İran’da rejim güçleniyor; kara savaşı Trump’ın derdine deva mı?
674 segments
Soli selam. Bize kısaca bu son haftayı
özetler misin? Oradan da biraz İran
meselesine değinelim istiyorum. Bu süreç
nereye gidiyor? Özellikle bir kara
harekat ihtimali var mı sence? Varsa
bunun olası sonuçları neler olur? Bu
gene hareketli bir hafta oldu ama tabii
ister istemez bütün yollar İran savaşına
çıkıyor. Ondan etkileniyor her şey. Ve
çaresiz de tabii onun da bir uzantısı
olarak ama genel bir yıl 2 aydır
çektiğimiz bir çile diyeyim artık. Her
Allah'ın günü de tabii Trump'ın yaptığı
bir şeyle uğraşmak zorunda. Ona tepki
göstermek zorunda kalıyoruz. sağ olsun o
da meydanı hiç boş bırakmıyor. İnsanlara
bol malzeme filan da veriyor. Fakat
yavaş yavaş tartışma değişiyor. Tabii
sadece İran savaşı yok. Bakıyoruz
Venezuela'da yeni iktidar, daha doğrusu
eski iktidarın yeni başkanı Adalet
Bakanlığı'na galiba eski bir işkenceciyi
getirmiş. Bu arada Küba'ya uygulanan
ambargo nedeniyle Küba'da hastanelerde
ameliyat yapılamıyor. Elektrik yok,
çocuklar ölmeye başlıyor vesaire.
Ukrayna biraz ön plana çıktı garip bir
şekilde. Putin ellerini ovuşturuyor. Bu
yıl 80 milyar dolar daha fazla gelir
elde etmesi bekleniyor. Petrol fiyatları
yükseldiği için Çinliler ve Asyalılar
genelde bu olup bitenden çok büyük bir
rahatsızlık duyuyorlar. Çin bir taraftan
tabii çok memnun bu olup bitenden ama
diğer taraftan kendi ekonomisini de
etkileyecek birtım sonuçlar elbette
burada var. Bey bir de tabii ister
istemez anlaşma imzalamış olduğu Körfez
ülkelerine yardım edemiyor ve etkili bir
oyuncu gibi gözükmüyor ortalıklarda. Bu
arada da Irak'ta ciddi olaylar oluyor.
Batı Şeri'da baskınlar devam ediyor.
Lübnan sürekli ateş altında. Lübnan'ın
güneyi Lithani nehrine kadar
boşaltılacak gibi gözüküyor. Bütün
bunlar tabii hepsi İran savaşı nedeniyle
arka planda kalıyor. Bu arada da
Amerika'da dün ayın 29'unda konuşuyoruz
bir pazar akşamı 28 Mart'ta Amerika'da
3300 yerleşim merkezinde yaklaşık 9
milyon 89 milyon insanın 3üncü kez kral
istemiyoruz protesto yürüyüşlerine
katıldığı anlaşıldı. önemli birtım
popüler kültür şahsiyetleri işte Bruce
Pringstein, Robert Deiro, onlar gibi
başkaları bunlara büyük destek
veriyorlar. Ülkeyi bu adamdan kurtarmak
gerekir diyorlar. Ama o madalyonun bir
tarafıysa, madalyonun bir diğer tarafı
da gene cumartesi günü yapılmış olan
muhafazakarların kongresinde hala daha
Trump'a verilen destekte bir azalma yok.
Ama bu savaş gerekli miydi tartışması
maga içinde de. Yani bu Amerika'yı
yeniden büyük yapalım hareketi içinde de
başlamış gibi gözüküyor. Hatta birtım
çok önemli isimler ciddi şekilde buna
karşı çıktılar. Geçen programlarda da
biraz bahsettik. İşin nereye varacağını,
bunun siyasi maliyetinin ne olacağını
Trump açısından önümüzdeki dönemde
görürüz. Tabii şununla başlamamız
herhalde bugün de gerekecek. Amerika
Birleşik Devletleri Japonya'dan,
Kore'den birlikleri Körfez bölgesine
doğru gönderdiği meşhur 82. Hava indirme
birliklerinden yanılmıyorsam 2500 kişi.
Onun dışında da deniz piyadelerinden
toplam 7.000 ile 10.000 arasında asker
bölgeye sevk edildi ve bir kara savaşıın
eli kulağında olduğunu Washington Post
Gazetesi Pazar akşamı manşetine
taşımıştı. Şu anda görünen durum bu.
