Radyo Tiyatrosu: Yeni Bir Hayat | Dram
1330 segments
[müzik]
Radyo Tiyatrosu.
Yapım Ankara Radyosu.
Yeni bir hayat.
Yazan Hande Berttin, yöneten [müzik]
Mehmet Atay, yapımcı İsmet Keten,
efektör Kani Akın.
[müzik]
Oynayan sanatçılar Metin Cahit Çağran,
Hilmi Nurtekin Odabaşı, İrfan Sinan
Pekinton, Mercan Gülşen Girgin Koç,
Serpil Berrin Öney, Sibel Neriman
Perktaş, Hulki Özer Tunca
>> [müzik]
[müzik]
>> Kolay gelsin ilme. İşe erken
başlamışsın.
>> E boş duranı Allah sevmez evlat.
>> Bakıyorum yine bana laf dokunduruyorsun.
>> Yok canım senin için söylemiyorum bu
sefer kendimi ateşliyorum asıl biraz zor
kalktım bu sabahta.
>> Gün doğmadan kalkıp ne olacaksa daha
turistlerin gelmesine bir ay var.
>> İşin acele değilse otur bir çayımı iç.
>> Öyle güzel yudumluyorsun ki canım çekti.
[kahkaha]
He. Al bakalım şu çay bardağını. Heh.
Demini şekerini de istediğin gibi koy.
Güzel. Al.
>> Yaza çok var deyip devrilsek mevsimi
karada geçiririz evlat. Motora bakmadan,
tekneyi yıkamadan reislik olur mu?
>> İyi ki denizde aram iyi değil
>> ha. Her iş aynı Metin. Her iş aynı.
Dünyanın en kolay işiyle bile uğraşsan
hakkını vereceksin.
>> Girdiğim işlerde bunun için dikiş
tutturamadım desene.
>> Vallahi orasını bilemem. Yalnız sana
şunu söyleyeyim. Şu yaşa geldim.
Hakkıyla çalışmayan birinin işini
başardığına rastlamadım daha.
>> Oho. Sen gazete okumuyorsun anlaşılan.
>> Ne varmış gazetelerde?
>> Daha ne olsun İlmi Reis? Şans
oyunlarından her gün birileri milyonlar
kazanmıyor mu? Ben sana zengin olmaktan
değil, iş başarmaktan söz ediyorum
evlat.
>> Düşün şimdi balık mevsimi başlasa,
>> e
>> denize açılsan
>> bir de baksan ki vıcır vıcır balık
kaynıyor her yanın. Kepçeni, elini
daldırsan balık çıkıyor denizden.
>> Eee bu dediğin ancak ryada görülür
evlat. Hem ağları onarmasam, motorun
bakımını yapmasam, yer gök balık olsa
yine de tutamam ki.
>> O zaman turist olar buralar. Ben de
kasabayla köy ay arasında taşır dururum
onları.
>> Sen hayal kurmaya devam et.
>> Ne desem hayalcilik oluyor.
>> E senin yaşında bu kadar hayalci olsam
hala tayfa olarak kalırdım evlat. Hadi
bırak bunları da sabahın bu saatinde
buralarda niye dolaştığını anlat
bakalım.
>> Aman şu yeni taşınan genç var ya bizim
bahçedeki küçük evi kiralayan.
>> H anladım kimden söylüyorum. Sabah
otobüsüyle eşyaları gelecekmiş kasabaya.
Beyimize zor geldi eşyalarını taşımak
anlaşılan. Annem bizim oğlan getirir
demiş. Mecbur kaldım artık.
>> E bedava getirmiyorsun ya. 3
>> be kuruş alırım elbet. Ne de olsa araba
benzin yakıyor.
>> Sana kalsa taksiciliği de beceremezsin
ya. Annenin zoruyla ayakta duruyorsun
yine.
>> Sen de sürekli annemi kayırırsın.
>> E sizi adam etmek için nasıl
çabaladığını hepinizden iyi biliyorum.
Çünkü
>> her gün kafama vuruyor o da.
Az bile şu arabayı aldırana kadar canın
çıktı. Ne oldu sonra? 3 be gün gezip
evin önüne koy verdin. Hesapta
çalıştırıp para kazanacaktın. Hani
>> çalıştırıyorum işte. Yoksa ne diye
kalkayım sabah sabah? İş olmadan gezip
dursam benzin parasına can mı dayanır?
>> Meraklanma. Yakında şenlenir buralar.
Bol müşterin olur.
>> Turuslerin ayağı iyice alıştı bizim
köye.
>> Memnun kalmayanı yoktu. Ondan
memleketine dönen eşine dostuna
anlatıyor nasıl rahat ettiğini. Her sene
bir öncekinden daha çok turist geliyor.
>> Hani bizim denize doğru uzanan arazi var
ya. Ağaçların bir kısmını kestirelim
diyorum. 5 10 tane küçük kulübe. Al sana
turistik tatil köyü.
>> Dereyi görmeden paçaları sıvıyorsun
yine.
>> Düşünsene 20 kulübe olsa geceliği
100.000 liradan e her gün 2 milyon lira.
Ne dersin İlmi reis? Hani taksicilik
yapacaktın?
>> Ne olacak ki? Bir yandan da taksicilik
yaparım. Saat başı tur düzenlerim
kasabaya. Belki de bir şoför tutarım.
[kahkaha]
>> Tatil köyünün başına da lishan bilen bir
müdür.
>> Doğru dedin. Doğru. Gerçi ben de bir iki
yılda öğrenirim ama.
>> Arazide denize yakın.
>> Yakında söz mü? Neredeyse denizin
içinde.
>> E kanalizasyonla falan uğraşman da
gerekmez. Hani 50 metre boru döşedin mi?
Tamam. Verirsin borunun ağzını da
denize.
>> Öyle ya. Fazla sermayeye gerekmeyecek
galiba.
>> A ya. Herkes bayılır zaten pisliğe.
İçinde yüzmeye.
>> Neresi pis şu denizin ilmi reis?
>> E sen pisleteceksin ya.
>> Ya niye pisleteyim denizi?
>> E biraz önce denize vermiyor muydun
kanalizasyonu?
>> İnsanın hevesini kırmak da üzerine yok
vallahi. [kahkaha]
Anam bir sen iki.
Görürsünüz görürsünüz. seneye yapacağım.
Yapacağım bu dediklerimi.
>> Ben de bir transatlantik alır,
turistleri doldurup boşaltırım tatil
köyüne.
>> Seninle de konuşulmuyor ki. Oho, zaman
da nasıl geçmiş. İnşallah otobüsü
kaçırmamışımdır. Hadi şimdilik eyvallah.
>> Dur yahu dur. Tam zengin olacakken
nereye böyle?
>> Kasabaya inip otobüsü karşılayacağım da
dönüşte bol bol konuşuruz. Hadi
eyvallah.
>> [müzik]
>> Oğlum misafir kabul eder misin?
>> Misafir ne demek? Mercan teyze buyur
gel.
>> Gel Serpil gel kızım şu ağacın altına
bırak çaydanlığı da hiç zahmet
etmeseydiniz.
>> Ne zahmet olacak? Kahvaltı etmemişsindir
diye düşündüm. Kahvaltılık bir şeyler
getirdik işte.
Ay ay dikkat etsene kızım. Üzerine
döküyordun kaynar suyu.
>> Çaydanlık ayıverdine.
>> Tuttuğunu sağlam tut yavrum. Neyse bir
şey olmadı şükür.
