğu takdirde Kasım ayında
Amerikan seçmeninin sandığa gitmeyi
tercih ettiği takdirde tabii kendi
cebine daha çok bakacağını ve İran'da
kazanılmış bir zaferi oy vermek için en
önemli unsurlardan biri olarak
görmeyeceğini sanıyorum. Ayrıca da
dediğim gibi çok ciddi bir siyasi karşı
çıkış var bu savaşa Amerika'da. Bence bu
hafta kongrede devreye girecek. Kamuoyu
daha fazla devreye girecek. hafta sonu
geçmiş olduğundan o nedenle Trump'ın bu
işten umduğu kazancı sağlayamayacağına
dair bir öngörüm var. Doğru çıkıp
çıkmayacağını göreceğiz.
>> Trump savaşları bitireceğim diyerek
yeniden göreve başlamıştı. İran'la
beraber kaç ülke oldu?
>> Valla 7 ülke bombalandı. Onun ötesinde
zaten Bismillah Panama kanalını geri
istedi. Kanada'yı eyalet yapmak istedi.
En son Grönland'ı savaşla ya da satın
alarak kendi topraklarına katmak istedi.
Grenland ki NATO müttefiğinin,
Danimarka'nın toprağı üstüne üstlük
1951'de yapılmış bir anlaşmaya göre
sahip olmadan da Grönland'da Amerika
Birleşik Devletleri neredeyse istediğini
yapabilir, asker konuçlandırabilir, üst
kurabilir, şunu yapabilir, bunu
yapabilir. kendi seçmeni açısından
önemli bir vay o. Ben savaşa
girmeyeceğim, etmek tükenmek bilmeyen
savaşları da bitireceğim diye gelmişti.
Şimdi dediğim gibi savaş sisi ardındayız
ama sonunun nasıl geleceği bilinmeyen
öyle Venezuela'daki gibi de olamayacağı
çok belli bir İran savaşı'na ülkesini
soktu. Bunun maliyeti de çok yüksek ve
İranlılar dediğim bir kez daha tekrar
edeyim. Amerikan askerlerinin ölü
sayısını arttırdıkları ya da orada
konuşlanmış olan birliklere ya da
onların gemilerine filan ya da üslere
ciddi zarar verdikleri takdirde bunun
hesabını vermesi bence çok çok zor
olacaktır. Bir de şunu da görmek lazım.
hem kendi tabanında hem de Demokrat
Parti tabların
İsrail'in bekası için yapıldığına dair
çok güçlü bir düşünce giderek daha fazla
zemin kazanıyor. Çok etkili kamuoyu
oluşturucular bunun üzerinden programlar
yapıyorlar. Bunun propagandasını
yapıyorlar filan. Bunun da ben giderek
geniş Amerikan kamuoyuna da sirayet
ettiğini sanıyorum. Göründüğünün aksine
de Gazze'de yaşanmış olanların da
Amerikan kamuoyunda çok ciddi bir
antipatiği uyandırmış olduğu
kanaatindeyim. Bunun bir kısmı ahlaki
olarak o savaşların önümüze koymuş
olduğu tablolara karşı çıkıştan bir
kısmı da Amerika'da da kökleri
derinlerde olan antisemitizmin
patlamasından.
>> Sol dün Trump Amerikan askerleri
ölebilir diye bir konuşmanın arasında
bir cümle kurdu. Bu bir kara harekatının
işareti ya da ipucu olabilir mi? Buradan
onu anlayabilir miyiz?
>> Hayır. Bence bir kara harekatının
habercisi değil. Ben galiba yanlış bir
iş yaptım. O yüzden siz hazırlıklı olun
ve bana sakın yüklenmeyin. Çünkü çok
önemli bir iş yapıyoruz. İşte birkaç
askerimiz ölürse de bu daha büyük bir
hedefe yönelik olduğu için çok sizi
kızdırmasın demiş oldu. Ben öyle
görüyorum ama bir karar harekatı
yapamaz. İsrail'in de İran'a kadar asker
taşıması bence söz konusu değildir.
Bence bunu söylemesinin sebebi ileride
kendisine yöneltilecek olan suçlamalar
ya da kendisine yöneltilecek olan
tenkitler karşısında şimdiden ön alma
çabasıdır. Yani preemptive olan, ön alma
çabası olan savaştan çok bu Trump'ın
yapmış olduğu konuşmadır.
>> O zaman son soruyu sorayım. Avrupa
Birliği'nin bu süreçteki duruşunu nasıl
değerlendiriyorsun?
>> Değerlendirilecek bir duruş mu var?
Cumhurbaşkanı Erdoğan vonleyen'le
konuşmuş. Muhtemelen onların tek derdi
göçmen, göç akışıdır. Başka bir şey
değil. Şimdi şu enteresan bir deminki
soruna bir tekrar döneyim. İran doğru mu
yaptı, yanlış mı yaptı? Körfez
ülkelerine saldırarak. Çünkü bir
taraftan baktığında yapaalız bir ülke.
Daha fazla düşman üretmesi akla yakın
gelmiyor. Öte yandan dediğim gibi ben
bunu kendi içinde çok da tutarsız
bulmuyorum. mümkün olduğu kadar Amerika
üzerinde bu savaşı durdurma baskısını
yaratmaya çalışıyor. Hangi yorumun daha
doğru olduğunu önümüzdeki günlerde daha
iyi değerlendiririz ama ikisini de
ortaya koymuş olmak gerekiyor. Bu arada
İngiliz üsleri kullanıldığı için
saldırılarda Güney Kıbrıs'taki İngiliz
üslerine yönelik de bir saldırı yapıldı.
Bir de Fransızların Abu Dhabi'deki
üssüne de yapıldı. Bu bir şekilde
Avrupalıları da buna bulaştırmak
istiyor. Ben bütün bunları dediğim gibi
hepiniz gayret edin ve bu savaşın
durdurulmasını sağlayacak baskıyı kurun.
Ha bu doğru yaklaşım mıdır, yanlış
yaklaşım mıdır? Onu hep birlikte
göreceğiz. Ben her şeye rağmen
Amerika'nın 4 haftası olduğunu
düşünmüyorum. Şimdilik orada bırakayım.
Yanılmışsam zaten bunu bir başka
programda düzeltiriz.
Ask follow-up questions or revisit key timestamps.
The video discusses the recent developments in the Middle East, focusing on the attack on Iran and its potential consequences. It explores the reasons behind the attack, including internal US political motivations and the broader geopolitical strategy of establishing an Israeli-centric Middle East. The discussion also touches upon Turkey's position in this new regional order, contrasting it with Iran's status as an "anti-static" power. The potential impact on the upcoming US elections, the role of China and Russia, and the future of the Iranian regime are analyzed. The video suggests that the current conflict might not escalate into a World War but will significantly alter the regional security landscape. It also questions the justification of the war as "preemptive" and highlights the criticism it has received for violating international law. The analysis concludes by examining Iran's strategy in attacking Gulf countries, suggesting it might be an attempt to pressure the US to end the conflict, and notes the involvement of European bases in the attacks, signaling a potential broader European involvement.
Videos recently processed by our community