Trump'ın tam ne yapacağını bilmiyoruz.
Bir taraftan işte verdiği süreyi
uzattığı 5-6 Nisan'a kadar yanılmıyorsam
ama daha önce de müzakereler devam
ederken saldırıyı başlatmış olduğu için
hem Haziran'da hem de 28 Şubat'ta ne
yapacağını tam olarak kestiremiyoruz.
Ama çok insanın tahmininin aksine bir
kara harekatı ama bu herhalde İran ana
karasına yapılamaz. bu kadar az askerle
giderek çok yüksek bir ihtimal haline
geldi.
>> Bir de şunu merak ediyorum Soli. İran'ın
iç dengeleri açısından bu savaş sanki
rejimi daha da konsolide etmiş gibi
görünüyor. Eğer bu süreç bugünkü haliyle
sonuçlanırsa İran'da nasıl bir tablo
ortaya çıkar? Daha sert bir rejim mi
görürüz yoksa bir noktada daha
yumuşayan, dönüşen bir yapı ihtimali var
mı?
>> Şimdi sanırım geçen programlarda da bunu
biraz tartıştık. Görünen o ki bu rejim
devrilmeyecek. rejimin devrilmesi için
çok daha geniş kapsamlı bir kara
harekatı gerekir ki onun da başarılı
olacağına dair en ufak bir emare yok.
Onu düşünmemiz için bir neden yok. Bu
durumda rejim ayakta kaldığı takdirde
buradan güçlenmiş olarak çıkacak ve
üstelik de Ali Kırram Başkesen Körfez
bölgesinde hatta İran meclisine kanun
teklifi sunulmuş. Bundan böyle hürmüzden
geçen gemilerden biz para alalım diye.
Bu bugüne kadar serbest geçişin olduğu
bir yerdi. Uluslararası hukuka göre
İran'ın böyle bir şey yapma hakkı var
mı? Bu sorunun cevabını bilmiyorum ama
ne kadar kendilerine güvenmeye
başladıklarını bu gösteriyor. Daha çok
uzun sürerse ki Trump 2ü hafta filan
daha dedi. Ne olur İran'daki durum? Onu
tam olarak kestiremiyorum. rejim yerinde
kalır ve tabii rejimde müzakere
edebilecek, pazarlık edebilecek olan
insanları öldürdüler. Ali Lari tecrübeli
biri olarak, Ali Larani'nin elinde çok
kan vardı filan ama daha tecrübeli
birisi olarak müzakere götürebilecek
biriydi. Daha onların yerine ikinci,
3üncü kategoridekiler geldikçe sertlik
yanlıları daha fazla ön plana çıkmış
oluyorlar. Benim anladığım kadarıyla
daha önemlisi 10 yıllardır belki İran'da
süre gilen bir tartışma vardı. O da şu
Amerika'ya güvenilir mi, güvenilmez mi?
Yaptığımız bir anlaşma konusunda
Hamene'in Amerika'ya güvenilmez. Onların
ancak istediklerinin tümünü kabul
etmeniz lazım. Bu da bizim açımızdan tam
bir teslimiyet olur diye bir düşüncesi,
daha doğrusu bir beyanı var. Bu
dolaşıyormuştu ortalıkta videosu filan.
Ama buna rağmen 2015 yılında İranlılar
Obama yönetimiyle çok sıkı pazarlıklar
sonucunda bu JCPOA adı verilen anlaşmayı
imzaladılar. Ve bu şekilde de nükleer
santrallerini her an teftiş edilebilecek
bir hale de getirdiler. Uluslararası
Atom Enerjisi Ajansı tarafından
denetlemeye açık bıraktılar kendilerini
ve tabii birtım bitiş tarihleri vardı.
Bundan rahatsız olanlar da vardı. Her
şey elde edilemedi diye kızanlar da
vardı. Sadece nükleerle sınırlı kaldığı
için filan. Ama bu anlaşma imzalandı ve
bildiğimiz kadarıyla Amerikan İstihbarat
Örgütlerinin raporuna dayanarak
bildiğimiz kadarıyla da ve tabii Atom
Enerjisi Ajansının da İranlılar
imzalamış oldukları anlaşmaya riayet
ediyorlardı. Uygun davranıyorlardı.