>> Ben artık gideyim. O ocaktaki sütü
unutma sakın. Bir çay içip gelirim ben
de. [boğazını temizler]
>> İlk karşılaşmamızda kızınız sanmıştım
Serpili. Şimdi nine deyince anladım
torununuz olduğunu. Büyüko
>> oğlumun kızı. Babasıyla annesi yıllardır
Almanya'da. Serpil'i ben büyüttüm.
sayılır. Bakıyorum sen de benim gibi
erken kalkıyorsun İrfan Bey oğlum. Yoksa
yerini mi yadırgadın?
>> Yok. Aylardır ilk defa yastığa başımı
koyarken uyumuşum. Sabah erkenden kuş
sesiyle uyandım. Uyanmışken bir şeyler
okumak istedi canım. Temiz havada
oturmayı özlemişim.
>> Oku oğlum oku. Okuyandan zarar gelmez
insana. Ona bir şey dediğim yok ama
yüzüm pek soluk. Sabah kalkar kalkmaz
önce bir şeyler yesen daha iyi edersin
gibime geliyor. Bizim buraların balı
nefis olur. Bir tabak yollayayım da
rengin düzelsin biraz.
>> Kuş seslerini duyunca inan ki her şeyi
unuttum Mercan teyze. Ah! [iç çeker]
Kendi çocuklarımın elinde bir kere bile
kitap görmedim ama Serpilim de senin
gibi okumaya meraklı. Maşallah.
>> Bugün gelecek bavulların içinde epice
kitap var. İsterse gelip seçsin.
>> Oh! Göklere uçar artık.
Metin de neredeyse getirir eşyalarını.
>> Ha biraz gecikir belki. Yemeklik erzak
da ısmarlamıştım. Size teşekkür
borçluyum. Mercan teyze.
>> Aa o da niyeymiş Irfan?
>> Size her şeyi anlattığım halde bir an
olsun tereddüt etmediniz evinizi bana
kiralarken.
>> Bizim oğlanın arabası bu.
>> Eşyaları taşımasına yardım edeyim.
>> Günaydın.
>> A günaydın. Aa, uyanmış olacağınızı
düşünmemiştim.
>> Gel Metin.
>> Aa, anne. Anne sen de mi buradaydın?
>> İrfan Bey'e kahvaltı getirmiştim. Sen de
kahvaltı etmeden çıkmışsın evden.
>> Kaynanan seviyormuş Metin. Çay soğumadan
birer bardak içelim isterseniz. Ha,
>> İlmi Reis'in yanında içtim çayımı. Lafa
öyle dalmışız ki neredeyse otobüsü
kaçırıyordum.
>> Yarım saat erken kalkmazsam böyle olur
işte.
>> Gece geç yatmıştım zaten. Sabah uykusu
tatlı geldi. Anne,
>> geceleri kasabaya mı iniyorsun? Kasabaya
indiğim de oluyor ama genellikle köyde
olurum.
>> Kasabaya da inse, köyde de kalsa
geceleri ortadan kayboluyor Metin. Hele
şu arabayı aldıktan sonra
>> eh [boğazını temizler] zaman evde bir
türlü geçmek bilmiyor. Anne ne yap?
>> Yıllardır evlendireyim de kurtulayım şu
oğlandan diyorum ama hala kandıramadım.
>> Yine başlama ne olur anne. Hem baksana
aynı yaşlarda olduğumuz halde İrfan Bey
de bekar.
>> Büyükkentte yaşamış o. Yıllarca okumuş.
>> Benim arkadaşlarımın çoğu evli. O zaman
senin de bir an önce evlenmen gerek.
Dedikanlı
>> sen anneme bakma kardeşim. Anneme bakma.
Çöp çatanlık ruhuna işlemiş bir kere.
Etrafında bekar birini görmeye
dayanamaz. Evlendirene kadar uğraşır.
>> Yandık desene.
>> Sırt sırta vermeye başladınız bakıyorum
da.
>> Ne yapalım canım anacığım? Başka türlü
seninle başa çıkmamız mümkün mü?
>> Sen uyma buna İrfan Bey oğlum. İşine
geldiği gibi konuşup durur işte.
Söylediğim şeyler akıllarına yatmayınca
hep böyle olur. Hilmi Reis de annem de
hep aynı ağızdan konuşuyorlar sanki.
>> Hilmi Reis kim?
>> Ha bir teknesi var. Kışın balıkçılık
yapar.
>> Yazları da turistleri gezdiriyor. Artık
iyi adamdır aslında ama o da kafasını
bana takmış bir kere. Hem bak o da hiç
evlenmemiş.
>> E seninle o bir mi?
Ah ah. Şimdiki haline ne bakıyorsun?
Anasız babasız garibin biriydi o.
Çocukluğu, gençliği, teknelerde geçti.
Karın tokluğuna çalıştı, durdu yıllarca.
>> Elinde olsa evlenmez miydi?
>> Şey, eşyaları indirsek artık arabadan.
>> Kolinin biri öyle ağır ki kaldırınca
belim çıkacak sandım.
>> Kitapların hepsini aynı koliye koymuştur
annem.
>> Oldu mu olası böyle çıtkırıldımdır bu
oğlan. Ne bahçede işe yarar ne denizde.
O kadar da özendim. Nerede hata yaptım
bilmem ki.
>> Aman kardeşim. Aman kardeşim. Annem
başladı yine benden şikayet etmeye. Bir
an önce taşıyalım şu eşyaları da ben
kaçayım.
>> Tamam.
[müzik]
[zil sesi]
[müzik]
>> Ne çok kitabınız var İrfan abi.
>> Çoğunu yeni aldım. Okuduğum kitapları
getirmedim daha.
>> Niye evden çıkmadığınızı şimdi daha iyi
anlıyorum. Burada kendinizi çok yalnız
hissetmiyor musunuz?
>> Kendimi yalnız hissettiğim zamanlarda
bile aslında yalnız olmadığımı anladım.
Artık evden çıkmasa da içinde bulunduğu
toplumdan etkileniyor insan.
>> Çok garip.
>> Neden? Nedir garip olan?
>> E büyük bir şehirden geldiğiniz halde
buradan sıkılmadınız hala.
>> Sıkılacağımı da sanmıyorum. Aradığım her
şey var burada.
>> Hep büyük şehirlerde yaşamayı
düşlemişimdir. Burası hapishaneden
farksız geliyor bana. Üniversite
sınavını kazanabilsem şimdi burada
olmayacaktım zaten.
>> Peki tekrar sınava girmeyi düşünmedin mi
Serpil?
>> Doğrusu bir yıl daha ders çalışmayı göze
alamadım. Yabancı dili öğrenip turizmle
ilgili bir işte çalışmak istiyordum ama
olmadı. Kısmet değilmiş demek ki.
>> Yeteri kadar çalışmadım desene şuna.
Kısmetle ne ilgisi var bunun?
>> Babamların yanına gidip Almanca
öğrenerek hayata daha çabuk
atılabileceğimi düşündüm. Hı.
>> Biraz da bu yüzden yeteri kadar
çalışmadım galiba.
>> Turizmle ilgilenmek istediğine göre
Almancayı öğrendikten sonra yine buraya
mı dönmeyi düşünüyorsun?
>> Bu küçücük köyde ne yapabilirim ki?
>> Gördüğüm kadarıyla buralar gelişmeye çok
açık. Herkesi tanıyorsun sonra. Bence
burada çok daha başarılı olursun.
>> A köylünün beni pek ciddiye alacağını
sanmıyorum.
>> Sen ciddi işler yaptıktan sonra
istemeseler de ciddiye almak zorunda
kalırlar. Önemli olan kendi kendini
ciddiye alman. Tam Hilmi Reis gibi
konuştunuz.
>> Şu Hilmi Reisi merak etmeye başladım
doğrusu.
>> Teknesinin başındadır mutlaka.
İsterseniz tanıştırayım sizi.
>> Tabii. A seçtiğin kitapları da al o
zaman. Bir daha dönmeyelim.
>> İrfan abiye mektup gelmiş. Yine.
>> Metin mi getirdi?
>> Evet. Zarfın üzerindeki yazı yine aynı.
Hepsi de Ankara'dan postaya veriliyor.
>> Anlaşılan iyice inceliyorsun gelen
mektupları. Başkalarının işlerine
burnunu sokman doğru değil.
>> Mektupları okuduktan sonra İrfan abinin
yüzü nasıl değişiyor fark etmiyor musun
Nine?
>> E belli ki üzülüyor okuduklarına. Zarfın
üzerindeki yazı da kadın yazısına
benziyor.
>> Ay çok üzerinde duruyorsun bu mektup
meselesinin.
>> Hem de ailesinden biri değil. Ailesinin
İstanbul'da yaşadığını kendi söylemişti.
>> Arkadaşıdır belki.
>> Yook, arkadaşı falan değil bu kadın. Bu
kadar sık mektup yazmazlar arkadaşlar
birbirlerine. Hem İrfan abi bir kere
bile yanıtlamadı gelen mektupları.
>> Nereden biliyorsun?
>> Şişelere koyup denize atacak değil ya.
Kasabaya da gitmiyor. Metin amcama da
vermemiş postalaması için. Av köpeği
gibi peşine düşmüşsün bu mektup
meselesinin.
>> Bu kadın her kimse hiç karşılaşmadan
sinirimi bozuyor. Ne utanmaz şey. Kim
bilir neler yazıyor ki canı sıkılıyor.
İrfan abin
>> sana ne kızım İrfan'ın sıkıntılarından?
Allah Allah.
>> Hiç söz etmiyor ki kendisinden. Deniz
mevsimi gelmeden yerleşti köye. Şehirde
ne yapardı? Kimin nesiydi? Hiçbir şey
söylemiyor.
>> Bilip de ne yapacaksın? Sabahtan akşama
kadar okuyup notlar alıyor. Deniz
kenarına gidip uzakları seyrediyor.
Hilmi amcayla tanıştırdıktan sonra biraz
yüzü güler oldu.
>> Hilmi'nin sohbetinden hoşlanıyor demek
ki.
>> Hilmi amca da neler konuştuklarını
anlatmıyor ki. Havadan sudan diyerek
geçiştiriyor.
>> A gidip sordun mu yoksa neler
konuşuyorsunuz diye.
>> Evet. Ne var bunda?
>> Bak şunun yaptığına. Artık çocuk
değilsin kızım. Bir erkeğin peşinde
dolaşıp ne yaptığını, ne ettiğini
öğrenmeye çabalamak senin gibi bir kıza
yakışır mı?
>> Kötü bir niyetim yoktu.
>> A bu kadar merak herkesin gözünü
üstümüze çeker evladım. Dedikodu etmeye
başlarlar sonra.
>> Hilme amcadan başkasıyla konuşmadım ki
onun hakkında. O da küçüklüğümden beri
tanır beni. Ne yapıp ne yapmayacağımı
iyi bilir.
>> Sanki kendim biliyormuşsun gibi.
>> Ne yapacağımı bilmez olur muyum nine?
>> O kadar gençsin ki. Çocuk değilim ama
daha kötü ya. Çocukken yapılan hatalar
kolay unutulur ama senin yaşında
yapılanlar ömrünü heba eder fark
ettirmeden.
>> Doğru bulmadığım bir şeyi yapmam ben.
>> E herkesin kendine göre bir doğrusu olur
kızım. Senin yaşında biri için uzaklar
yakın, yakınlar uzak görünür.
>> Bu evde her şey dönüp dolaşıp yaş
konusuna takılıyor.
>> Gençliğimde ben de hoşlanmazdım
bunlardan. Yıllar geçtikten sonra
yaptığı hataları daha iyi anlıyor insan.
Yapmak isteyip de yapamadığın şeyler
için üzülmüyor musun?
>> Senin yaşında bile yoktum evlendiğim
zaman. Tek amacım evlenip çocuk sahibi
olmakmış gibi geliyordum. Dedenler beni
istemeye geldiklerinde de hiç düşünmeden
kabul ettim. Neyse bırak şimdi bunları.
Üzülsem de ne değişecek ki? Bir daha
geçmişe dönüp o günleri yaşayamadıktan
sonra üzülmek neye yarar?
>> Söylendiği gibi tarih tekrardan ibaret
değil desene.
>> E o kadarını bilemem. Senin gibi
okuduklarımdan öğrenmedim ben. Ancak
yaşadıklarımı anlatabiliyorum sana. Aa
konuşmaya dalıp yemiyi ocakta unuttuk.
Görüyor musun? İrfan'ın mektubunu
masanın üzerine bırak da bir ara götürüp
vereyim.
>> E ödünç aldığım kitapları götürecektim
ben de. Evde yoksa kapının altından
atarım mektubunu.
>> Abi bir sürü soru sorup da canını sıkma
adamın.
>> İrfan Beyoğlum evde misin?
Ah! Hangi rüzgar attı seni buralara
Hilmi reis? İyi ki geldin. Benim de
canım sıkılıyordu.
>> Tam zamanında geldim desene.
>> Hem de nasıl kapıda durma öyle yabancı
gibi. Bir de çay demleri şimdi
geç öyle.
>> Seni götürmeye gelmiştim ben de ama pek
keyfin yok gibi.
>> E öylesine bir sıkıntı gelip geçiyor
işte. Yokluyor şöyle bir vurup gidiyor
sonra.
Her şey insanlar için Hilmi Reis.
>> Yağmur geliyor.
>> Eskiden öyle hoşuma giderdi ki yağmurda
dolaşmak.
>> Islanmaktan korkun yok o zaman. Hadi
üzerine bir şey giy de tekniğe gidelim.
Ahmet.
>> Hayırdır? Balığa mı çıkıyoruz?
>> Yağmurda denize açıldın mı hiç?
>> Ne denizi ilmi reis? Alahm ediyorsun.
Sokaklarda yürüdüm ancak.
>> E boş yere oyalanmayalım o zaman.
Üzerine bir şey al da karada
yakalanmayalım yağmura. Senin kanında
gençlik akıyor Hilmi Reis. [kahkaha]
[müzik]
Yağmur bastırmak üzere artık. Geldim
geleceğim diyor.
>> Gelsin gelsin görelim yağmur altında
tekne gezintisi nasıl oluyormuş. Hey!
En iyi yer burası. İlerideki kayalıklar
dalga kıran görevi yapıyor. Göl gibi
dümdüz olur burası. Tekne bile sallanmaz
neredeyse.
>> Havalar ısınınca buraya gelmeli yüzmek
için.
>> Beş balık getirdim yanımda. Mangalda
yanmaya hazır bekliyor. Ne dersin?
>> Bundan iyisi can sağlığı il reis.
>> Hadi o zaman [iç çeker] ben balıkları
hazırlarken sen de mangalı ateşle.
Balık pişireceğiz derken tekneyi
yakmayalım reis.
>> Mangalın yerini değiştirme yeter. Orası
rüzgar tutmaz.
>> Tamam. Ustası sensin bu işin. Sonra
söylemedi deme.
>> 3 kilo aran nasıl delikanlı?
>> Eh 40 yılda bir işte.
>> Zula bir ufağın var paylaşırsan.
Balığın yanında fena olmaz hani.
>> Seni mi kıracağım? Madem ziyafet
hazırlıyoruz tam olsun değil mi?