Trump iktidara geldi. Bir yıl boyunca
imzayı attı. Tamam bunlar anlaşmaya
uyuyorlar diye. Sonunda ikna ettiler
onu. Bibi Natanyahu'nun bunda büyük bir
payı olduğu söylenir. 2018 Mayıs'ında
imzasını çekti. Haziran ayında 2025'in
müzakereler devam ediyordu. Umman'da
yeniden bir pazar günü masaya
oturulacaktı. İsrail cuma sabahı
saldırıyı başlattı. 11 gün sonra da
Amerikalılar buna katıldılar. Ağır
bombaladılar. 12 günde savaş bitti. Bu
sefer de Cenevre'de yapılan görüşmelerde
Umman Dışişleri Bakanı İranlıların
önlerine konan hemen hemen her şeyi
kabul ettiklerini ve Obama'yla
yaptıkları anlaşmadan daha fazla taviz
vermiş olduklarını söyledi. Savaş
başladıktan sonra Ekonomist dergisine
yazmış olduğu bir yazıda e o zaman da
28'inde de bu sefer Amerika doğrudan
doğruya İsrail'le birlikte aynı zamanda
savaşı başlattı. Bu da tabii İran
içindeki Amerika'yla pazarlık yapılır mı
yapılmaz mı? Güvenilir mi güvenilmez mi?
tartışmasını asla güvenilmez, bunlarla
pazarlığa filan oturulmaz diyen en
sertlik yanlısı olanların elini
güçlendirdi. O tartışma da sanırım artık
en azından belirli bir gelecek için
bitti. Durumumuz şu anda bu. Yani şeyi
de göremiyoruz. Kiminle pazarlık
yapılacak? İranlılar biz pazarlığa
yanaşmayacağız diyorlar. Gerçi tahmin
ediyorum işte biliyoruz Türkiye, Umman
ve Mısır bir yandan uğraşıyorlar.
Pakistan Genelkurmay Başkanı ki aynı
zamanda istihbaratın da başındaymış. O
da çok uğraşıyor. Arka planda eminim
doğrudan ya da dolaylı olarak birtım
mesajlar gidip geliyordur. Fakat işte
Trump bir 5 günlük süre vermişti. O
süreyi daha fazla uzattı ama sabah
söylediğiyle akşam söylediği birbirini
tutmadığı için tam olarak ne yapacağı
belli değil. İşte bu kara kuvvetlerini
sevk etmeye başladı. Bu Washington
Post'taki manşetin sonucunda da savaş
çıkma ihtimalinin yüksek olduğunu herkes
düşünmeye ve bunu yazmaya ya da
söylemeye de başladı ki Amerikalı eski
generaller saçlarını başlarını
yolluyorlar. Yani hangi programlarını
izlesem geçmişin önemli generallerinin
bu savaşı da zaten lanetliyorlar
demeyeyim ama en azından yapılmaması
gereken bir savaş olarak görüyorlar. bir
sonucunun da stratejik bir hedefi
olmadığı için de İran'ın şusunu busunu
yok etmiş olmanın işte bombalanacak yer
bırakmamış olmanın herhangi bir anlam
ifade etmediğini söylüyorlar. Şu anda
bütün dünya herhalde nefesini tutmuş.
Kara Savaşı başlayacak mı diye bekliyor.
O zaman şimdiye kadar gördüğümüz ve az
önce dediğim gibi Asya'yı, Avrupa'yı
ekonomik olarak perişan eden, gıda
fiyatlarını patlatacak olan pek çok
önemli malın dünya piyasalarına
erişememesi sonucunu verecek olan bu
hürmüzün kapatılması, bu savaşın devamı
daha da kötü sonuçlar verecek ve belki
dünyayı bir resesyona da sokmuş olacak.
Ben tam da bunu sormak istiyordum Soli.
Bu savaşın enerji ve ekonomi boyutu eğer
bu savaş uzar ve petrol fiyatları bu
seviyelerde ya da daha da yukarıda
kalırsa Hürmüz Boğazı'nı açık tutmak
için Avrupa'nın askeri seçeneklere daha
sıcak bakma ihtimali artar mı sence?
>> Avrupalılar önce Trump'tan yardım talebi
geldiğinde bunu reddettiler. Bize hiçbir
konuda bilgi vermeyip bizden yardım
isteyemezsin diyor. O da onun üzerine 40
yılın bir başı sizden bir şey sorduk.