Tam zamanında yaktık mangalı. Biraz daha
geciksek suya düşecekti mangal keyfimiz.
>> Aslında yağıyor. Bir anda gök delindi
sanki.
>> Böyle olur buraların yağmuru.
>> Kendin mi yakaladın balıkları?
>> Avlanma yasağı sürüyor evlat. Oltaya
niyetlendim ama işi şansa bırakmak
istemedim. Görünüşünden anlamadın mı bu
sahne balığı olduklarını?
>> Yook. Aksine taze balık böyle olur işte
diye düşünüyordum ben de.
Bu nasıl İstanbulluluk delikanlı?
>> He. Uzaktan denizi görmekle balığın
tadına varılmıyor Hilmi Reis. Üstelik
ben uzun süredir Ankara'daydım. Denizin
ortasında hele yağmurun altında balık
yemenin bu kadar keyifli olacağını hiç
düşünmemiştim.
Düşen damlalar sıkıntılarımı söküp attı
sanki yüreğimden. İyi ki taşınmışım
buraya. Kimi zaman denize atılan bir
şişe gibi sürükleniyoruz dalgaların
arasında. Üzücü bir olayın ardından bu
köye geleceğini nasıl tahmin edebilird?
>> Çocukluğumdan beri böyle bir yerde
yaşamayı düşlerdim. Yine de içten içe
korkardım bu isteğimden.
>> Alışkanlıkları bırakmak kolay değil. Ben
de çok düşündüm bu köyden ayrılmayı ama
bir türlü cesaret edemedim.
>> Günler geçtikçe daha iyi anlıyorum.
Zamanımın hepsini vermeme karşın
çalıştığım iş yerini de yaptığım işi de
hiç sevmemişim. Yıllardır diken üstünde
oturmuşum sanki. Buraya gelince huzurun
ne olduğunu hatırladım. Şimdi sıra o
huzuru yakalamaya geldi. Senin gibi
Mercan teyze gibi insanları tanımak için
buraya gelmem gerekiyormuş. Demek ki
>> insanları değerli kılan, onlara değer
vererek bakan gözlerdir. O sarrafta iş
olmadıktan sonra ha altın olmuşsun ha
bakır.
>> Mercan teyze ile sende diğerlerinden
farklı olan bir şey var biliyor musun?
Hoşgörülüsünüz. Dünyaya değişik bir
açıdan bakar gibisiniz.
>> Herkes yaşadıklarının gereğini yapıyor
evlat.
Üzüntüler, sevinçler yaşanan türlü
şeyler yaratıyor insan. Yoktan ortaya
çıkmıyor ki insan.
Farklı olan sensin bana kalırsa. Yaşının
gereklerini yerine getirmiyorsun.
Dışarıdan bakıldığında onun eliyip
eliğini duvara asmış birine benziyorsun.
Geldiğimden beri kasabaya bile gitmedim.
>> Sana daha önce de anlattım Hilmi Reis.
İnsanların arasına karışmaya hazır
değilim daha. Herkesin başına gelebilir
böyle şeyler. Sonunda suçsuz olduğun
ortaya çıkmış, aklanmışsın.
Kendini bu küçücük köye kapatman yanlış.
Hapisten çıkıp bir başka hapse
sokuyorsun kendini. Özgürlüğün değerini
bilmezden geliyorsun. İşlemediğin bir
suç yüzünden dost sandıklarının sırt
çevirmesi dokunuyor insana.
>> Sevineceğin şeylere üzülüyorsun evlat.
Böyle bir şey başına gelmemiş olsa
onlara güven miyi sürdürsen daha mı iyi
olacaktı?
>> Onlar gerçek dost olsaydı da sırtımı
dayar dayamaz boşluğa yuvarlanmasaydım
fena mı olurdu?
>> Hayat böyledir zaten. Sorular sorular
sorular. Yine de olmaması gereken oldu
diye olması gerekenleri kaçırmanın bir
anlamı yok. Delikanlı.
>> Kendimle barışamadım daha. İçimdeki
huzuru bekliyorum.
>> Öyle ya da böyle. Herkes aynı şeyi
bekliyor zaten. Bilerek ya da
bilmeyerek. Farklı yollardan da olsa
hepimizin beklentisi aynı.
Al bakalım. Koy şu balıkları mangalın
üstüne. Getir bardağını doldurayım.
Getir be.
Hadi bakalım
şerefe.
>> Şerefe reis.
>> Yağmur iliklerinde hisset. Bırak alsın
götürsün tüm sıkıntılarını. Karaya yeni
bir insan olarak ayak bas.
>> Eski irfan olmam çok zor bunca olaydan
sonra.
>> Sen de yeni irfan ol evlat. Eskiye
sıkışıp kalmak bunaltır insanı. yüreğini
daraltır. Geçmişi bir tarafa bırakıp
gelene varan bir diyeceksin. Şu bir, bu
iki derken bir de bakmışsın, varmışsın
istediğin yere.
>> Kayıpların hesabını hiç tutmayacak mıyız
reis?
>> Hangi kayıbın peşine düşeceksin be
evlat? Her kayıpta bir nefes tüketsen
ömrün geçer de haberin olmaz. Güzelin
peşine düşeceksin. İyiyi yakalamaya
çalışacaksın. Doğruyu bulacaksın. Hayat
dediğin bu iş.
[müzik]
Yaşına başına bakmadan bu yağmurda
denize açıldın ya Hilmi reis. Alacağın
olsun. Hele yanaş şu kıyıya iki çift
sözüm olacak sana. Şu halime bak.
Üzerime yapıştı elbiselerim. Sı sıklama
oldum senin yüzünden.
Bilmiyorum sanıyorsun değil mi? İçten
içe hala kızıyorsun bana.
>> Mercan teyze
>> hele yanaştır şu tekneyi kıyıya hele
yanaştır.
>> Ne oldu Mercan teyze?
Sırı sıktan olmuşsun. Hastalanacaksın.
Sizin benden farklı yanınız mı var
sanki? Hadi seni anlarım. Gençsin ya. Bu
>> insaf filmi reis. İnsaf. Kendini
düşünmüyorsun ama
>> sen daha fazla ıslanma İrfan Bey. Oğlum
çarpar bu rutubetli hava alışık
değilsin.
>> Farkında olmadan ıslanmışım demek. Bir
an önce gideyim eve. Sağ ol Hilmi reis.
Bugünü ömrüm boyunca unutmayacağım.
>> Güle güle. Güle güle. Güle güle.
Uslanmışsın.
>> Kendini hala genç sanıyorsun, değil mi?
>> He ihtiyarladık mı?
>> Baksana şu halimize. Kamburu çıkmış iki
ıslak fare. Görenler delirdiğimizi
sanacak.
40 yıl oldu
>> yine de büyüyemedin. 40 yıl önceki
delikanlı karşımda duruyor sanki.
>> Büyümek istemedim belki de. O günlerdeki
gibi kalayım istedim. Çocuk gibisin.
Kabullenemedin gitti.
>> Neyi?
>> Seninle evlenmediğim için hala
kızıyorsun bana. Aradan çok zaman geçti.
Seviyordun beni.
>> Bırak bunları Hilmi Reis. Sevmiş olsam
gidip bir başkasıyla evlenir miydim?
>> Sevmiyor muydun?
>> Teknelerde yatıp kalkıyordun Hil mi?
Altımıza serecek bir döşek almaya bile
yetmezdi paramız. Düşün bir sevmiş olsam
paran yok diye bırakır mıydım seni?
>> Yanıldın mı yani? Boş yere mi yedim
durdum kendimi?
Peki ama bunca yıl sonra bu havayı mı
buldun aklımı başıma getirmek için?
>> Senin için üzülmekten bıktım artık.
Yıllardır ne yana dönsem senin izini
görüyorum etrafımda. Benim çocuklarım
oldu. Sen hiç evlenmedin. Kocam öldü. En
çok senin yardımın dokundu bize.
Çocuklarımı gözettin, durdun yıllarca.
Torunun gibi sevdin Serpil. Her işimize
koştun. Ama yok artık. Artık yeter. Bu
halinle daha çok üzüyorsun beni.
>> Dert etme Mercan. Taşı sıksam suyunu
çıkartırım hala.
>> O eskiden değil mi? Yaşlandın artık.
Bana bakacak çocuklarım var, torunum
var. Senin kimsen yok. Artık kendine
dikkat etmen, iyi bakman gerek. Bir de
şu yaptıklarına bak.
>> Hiç mi sevmemiştin beni? Ne desem boş. O
kalın kafan almıyor ki söylediklerim.
Çocuktuk değil mi? Çocuktuk. Şimdi
anlıyorum. Yürüdüğüm yolun bile farkına
varmıyormuşum o zamanlar. Anladın mı
beni?
Gidiyorum artık. Bunca yıl bekledim
anlaman için. Olmadı. Hayallerle
yaşamayı bırakmadın bir türlü. Yıllardır
unutamadın geçmişi. Reis oldun ya
boşuna. O eski deli çocuksun hala.
[müzik]
>> Abimden mektup gelmiş. Anne
>> ha Serpil uyumadan önce söyleseydin ya
sevinirdi.
>> Özellikle onun yatmasını bekledim.
>> Kötü bir şey mi olmuş yoksa?
>> Kötü bir şey yok anne. Öyle bir şey olsa
böyle rahat olur muyum?
>> Ay meraktan çatlatırsın insanı.
>> Hani bizim köylü Ramazan var ya
Almanya'da çalışan.
>> E
>> geçenlerde karısıyla birlikte abimlerin
ziyaretine gitmiş.
>> Aynı şehirde oturmuyordu ki onlar.
Çalıştığı yeri mi değiştirmiş Ramazan?
>> Yok canım. 5 saatlik yol tep gitmişler
işte. Abim de bu işin altından bir iş
çıkacak ya. Hadi hayırlısı diyormuş
içinden.
>> Ay asıl söyleyeceğini bir an önce
diyersen öyle rahatlayacağım ki
>> sen de pek sabırsızsın be anacığım.
Sonunda Serpili istemiş Ramazanlar.
>> Aa bizim Serpili mi istemişler?
>> Evet.
>> Yıllardır köye gelmez ki onlar. Serpil
nerede görmüşler?
>> Oğulları burada ya. O yazmış belli ki.
>> Oğlan burada kız burada. Almanyalarda
kız istemek de neyin nesiymiş. Bana da
tuhaf geldi doğrusu.
>> İnşallah kendiliğinden hed dememiştir
abi.
>> Yok canım yok. Dur da yazdıklarını aynen
okuyayım sana. Neredeydi şu mektup? Heh
tamam işte buldum. Bak ne yazıyor. Anne
Ramazan asıl niyetlerini söyleyince
şaşırdım kaldım. Serpil'in annemin
yanında yetiştiğini, ona danışmadan
karar vermemin yakışıksız olacağını
söyledim. Artık siz kendi aranızda
konuşup bir karara varırsınız. Böyle
yazmış işte.
>> Ramazanın oğlum nicedir görmedim.
>> Ben gördüm nini?
>> Ay sen daha uyumadın mı?
>> Amcamın erkenden eve dönmesinden
şüphelenmiştim zaten.
>> Ben de senin erkenden uyumaya
gidişinden.
>> Duydun mu konuştuklarımızı?
>> Duydum.
>> Pek aklını yatmışa benzemiyor bu işe.
Ha?
>> Nesine yatsın ki? Nasıl biri bu
Ramazan'ın oğlu? Ramazan'ın oğlu deyip
durma şuna anne. Adı Hulki.
>> Benimle bir zoru olduğu belliydi zaten.
Son zamanlarda ne yana dönsem onunla
karşılaşıyordum.
>> Seni takip mi etti yoksa?
>> E takip etmek değil de daha bir dikkatli
bakıyordu sanki. E öyle bakınca benim de
dikkatimi çekiyordu.
>> E beğenmiş demek ki seni.
>> Bir kere bile konuşmadı benimle. Neyimi
beğendi anlamadım.
>> Baksana anne. Kendisi bile biliyor
beğenilecek yanı olmadığını. Sıska şey
sen de. Seni evlendirmeden önce iyice
şişmanlatalım. Sonra da ağırlığın kadar
altın isteriz damat adayından. Oldu mu?
Sen alay et daha. Seni isteyen yok diye
kıskanıyorsun değil mi?
>> Hulki'nin zevksizliğini bilirdim de bu
kadarını ummazdım doğrusu.
>> Senin de zevkini görürüz nasıl olsa.
>> Ay bırakın şimdi atışmayı. Sırası mı?
Eee, ne demişler? Bir kızı 1000 kişi
ister bir kişi alır. Öyle değil mi?
[kahkaha]
Bizim kız amcasına çektiyse daha uzun
zaman oturur bu evde. Anne sonunda biz
görücüye çıkarız onun için.
>> Amca
>> hadi hadi.
>> Kolay gelsin Serpil. Bahçeyi mi
suluyorsun?
>> İrfan abi sen miydin?
>> Korkuttun mu yoksa?
>> Dalmışım. E dün mektup gelmişti sana.
Bulamayınca kapının altından attım.
>> Denize açılmıştı Kidle. Dönüşte buldum
mektubu.
>> Aldığım kitapları da getirmiştim ama
geri götürmek zorunda kaldım.
>> Ne çabuk okumuşsun. Beğendin mi bari?
>> Hem de çok.
>> E hep aynı yere tutuyorsun hortumu.
>> İyi. Bu kadar yeter. Suyu kapatayım
artık.
Eee, bir şey sormak istiyordum sana.
>> Sor bakalım.
Hep aynı kişi yazıyor o mektupları. Öyle
değil mi?
>> E evet.
>> Bir kadın.
>> Nasıl anladın?
>> Mektubu eline aldığın zaman yüzünün
aldığı şekilden belli oluyor.
>> Yüzümden belli oluyor demek. Peki şimdi
bak bakalım ne anlıyorsun yüzümden.
>> Komik olmaya çabalıyorsun. [kahkaha]
Ona aşıksın değil mi?
Bu konuyu bırakalım istersen.
Turizmle ilgili birkaç kitap ayırmıştım
sana. Bekle de onları getireyim.
>> Aa, içeri girmemde bir sakınca var mı?
>> E, benim için bir sakıncası yok ama bir
gören olursa yanlış anlaşılabilir.
>> Ben kendimden eminim ya. Önemli olan bu.
>> Peki,
gir o zaman.
Dağınıklık gim kusura bakmazsın umarım.
Geçen gün konuştuklarımızı düşündüm ve
burada kalmaya karar verdim.
>> Sanırım bu daha akıllıca olur.
>> Ama nereden başlamak gerektiğine karar
veremiyorum.
>> Önünde koca bir yaz var. Gelen
turistlerin ihtiyaçlarını öğrenirsin
önce. Ona göre karar verirsin. Ha
>> ya sen de kalacak mısın?
>> Henüz bilmiyorum Serpil. Ne yapmam
gerektiğine bir türlü karar veremedim
daha. İnsanların iyi tanıdıkları
çevrelerde daha başarılı olacaklarını
söylemiştin bana.