Siz avantajlısınız. Hep biz size bir
şeyler verdik filan diye konuştu da
konuştu, yağdırdı. Şimdi başka bir öneri
vardı. Yani Hürmüz Boğazı'nın dışını
kontrol et. İşte İran'ın izin verdiği
gemilerin dışarı çıkmasına izin verme
diyenler de var. Pek çok tedbir
alınabilir ama savaşa girilmesi ne
yapacaksın? İran'ı mı bombalayacak
Avrupalı ülkeler? Böyle bir şey
yapacaklarını sanmıyorum. Onlar da bir
şekilde bu işin bir an önce yumuşamasını
ve normale dönüşü bekliyorlar diye
tahmin ediyorum. Amerika'nın yapmadığı
bir şeyi onların yapma ihtimalini de
açıkçası sıfır gibi görüyorum.
>> Bir de şunu soracağım Soli. Tüm
dikkatler İran'a çevrilmişken Lübnan'nın
güneyinde yaşananlar bu sence önceden
planlanmış, daha arka planda ilerleyen
bir hedef miydi ve bu durum geçici mi
yoksa daha kalıcı bir tabloya mı
evriliyor?
>> Bu tabii ki önceden planlanmış. Yani
İsrail'in zaten eli kaşınıyordu. Bir
ateşkes imzalanmıştı Hızullah'la İsrail
arasında. Buna göre İsrail'in Lübnan
topraklarından çekilmesi, Hızullah'ın da
silahlarını teslim etmesi gerekiyordu.
İsrailliler Lübnan topraklarından
çekilmedikleri için Hızbullah
silahlarını teslim etmedi. Ha çekilseydi
eder miydi ondan da çok emin değilim. Bu
savaş başladıktan sonra galiba bir
önceki programda ya da iki önceki
programda da bunu konuştuk. Hızullah
kimsenin tam olarak anlayamadığı
şekilde, kimisi İran'ın dürtüsüyle diyor
ama benim çok güvendiğim bir yorumcu
bunun Hızullah'ın kendi kararı olduğunu
en azından beni ikna edecek şekilde
yazmıştı. Hayfa'ya 3 be tane füze
gönderiyorlar. Bu zaten İsrail'in arayıp
da bulamadığı fırsattı ve daldılar. 1
milyon kişi bildiğimiz kadarıyla şu anda
Lübnan içinde evsiz barksız kaldı.
İsrail Savunma Bakanı Litani Nehrine
kadar ki aşağı yukarı 30 km mesafedir
sınırdan. o alanı kontrol edeceklerini,
belki kimsenin dönmesine izin
vermeyeceklerini söyledi. Ki bu
1950'lerde kurucu Başbakan Bengurio'nun
da tasavvurunda olan bir plandı daha
önceden de. Yani hep göz vardı. Bu arada
İsrail uzunca bir süre Güney Lübnan'ı
işgal de etmişti. Asker bulundurmuştu.
2000 yılında çekilmişti. Böyle bir
durumda dediğim gibi çok önceden
hazırlanmış olan planların uygulamaya
konmuş olduğunu düşünüyorum Lübnan
konusunda. Bu arada tabii Hızullah kendi
tabanının da öfkesine maruz kaldı. İster
istemez bu insanları bir kez daha
yerlerinden, yurtlarından etti. Dönecek
köyleri kalmayacak. Dönecek evleri
kalmayacak. Öylesine büyük bir yıkım
yaşanıyor anladığım kadarıyla. Lübnan
hükümeti de Hızullah'a ihtar verdi.
Silahlarını teslim etmesi gerektiğini
söyledi. Hızullah siyasi olarak müthiş
oranda güç kaybetti Lübnan'da. Ama ona
yönelik bu saldırı Lübnan'daki zaten çok
kırılgan olan siyasi yapıyı ne yapar?
Onu toparlanabileceği bir alan sağlar
mı? Bu yıkımın toparlanmasının
maliyetini kim ödeyecek filan gibi
sorular orta yerde duruyor.
>> Bir de Batı Şeri tarafı var. Oradan da
böyle oldukça rahatsız edici haberler
geliyor. Tam olarak neler oluyor orada?
Bu gelişmeleri daha büyük resimde nasıl
okumak lazım? Sence
>> daha büyük resimde şöyle okuyacağız.