>> Genelde öyle olur.
>> Döneceksin değil mi?
>> Dedim ya bilmiyorum.
>> Özür dilerim. Tutamadım kendimi. Sana
soru sormamaya karar vermiştim. Oysa
>> senin bir suçun yok. Bütün suç bende.
Geçmişe o kadar gömüldüm ki dikkat
çekebileceğim hiç aklıma gelmiyor.
>> Özür dilerim.
Bir şey soracaktım.
>> Buyur kızım sor.
>> Birkaç ay önce bu köye taşınan bir
arkadaşımı arıyordum.
>> Kasabadan mı geliyorsun? Aslında
Ankara'dan geliyorum. Yol ayrımında
indim otobüsten. Bu tarafa gelen bir
taşıt bulmaya çalıştım ama bulamayınca
yürüyerek geldim. Sen İrfan Beyi arıyor
olmalısın.
>> Onu tanıyor musunuz?
>> Galiba seni de tanıyorum.
>> Demek benden söz etti size.
>> Yorulmuşsundur. Buyur bir çay iç
dinlenir.
>> Sağ olun. Bir an önce görmek istiyorum
Erif Hanım.
>> Evet. Onu nasıl olsa görürsün ama böyle
demlenmiş bir çayı bulamazsın. Bir daha
konuşmuş oluruz hem de.
E bir çay içeyim o zaman.
Adın Sibeldi değil mi?
>> Bakıyorum adıma kadar biliyorsunuz.
>> Bana da Hilmire isterler. Denizin
kenarındaki tekne benim. Yalnız
yaşıyorum. Zor oluyor ama sorunlar kimi
zaman tek başıma kaldıramayacağım kadar
ağır geliyor.
>> Hele böyle bir küçük köyde.
>> Yalnız nerede olursa olsun yalnızdır.
Dışarıdaki kalabalıkla insanın içindeki
yalnızlığı aynı kefiye koyamazsın.
İki yalnız bir araya gelince
dertleşiyoruz biz de İrfan beyle.
>> İrfan'ın kendisini yalnız hissetmesine
gerek yok ki. Çok arkadaşı var
Ankara'da. Nedense kimseye haber
vermeden kalkıp geldi buralara.
>> E suçsuz yere hapis yatmak kolay iş
değil kızım. Bir an için bile olsa
özgürlük kaybedilmeyecek kadar
değerlidir.
>> İrfan hiçbir şeyi saklamamış sizden.
>> Neden saklasın ki?
>> Rahatsız olacağını düşünmüştüm.
>> Utanılacak bir şey değil ki bu. Bana
kalırsa insan suçlu bile olsa sonuçta
yaptığı yanlış anladıktan,
cezasını çektikten sonra dürüst bir
hayata başlarken rahatsız olmamalı.
>> Her şey açığa çıktıktan sonra bir şey
olmamış gibi dönüp aramıza
karışabilirdi.
>> İnsanlar kendilerinden beklenmeyen
kararlar verebiliyor kimi zaman. Hele
hiç beklemedikleri olaylarla
karşılaştıktan sonra.
>> Siz de beni suçluyorsunuz. Haklısınız
aslında. Belki de çok erken davrandım
İrfan'dan ayrılmakta.
Ama ailemin toplum içindeki yerini de
korumak zorundaydım.
>> Tabii kendinin de.
>> Elbette haksızlık ettiğimin
bilincindeyim ama bunu yapmak
zorundaydım. Başlangıçta durum onun
suçlu olduğunu gösteriyordu.
>> Masum olduğunu söylemedin mi sen?
>> Bu olaydan sonra bir daha görüşmedim
onunla.
>> Şimdi de pişmanlık duyuyorsun.
İrpan gibi yaşam dolu birinin böyle
küçük bir köye saklanması biraz da benim
yüzümde. Böyle varlıklı bir ailenin tek
çocuğu kalkıp buralarda yaşamaya
başlasın. Oh olacak şey değil.
>> Sadece onun için üzülüyor gibisin.
>> Parlak bir gelecek bekliyordum onu.
Ortak tasarılarımız vardı. Oysa kalkıp
buraya yerleşti. İstediği her şeyi
gerçekleştirebilir de oysa.
Ah işte irfan'ın ev sahipleri de
geliyor.
Gelin çocuklar gelin misafirimizle
tanıştırayım sizi. Sibel Hanım
>> merhaba ben Metin.
>> Ben de Serpil. Memnun oldum. Yeni mi
geldiniz az önce?
>> İrfan Bey'in arkadaşıymış Sibel Hanım.
>> Ya Ankara'dan mı geliyorsunuz? Evet. O
mektupları yazan sizdiniz herhalde.
Haberiniz var.
Mektupların irfan ulaşmadığını
düşünüyordum ben de.
>> Merak etmeyin. Hepsi ulaştı yerine. Hadi
Andre, yapacak bir sürü işimiz var. Bir
an önce gidelim kasabaya.
>> Şey, kusura bakmayın kasabaya gitmemiz
gerekiyormuş. E tanıştığımıza memnun
oldum. Hoşça kalın.
>> Burada fazla sevilmiyorum anlaşılan.
>> Yok canım alınma hemen. Serpillerin
evinde oturuyor İrfan. Mektupları
kasabadan getiren de amcası Metin.
>> İrfan da beni görünce pek sevinmeyecek
anlaşılan.
>> Onu seviyorsun ha?
>> Elbette. Yoksa burada ne işim var?
>> İşine karışmak gibi olmasın ama gecikmiş
bir vefa duygusu olmasın hissettiklerim.
>> Buraya gelirken düşündüklerim o kadar
farklıydı ki. Mektuplarımın İrfan'ın
eline geçmemiş olacağını düşünerek
kandırıyordum kendimi. Oysa cevap
yazmaya değer bulmamış anlaşılı.
E olanlardan sonra ona da hak vermek
gerek.
>> Bakıyorum herkes onun tarafını tut.
>> Sadece onun tarafını tuttuğum için
söylemiyorum bunları. Benzer bir olay da
benim başımdan geçtiği için belki biz
sizden çok daha gençtik.
O da beni durup dururken bırakıp bir
başkasıyla evlenmişti.
>> Ya üzüldüm. Bari mutlu mu şimdi?
>> Kocası çok erken öldü. iki oğluyla yapa
yalnız kaldırdı.
>> Siz hiç evlenmediniz mi?
>> Hayır.
>> Onunla evlenmeyi düşünmediniz mi?
>> Yarım kalan sevdalar kaldığı yerden
sürer mi sanıyorsun Akiz?
Ayrı kaldığımız dönem içinde ikimiz de
farklı insanlar olmuştuk. Geçmişi
yakalamak için de
çok geç kalmıştık galiba.
>> Onu hala unutmamış gibisiniz. Bunun için
evlenmediniz mi başkasıyla? Başka bir
kadınla da aynı beklentiyle yaşamaktan
korktum. Aslında
yanıldığımı anladığımda da çok geç
kaldığımın farkına vardım.
Çayını içmedin hala.
>> Kusura bakmayın bir anda bütün işten
kaçtı.
>> Boşuna üzülme. Üzülmek sorunları
halletmiyor nasılsa. Gel İrfan Bey'in
evini göstereyim sana. Buraya geldiğimi
öğrenmemesi daha iyi olacak galiba.
>> Yo içinizde birbirinize karşı şüphe
kalmaması için onunla görüşmelisin
bence.
>> Siz daha deneyimlisiniz. Biliyor
musunuz? Böyle küçük bir köyde sizin
gibi biriyle karşılaşacağımı söyleseler
gülüp geçerdim bunu. Ah siz şehirl
sadece kendinizin yaşayabileceğini
düşünürsünüz.
Ne hata. İnsan nerede olursa olsun
hayatına kendisi yön verir. Şehir ya da
köy yaşamaz ki senin yerine.
[müzik]
Geleceğine haber versen kasabada
karşılardım seni. Bu kadar yolu yürümen
gerekmezdi. Yazdığım mektupları
almadığını düşünüyordum. İrfan,
>> yorulmuşsundur.
>> Yolculuktan çok gerçeklerin ağırlığı
yordu. Onlar gibi sen de suçluyorsundur
beni.
>> Seni suçlamak için bir neden
göremiyorum. Bunun için rahatsız olmana
hiç gerek yok.
>> Serpille karşılaştıktan sonra daha iyi
anladım sana yaptığım haksızlığı. O
küçük kız seni seviyor biliyor musun? O
kadar belli ki bu.
>> Daha çok genç. Hiç karşılıksız
sevebiliyor seni.
>> Seninle ben bunun için bitirdik zaten
sevgimizi. Sevdiğimiz için ödül bekleyip
durduk. Sonunda bitirdik aşkımızı.
>> Bağışlamayacaksın değil mi?
>> Bağışlanacak ne var ki Sibel? Yapılması
gerekeni yaptın sen. Hepsi bu.
>> Suçlu olduğuna inanmıyordum aslında.
>> Suçluluğu kanıtlanana kadar sanık
suçsuzdur. Sense tam tersini yaptın.
Aklanıncaya kadar suçluydum senin
gözünde. Bir kere olsun aramadın beni.
>> Duygularını fazla önemsemediğinin
farkında mısın?
>> He mantığımla yaşamalıyım oysa değil mi?
Vefasızlığı akıllılık olarak
kabullenmeliyim. Çıkarlarını her şeyden
üstün tuttuğun için hayranlık
beslemeliyim sana.
>> Olanları unutamaz mısın?
>> Yaşadıklarını yaşanmamış saymak,
öğrendiklerini görmezliğe gelmek
akıllılık mı? Öyle yaptıktan sonra
bilginin ne anlamı kalıyor? Bu köyde
hiçbir iş yapmadan oturmak için mi
okudun bunca yıl? Her zamanki
iddialarine ne oldu? Ha?
>> Yapmak istediklerimi burada da
gerçekleştirebilirim.
>> Ne yapabilirsin ki burada?
>> Birdenbire olmaz belki ama yavaş yavaş
bir şeyler yapabileceğime inanıyorum.
Burada yeni bir hayata başlayacağım. 3
be ay sonra sıkılıp dönersin.
>> O anlamsızlığı sürdüreceğimi sanmıyorum.
>> Eski yaşamını kaldırıp atamazsın. Ait
olduğun yere dönmen gerek.
>> Kendimi hiçbir yere ait hissetmiyorum.
Nerede rahat edersem, aradığım huzuru
nerede bulursam orada yaşayacağım.
Bundan böyle.
>> Kararlı mısın?
>> Evet.
>> Akıllıca davranmıyorsun. Seni sevdiğimi
bilmezden geliyorsun.
>> Sen burada kalsana. Kendinle barışırsın
en azından.
>> Hiçbir zaman kavgalı olmadım kendimle.
>> Sana hayranım biliyor musun? Hep daha
fazlasını isteyebilmene, tükenmeyen
açlığına hayranım.
Ne yazık ki senin gibi biriyle mutlu
olmam mümkün değil. Kibarca kovyorsun
beni.
>> Aksine burada kalmanı önerdim biraz
önce.
>> Kalamayacağımı biliyorsun ama.
>> Neyi kaybetmekten korkuyorsun?
>> Yaşadığım çevreyi bırakıp buralara
gelmek için bir neden göremiyorum.
>> Ben varım ya.
>> Burada karşılaştığım irfan'ı sevmiyorum
ben. Eski irfanı bulmak için gelmiştim
buraya kadar.
>> Eski irfanı da ne kadar sevdiğin ortada
zaten.
>> İrfan Beyo oğlum. Aman ama aç şu kapıyı.
Bittim yorgunluktan.
>> Mercan teyze. Bu ev sahibim. Geliyorum
Mercan teyze.
Ah! Gel Mercan teyze gel.
>> Yoğurt getirdim sana. Aa misafirin mi
var? Hoş geldin kızım. Senin şansınaymış
demek bu yoğurt.
>> Sağ olun ama gidiyordum ben de.
>> Yemeye kal istersen.
>> Fazla gecikmeden döneyim daha iyi.
>> H sen bilirsin.
>> Çok geç olmadan sen de dönsen iyi
edersin.
>> Uyardığın için sağ ol.
>> Yolu biliyorum. Uğurlamana gerek yok.
Hoşça kal.
Ha zamansız geldim galiba.
>> Aksine tam zamanında geldin Mercan
teyze.
>> E otobüs birazdan kalkar. Arkadaşının
peşinden git hadi ayıbı olmasın.
>> Arkadaşım değil artık sadece eski
nişandım.
>> Aranızda ne geçti bilmiyorum ama seni
görmeye gelen birinin böyle gitmesi
doğru mu oğlum?
>> Beni görmeye falan gelmiş değil. O
kendini temize çıkarmış oldu buraya
gelerek içindeki vicdan azabından
kurtuldu. Peşinden gidip de huzurunu
kaçırmanın anlamı yok. Sonradan
üzülmeyesin.
>> Ben üzüleceğim kadar üzüldüm zaten.
Bundan sonra geçmişi düşünerek zaman
kaybedeceğimi sanmıyorum.
[müzik]
[müzik][zil sesi]
Bete tatil köyü projesi nasıl gidiyor?
Ha
>> sen alay et bakalım. Seneye görüşeceğiz
nasıl olsa. Tabii tabii tabii.
Kanalizasyonu nereye vereceğini bulunca
turistleri taşımaya başlıyorum. Senin
tatil köyüne ismini de hazırladım. Ağaç
altı tatil.
>> Devam et devam et. Son gülen iyi güler
nasılsa.
>> E şaka bir yana aslında iyi fikir. Çok
para gerekir ama
>> bu işe para yatırmayı düşünen biri
çıkmaz mı acaba?
Baksana İlmi Reis şu gelen Hulki değil
mi?
>> Ramazan'ın oğlu.
Ne o yoksa ona da mı ortak edeceksin
tatil köyüne?
>> Bizim Serpilistetmiş babasını.
>> Yok y Serpil evlenecek çağa geldi mi ki?
>> Zaman çabuk geçiyor reis.
>> Seninle bir şey konuşmak istiyordum.
Metin abi.
>> Gel Hulki otur şöyle.
>> Burada konuşmasak
>> ilmi reisten gizlenecek bir şeyimiz
olmaz bizim Ulki. Her şeyimizi bilir o.
>> E iyi o zaman. Haberiniz oldu mu
bilmiyorum ama babamlara telefon edip
Serpille evlenmek istediğimi
söylemiştim.
>> Abimin mektubu geçen gün geldi.
>> Nasıl desem?
Ben vazgeçiyorum o işten.
>> Olacak şey değildi zaten
>> hepimiz aynı köyün çocuğuyuz Metin abi.
Kara çalmak değil niyetim ama senin de
haberin olsun istedim. Serpille sizin o
kiracı arasında e bir şeyler var.
Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu senin
Hulki? Sarho diye abuk sabuk konuşturmam
seni karşımda haberin olsun.
>> Kendi gözümle gördüm Serpili. Geçen gün
adamın kapısının altından mektup
atıyordu.