Trump İsrail'in Batı Şeri'yı ilhak
etmesine izin vermeyeceğim dedi. Ama
yani Batı Şeri ilhak edilmese bile
insansızlaştırılmaya çalışılıyor.
Yerleşimcilere yeni alanlar açılıyor.
Bunların hepsi uluslararası hukuka
aykırı. Tabii bu onunla da kalmıyor. Çok
uzun zamandan beri neredeyse birkaç yılı
buldu. Bu İsrail'deki bugünkü hükümetten
de aşırı sağcı bir hükümet olduğunu
biliyoruz. En önemli iki bakan kendileri
yerleşimci. Zaten bunların desteklediği
yerleşimciler Batı Şeri'ya şu ya da bu
şekilde saldırıyorlar. Zeytin ağaçlarını
köklerinden söküyorlar. Ailelere
saldırıyorlar. Bir Filistinli bir
yerleşimciyi öldürdüğü takdirde bunun
intikamı çok ağır bir şekilde alınıyor.
Muazzam bir şiddet dalgası var Batı
Şeri'da. Dünyanın gözü senin de dediğin
gibi bunun üzerinde değil. Ve polis
zaten sağcı bakanın elinde. Ordu da pek
bunlara müdahale etmiyordu. Sonunda
Genelkurmay Başkanı bile sanırım isyan
etti ve yani biz zaten iki yerde
savaşıyoruz. Bir de üstüne üstlük bu
aslında terörist bu adamlar. Bunlarla
uğraşmak zorunda kalacağız. Ona gücümüz
yetmeyecek dedi geçen hafta. Kimsenin de
bir şey dediği yok. Yani Amerika
Birleşik Devletleri'nden tık çıkmıyor.
Avrupa Birliğinden bir söz çıkmıyor.
Rusya'yla Çin'i filan hiç saymıyorum
bile. Bu böyle daha bir süre devam
edecek gibi de gözüküyor. Yani bu
yerleşimciler terör eylemleri yapıyorlar
açıkçası. Bunlara zaten İsrail'in içinde
de terörist diye hitap edenler var. Ama
İsrail'in barış kanadı çok çok
zayıfladı. İşte İran Savaşı'na bile
başlarda %80'lerde bir destek vardı. Bu
da yavaş yavaş azalıyormuş anladığım
kadarıyla. Ne kadar azalır filan onu da
bilmiyorum ama durum şu anda bu. Bu
hükümet değişmedikçe de yerleşimcilerin
terör eylemlerini engelleyebilecek bir
iradenin ortaya çıkacağı kanaatinde
değilim. Genelkurmay Başkanının
uyarılarına ya da itirazlarına rağmen
>> biraz da bizim tarafa bakalım. Bu
savaşın Türkiye'ye etkisi gerçekten ne
kadar yakın ve somut? Gündelik
hayatımıza, iç siyasete, turizme bütün
bunlara ne ölçüde yansır? Ne söylemek
istersin?
>> Yansıyor zaten. Yani 50 milyar dolar
para gömüldüğü ya da yakıldığı
söyleniyor bugünkü seviyelerinde tutmak
için. Önemli bir bankanın raporunda
bugün gördüm. Enflasyonla mücadele
programının büyük ölçüde hasar gördüğünü
söylüyorlar. para politikasını
sıkılaştırmak, faizleri yükseltmek
gerekecek diye de yazmışlar. Bütün
bunlar tabii Türkiye'de beklendiği gibi
%4'lük bir büyümenin
gerçekleşemeyeceğini,
çabuk biterse savaş %3'le iktifa
edileceğini filan gösteriyor. Turizm
konusunda da yani tam rakamları henüz
bilmiyorum. Ancak arkadaşlarımdan
öğrendiğim, anekdotal olarak öğrendiğim
ciddi ölçüde iptal var turist
rezervasyonlarında.
Bu kalıcı mı olur, geçici mi olur,
savaşın ne kadar süreceğine bağlı. Ama
bizim çok etkilendiğimizde şu yok.