Söylemedi demeyin sonra.
>> Gizli gizli mektuplaşıyorlar mı
diyorsun?
>> Ertesi gün de birlikte eve girerlerken
gördüm.
>> Yapma ya.
>> 5 10 dakika sonra elinde bir kitapla
çıktı Serpil.
>> Serpil'in mektubuna cevap vermek için
İrfan roman yazmış. demek değil. Peki
sen niye dolaşıyordun Serpil'in peşinde?
Hulki
>> onunla evlenmeye niyetlendiğim için ne
yaptığını bilmek hakkım diye düşündüm.
Ha yanlış mı abi?
>> Allah Allah. Bu köyde oğlanları aklıma
almıyor hala. E evladım hem kızı
babasından istedecek kadar beğeniyorsun
hem de iki kelime konuşacak kadar
cesaretin yok. Bu nasıl iş böyle?
>> Metin abiye saygımız büyüktür. Hilmi
Reis,
>> saygın var diye Metinle de mi
konuşmayacaksın? Hulki
>> e ne de olsa Metin abiyi amcası olur
Serpil'in. Konuşup saygısızlık etmek
istemedim anlayacağın.
>> Konuşmadan biriyle nasıl evlenmek
istediğini de anlat olacak.
>> Önce namusumuzu düşündük. Elbet o evden
çıkan birinden böyle bir şey beklemedik.
>> Ulki
ne kadar içtin sen?
>> Evet. Sabahtan beri içiyorum.
İzin ver şu kiracının dersini ben
vereyim abi. He
>> bakul şimdi beni iyi dinle.
>> Hayırdır Serpil? Elin kolun boş döndün
kasabadan.
>> Amcam getirecek aldıklarımızın.
>> Ne o Metin gelmedi mi?
>> Hilme amcanın yanında bir çay içip
gelecekmiş. Teknesi yolun kenarında diye
her önünden geçen bir çay içmeye kalksa
tüm kazancını çaya şekere yatırır. Hilmi
İrfan abiin misafiri gelmişti bugün.
>> Ha gördüm. Eski nişanlısıymış kızcağız.
İrfan'ı götürmek için uğraştı ama o
burada kalmakta kararlı anlaşılan.
>> Gitmedi mi?
>> Ne gitmesi? Kızı otobüse bile götürmedi.
>> İyi etmiş.
>> Ayrılsalar bile öyle ortada
bırakmamalıydı kızı.
>> Nişanı bozan kız olmuş.
İrfan abi içerideyken hem de
>> ne demekmiş o?
>> E şey cezaevindeymiş
ama suçsuz olduğu ortaya çıkmış hemen.
>> Ya sen de biliyorsun demek.
>> Sana da mı anlatmıştı?
>> Evi kiralamadan önce başına gelenlerin
hepsini tek tek anlattı bana. Hapse
girip çıktığı için evi ona vermeyeceğimi
düşünmüş.
>> Çok acı çekmiş olmalı.
>> Hayat o kadar uzun değil ama yine de bir
sürü tatsız şey geliyor insanın başına.
Bir süre sonra unutur o da.
>> Ya unutana kadar.
>> Eee, önemli olan yoldan çıkmamak,
serpil. Kim olduğunu unutmadıktan sonra
gerisi pek önemli değil. Acılar geçici
aslında. Kalıcı olan insan yavru.
[müzik]
Bırakacaktın. Bırakacaktın ki iyice
benzetecektim şu ülkeyi değil mi reis?
>> Delirdin mi oğlum? Söyleyeceğini
efendice söyledin sen. Bu ders yeter de
artar bile.
>> Utanmadan İrfan'ı döveceğini söylüyor.
Bir de taş devrinde yaşıyor sanki.
>> İşsiz güçsüz dolaşana yapacak iş gerek
Metin. Kendi kendine işi icat etmiş
işte.
>> Yüzde yok ki oğlan da. Sıkılmadan
anlatıyor bir de yaptıklarını.
>> Cahillik işte. Bırak sen de daha fazla
büyütme bu meseleyi. Serfilede bir şey
söyleyip canını sıkma kızım.
>> Şunun bunun lafıyla kalbini kırar mıyım
İlmi Reis?
>> Ah! İrfan bu tarafa geliyor bak.
İstersen anlatalım durumu.
>> Ne gerek var adamın sinirini bozmaya?
Zaten kendi derdiyle baş edemiyor.
>> Merhabalar.
>> Merhaba.
>> Kafa kafaya vermiş. Ne konuşuyorsunuz
böyle? Ha
>> ne olsun? İlmi reisle dertleşiyoruz
işte.
>> İyi iyi. Kumsal'da turistlerle konuştum
bugün. H
>> köyden memnunlar ama pansiyonların
ağzından şikayetçi hepsi.
>> He.
>> Deniz mevsimi başlamadan dolmuş bütün
pansiyonlar. Gelenler geceyi kasabada
geçirmek zorunda kalıyorlarmış.
>> E Metin'in taksisine iş çıkıyor böyle.
>> Aslında daha fazla gelmek isteyen de var
ama kalacak yer olmadığından
gelemiyorlar. İlmi reis seneye şu
araziyi halledeyim de görün siz.
>> Hım. Kafanda bir şeyler var senin
herhalde.
>> A turistik tatil köyü açıyor beyimiz.
>> Tatil köyü olmaz da. Başta kamp yeri
olur.
>> Bence iyi düşünmüşsün.
>> Bunun dediğine bakma sen. Az parayla
olacak iş değil bunlar.
>> Yarından tezi yok. Kendime bir ortak
aramaya başlarım ben de.
>> Bugünden başlarsan daha kolay olmaz mı?
>> Nasıl yani?
>> İlk teklifi bana yap. Söylediklerin çok
akıllıca geldi bana.
>> Ciddi misin sen?
>> Elbette ciddiyim. Neden kaçırayım böyle
bir fırsatı? E tabii beni ortaklığa
kabul edersen.
>> Senden iyisini bulacak değilim ya.
Yabancı dil de biliyorsun. E altyapısına
çok para gider yalnız.
>> Onu düşünmesen hallederiz merak etme.
[kahkaha]
>> Uzatın o zaman ellerinizi.
>> Hadi bakım.
>> Bu akşam ortaklığımızı kutlamaya ne
dersiniz? Ha kasabaya gidip iyi bir masa
kurduralım kendimizi.
>> Köy sınırlarının dışına çıkmaya karar
verdin demek. Yaşa ustanım benim.
[iç çeker]
>> Hayat böyle işte. Hilmi reis. İçine
sığmayacağımız sınırlar içine hapsederiz
kendimizi. Sonra da uğraşır dururuz
kendi ördüğümüz duvarları yıkmak için.
>> [müzik]
>> Yeni Bir Hayat adlı oyunumuzu
dinlediniz. Bir başka oyunda buluşmak
dileğiyle.
[müzik]
>> [müzik]
[müzik]
[müzik]
[müzik]
[müzik]
[müzik]
[müzik]
[müzik]
[müzik]
Ask follow-up questions or revisit key timestamps.
Radyo tiyatrosu oyunu, küçük bir sahil köyüne yerleşen ve geçmişinde haksız yere hapis yatmış İrfan'ın hikayesini anlatıyor. İrfan, burada doğa ve köy halkı ile bağ kurarak huzuru bulmaya çalışırken, eski hayatından gelen Sibel ile yüzleşmek zorunda kalır. Aynı zamanda, köydeki turizm potansiyelini keşfeden İrfan, köy halkıyla iş birliği yaparak yeni bir geleceğe adım atar.
Videos recently processed by our community