Vatandaş olarak da yurt dışına uçmak
istiyorsanız ya da yurt içinde uçmak
istiyorsanız jet yakıtına ya da uçak
yakıtına o kadar büyük bir zam geldi ki
fiyatları o kadar yükseldi ki bunlar
tabii ki bilet fiyatlarına da
yansıyacak. En basitinden bunları
görüyoruz. Bir de şu var. Ekim zamanı
geliyor. Gübre yok. Gübre fiyatları
artacak. Gıda fiyatları artacak. Bu
mutfakta yangın demektir. Yani bütün
dünyada sadece bizde de değil. Hatta
Amerikan çiftçileri ki Trump'ın önemli
destekçileri arasındaydılar. Dayanmışlar
Beyazsaray kapısına. Ne yapacağız biz
şimdi gübresiz filan falan diye. Şu ana
kadar daha duruyor ortalık. Yani
Trump'ın da bu işi sürdürememesi
gerekiyor. İç siyasi nedenlerle en
azından sürdürememesi gerekiyor. Ama
kendini öyle bir açmaza soktu ki kara
savaşı filan gibi bir şey yapıp yüzlerce
Amerikan askerinin ölmesini bana göre
göze alamaz. Dolayısıyla herhalde bu
getirdiği askerlerle çok sınırlı bir
harekat düşünüyor. Belki Hargadası'na el
koymak, hürmüzü açabilmek açısından.
Diğer yandan da ben kazandım diye
çıkabilmesi çok zor. Kazandım dese de
dünyada kimse bunu yemeyeceği için
hangisine karar vereceği de açıkçası tam
olarak belli değil.
>> Biraz daha Trump konuşalım mı? Bu hafta
arka arkaya çok çarpıcı açıklamalar
yaptı. Aynı zamanda senin de bahsettiğin
hafta sonu boyunca savaş karşıtı
gösterileri de gördük.
>> Karşıtı
>> ve karşıtı. Bu tepkileri nasıl okumak
lazım? Sence bu tür toplumsal tepkilerin
savaşın seyrine gerçekten bir etkisi
olur mu?
>> Savaşın seyrine bir etkisi olması için
Trump'ın destekçilerinin güçlü bir
şekilde "Biz bu savaşı istemiyoruz"
demeleri lazım. Henüz orada değiliz.
kendi kabinesinde bu savaşı istemediğini
bildiğimiz kişi başkan yardımcısı Vens
ve işte İranlılar da nitekim birileriyle
müzakere edeceksek Woodkov'la da ya da
damatla yapmayız o işi. Vens'le
görüşürüz demişler ve Vens
Pakistanlılarla temas halinde. Rubyo
işlerin sarpa sardığını görüyor. Aptal
değil çünkü ama maalesef kendi ilkeleri
yokmuş daha doğrusu bütün bugüne kadar
söylediği her şeyden vazgeçti Trump'a
yaranmak için. O da galiba biraz işin
farkında. Hani bunu nasıl bitirsek
derdine düşmüş vaziyetteler. Trump'ın
tabanından çok yüksek bir itiraz
yükselmediği takdirde bunun onun
üzerinde ağır bir baskı kurması zor. Ama
daha da önemlisi şimdi kendi açısından
baktığımızda petrol fiyatları ya da işte
benzin fiyatları çok yükselirse
kasımdaki seçimlerin tehlikeye girdiğini
düşünecek olursa o zaman onun da bir
şekilde ben kazandım tüymek istiyorum
demesi lazım. Ama o zaman da demin
söylediğime dönüyorum. Bugün Amerika'nın
ben kazandım diyebileceği bir durum yok
ortada. Çünkü rejim olduğu yerde
duruyor. Üstüne üstlükte yani görüntü en
azından oyunu kontrol edenin de rejim
olduğu intiba herkeste var. Ne kadar
daha fazla güç kullanırsan kullan rejim
düşmediği takdirde bunun çok da büyük
bir anlamı açıkçası olmuyor. O nedenle
eee sıkıntılı bir durumda olduğunu
sanıyorum Trump'ın. Gösteriler önemsiz
anlamında söylemiyorum bunları.
Gösteriler Trump'a karşı çıkanların
mobilizasyon gücünü göstermesi açısından
önemli bir gösterge. Ancak şöyle bir
problem var. İki partili bir sistem
Amerika'nınki. Demokratlar hala
kamuoyuna bir seçilebilmelerini imkan
verecek mesaj gönderebilmiş değiller.
Liderlikleri zayıf, yaşlı, yorgun ve
imgelemsiz. Yani insanların hayallerine
hitap edebilecek, onlara daha iyi bir
geleceği düşündürtecek, daha iyi yönetim
sunabileceklerini düşündürtebilecek bir
tavır içine giremiyorlar. Geçmiş
hatalarından ders aldıklarına dair çok
fazla emare ortada yok. Sağda solda
tıpkı Mamdani gibi genç birtım
demokratlar tabii bir dalgalanma
yaratıyorlar ama geneli itibariyle
Demokrat Parti'ye toplum güvenmiyor.
Bütün kamuoyu yoklamalarında ortaya
çıkan bu. Trump'ınki de tahmin
edeceğimiz ya da arzu edeceğimiz kadar
düşük değil. Düşmüyor. Çok az, çok az
bir düşüş var. Kendi taraftarlarından ve
genel kamuoyundan aldığı destekte her ne
kadar yüksek değilse de başlangıç
itibariyla da durum bu. Bütün bunlar
tabii Kasım'a yönelik daha fazla önem
kazanacak. Orada da son bir not vereyim.
Şöyle biz izliyoruz. Trump işte Muhammed
bin Salman'a açıkçası hakaret ediyor.
İşte konuştuğu bir TV sunucusu kadına
herhalde çok da kabul edilemeyecek
lafları rahatlıkla edebiliyor. Ne dediği
çoğu zaman anlaşılmıyor filan. Yani bir
izleyeni rahatsız edecek bir performansı
var. Fakat bu kendisini destekleyen
kitlede herhangi bir kırılmaya yol
açmıyor. Hala onun büyük bir lider
olduğunu düşünmeye devam ediyorlar.
Dolayısıyla hani bütün dünyada ya olamaz
bu kadarı olamaz dedirten şeyler şu anda
Trump'ın Amerikan siyasetindeki kilidini
kırmaya yetmiyor. Ayrıca galiba
geçiremeyecek gerçi ama Kasımdaki
seçimleri kendisinin kontrolünde
yaptırmak için demokratlara oy
vereceklerin oy vermesini engellemek ya
da kısıtlamak için de deli gibi
uğraşıyor. Kanun teklifi vardı ama
kongreden geçecek gibi gözükmüyor. En
karamsar Amerikalılardan biriysen o
zaman iş şuraya kadar varıyor. Kasım
öncesinde Amerika'da bir terör eylemi. O
zaman Trump olağanüstü hal ilan ederek
seçimlerin yapılmasını engeller. Şimdi
bunlar bugüne kadar Amerika'da bırakın
dile getirilmeyi akla bile
getirilmeyecek şeylerdi. Bugünkü ortamda
akla gelmeyecek herhangi bir şeyin
olmayacağını bütün Amerikalılar
düşünüyorlar ve işte hepimiz de orada ne
olacağını izleyeceğiz. Ancak o şekilde
anlayacağız neyin olup neyin
olmayacağını. Solison bir şey sormak
istiyorum. Bu kriz ve savaş gerçekten
kaçınılmaz mıydı yoksa siyasi
tercihlerle mi bu noktaya gelindi?
>> Kaçınılmaz hiçbir tarafı yoktu bu
savaşın. Mecburiyetten yapılan savaşlar
ve tercihen yapılan savaşlar diye bir
ayrım var. Bu özellikle Irak Savaşı'ndan
sonra çok dile getirilmişti. Bu tamamen
iradi olarak yani ben bu savaşı
istiyorum dendiği için yapılmış bir
savaş. İşte efendim iki hafta içinde
Amerika'yı vuracak füzeler, Amerika'ya
büyük tehditler filan bütün bunların
hiçbirisi doğru değil. Zaten İsrail'in
Natanyahu söyledi, "Ben 40 yıldır bu
anın hayaliyle yaşıyordum diye.
Dolayısıyla İsrail devlet sisteminin ve
özellikle başbakanının böyle bir savaşı
çok uzun zamandan beri isteyip bunu
Amerika'yla birlikte gerçekleştirme
arzusunda olduğu biliniyordu. O nedenle
de zaten Amerika'da hala İsrail bizi bu
savaşa soktu. tartışması var. Ben orada
Ram Emmanuel var. Muhtemelen
demokratların ya da bir ihtimal
Demokratların 2028'deki cumhurbaşkanı
aday adaylarından birisi olacak. Önemli
bir siyasi şahsiyettir. Bill Clinton'ın
chief of staffıydı. Yani Beyaz Saray'ın
yöneticisiydi. Ondan önce kongre
üyesiydi. Sonra iki dönem yanılmıyorsam
Chicago kentinde belediye başkanlığı
yaptı. Başarılı da olduğunu sanıyorum.
böyle çok da anlamsız laflar etmeyen
biridir. Onunla yapılan bir mülakatta
şimdi bırakın bunları bir tarafa diyor.
Yani bizim başkanımız Trump'tır diyor.
Netanyahu ya da İsrailliler ne derlerse
demiş olsunlar. Sonuç olarak kararı
veren Trump'tı diyor. Dolayısıyla bu da
sonunda onun hanesine yazılacaktır
gibime geliyor. Ama arada da tabii
dediğim gibi işte bizi İsrail bu savaşa
soktu diye özellikle sağ cenahta etkili
insanlar daha fazla konuşmaya
başladılar. bu çizgiyi daha fazla
savunur hale filan da geldiler. Ama her
halve bu savaşın yapılması için bir
sebep yoktu. Tekrar ediyorum, Umman
Dışişleri Bakanı Ekonomist dergisine
yazdığı makalede, "İranlılar o güne
kadar vermedikleri tavizleri
vermişlerdi. Amerikalıların istemiş
olduğu. Dolayısıyla biz bu işin
bitirilmesine yakın olduğumuzu
düşünüyorduk." diye yazdı. söyledilerdi.
Ayrıca televizyon programlarında da
bunları söyledi. Buna karşılık diplomat
olmayan, diplomasi disiplinine sahip
olmayan Trump'ın arkadaşı Witkov'la
damadı Kuşner, "A bundan bir şey
çıkmaz." diyerek perşembe günü
kalktıklarında masadan Trump'a da
söyleyeceklerini söylemişler. Ama
sanırım o aşamada zaten savaşa
gidilecekti. Çünkü perşembe günü sana bu
söylenip de cuma öğlen savaş kararını
vermesi, savaş kararını daha önceden
vermiş olman gerekir ki bu da çemberi
kapatıyorum. İranlıların dediğine
geliyor. Amerikalılarla dürüstçe bir
müzakere yapmak mümkün değil. Bir kere
oldu. Obama ile anlaşma imzalandı ki
Obama'ya kan kusturmuştu
Cumhuriyetçiler. Trump dahil. O anlaşma
imzalandı. Obama daha ötesine
gidebilecek olan şartları dikte edemedi.
Eli zayıf olduğu için İran'a dikte
edemedi. Trump da oradan çıktı. Yani bu
işlerin başlangıcına bakacaksa kim
güvenilir, kim güvenilmez. Yapılmış olan
bir anlaşmayı Amerikan devletinin
imzalamış olduğu ve tek başına da değil
Çin, Rusya ve AB üçlüsü ile birlikte
imzalamış olduğu bir anlaşmadan Amerikan
tarafı kendi imzasını çekti. İlk Trump
döneminde 2018 Mayısında. Ondan sonrası
da yokuş aşağı. Çünkü bu da İranlılara
uranyum zenginleştirme için alan açtı.
%60'a kadar vardılar. O işte %60'a kadar
zenginleştirilmiş uranum 440 kilo nerede
olduğu bilinmiyor. Amerikalılar
bombaladıkları zaman enkazın altında mı
kaldı? Yoksa İranlılar bunu bir yere
kaçırmaya muvaffak oldular mı? Onun
cevabını bilmiyoruz. Güya bu özel
operasyoncular, özel kuvvetler o 440
kilogramlık zenginleştirilmiş uranyumu
bulup alacaklar. Belki onun için
kullanılacaklar. Onun kolay bir iş
olmayacağını filan da varsayıyorum. Her
hal bekar Trump'ın yaptığı işlerin
sonucuyla pek ilgilenmeyen biri olması
ve bence konuları merak dahi etmemesi.
Yani adama İran'la ilgili günlük brief
verildiğinde 2 dakikalık mı bir
dakikalık mı videolar gösteriliyormuş
Amerika'nın nereyi bombaladığına dair.
başkanın, bunca insanın hayatını
etkileyen, dünyayı etkileyen bir savaşın
gidişatı hakkında aldığı bilgi bundan
ibaretse eğer Amerika'da ciddi bir
yönetim krizi yaşandığını söylememiz
gerekir ki belki uzun vadede daha
tehlikeli olan durum budur.
>> Çok teşekkür ediyorum. Söle.
>> Ben de teşekkür ederim.
Ask follow-up questions or revisit key timestamps.
Loading summary...
Videos recently processed by our community