Dünya Demokratlarına Müjdeli Haber, Ateşkes İse Şimdilik Kırılgan
885 segments
Toli selam nasılsın? Yine bir sürü sorum
var ama ilk sorum Macaristan'la ilgili
olacak. Macaristan seçimi neden bu kadar
önemli ve kritikti? Hem bizler için hem
Avrupa hem Amerika için neler söylersin?
>> Merhabalar. Evet, olayların akış hızına
yetişmek mümkün olmuyor. Gözlerim
yanıyor yani. Onu okuyayım, bunu
okuyayım, onu seyredeyim filan derken
bugün bence de Macaristan'la başlamakta
yarar var. Çünkü İran işi daha bir süre
tavsiyacak gibi gözüküyor. Üstelik arka
planda tam olarak neler yaşandığını da
pek bilmiyoruz. Bu arada ben geçen hafta
yanlışlıkla Çad Gölü yerine Çad Nehri
dedim. Özür dileyip düzeltiyorum. Onu da
söylemek istedim. Şimdi Macaristan
seçimleri gerçekten çok önemliydi ve
dünyada da zaten yankıları hissedildi ve
herkes belki Macaristan seçimlerinin
sonuçlarına göre de pozisyon almak
zorunda kalacak. Özellikle Avrupa
sağında neden dersek en önemsiz
demeyeyim ama çeperinden başlayayım.
Amerikan başkan yardımcısı JD Vens 3 gün
geçirdi Macaristan'da, Budapeşte'de.
İşte 5.000 kişiye hitap etti. Trump'ı
telefonla aradı. Onu yaptı, bunu yaptı.
Dolayısıyla Trump yönetimi ya da en
azından başkan yardımcısı JD Vens
Orban'la birlikte yenilenler arasına
girdi. İkinci bir yenilen o daha perde
arkasında kalan Rusya Devlet Başkanı
Putin'di. Muazzam bir destek verdiler.
Zaten de veriyorlardı Orban'a. Orban bir
Macara göre aşırı derecede Rus yanlısı
gözüktü ki Orban'ın kendi müktesebatına
baktığımızda, geçmişine baktığımızda
egemenliğe yaptığı vurguya baktığımızda
bu kadar Rusya'yla hemhal olması çok
normal bir şey değildi. Putin yenilmiş
oldu. Gene destek veren ama çok daha
ince bir şekilde bunu yapan Çin de biraz
belki yenilenler arasında sayılabilir.
Neden önemliydi dersen kendi kendisini
öyle yaptı aslında ama Orban bugün
dünyada demokratik ülkelerde bir tehdit
olarak görülen demokrasi meselesini
önemseyen düşünenler ya da kamuoyundan
kimseler tarafından dikkat çekilen bir
olgunun temsilcisiydi. Seçimli otoriter
rejimlerin ya da illeral demokrasi
taraftarlarının sembolüydü. Orban
kendisini illiberal olarak deklare etti.
Daha da önemlisi bundan birkaç yıl önce
işte 1989 sonrası demir perde fiilen
yıkıldıktan sonra Orta ve Doğu Avrupa
ülkelerinde komünist rejimler
devrilirken biz geleceğimizi Avrupa'da
görüyorduk dedi. Halbuki şimdi biz
Avrupa'nın geleceğiyiz diye çok iddialı
da bir lafla ortaya çıktı. Ben biraz
Orban'ın geçmişiyle de ilgili birtım
şeyler söylemek istiyorum. Çünkü Orban
Macaristan'da demokrasiye geçişin simge
isimlerinden birisiydi. 1956'da
Sovyetler Birliği ya da Varşova paktı
orduları Macaristan'ı işgal ettiklerinde
Macaristan'ın o zamanki Komünist
Partisiin reformcu genel sekreteri Imire
Nagi Yugoslav Büyükelçiliğine
sığınmıştı. Onu bir şey yapmayacağız
diye oradan çıkarttılar. Sonra infaz
ettiler ve bir yerlere gömdüler. 1989
yılında 16 Haziran'da Imre Nagi'nin naşı
devlet töreniyle bir başka yere
nakledildi. Pek çok kişi orada konuştu.
Fakat en çok dikkati çeken o zaman 26
yaşında olan tıfıl bir karış sakallı
Victor Orban oldu. Victor Orban sadece
demokrasi ile ilgili söylediklerinden
dolayı değil. Burası çok ironik. Ruslar
dışarı dediği için Macaristan'ın
kahramanı haline gelmişti. Şimdi aynı
Viktor Orban ki işte egemenliğimizi
yeniden kazanıyoruz filan demiş olan
kişiydi. Daha sonra hem kendi ülkesinde
2002'de başbakanlığı kaybetti, 2010'da
yeniden başbakan seçildiğinde artık çok
daha farklı bir profil çizmekteydi ve 16
yıl boyunca da ülkeyi idare etti. Ülkeyi
yönetirken de ne yaptı? Ülkenin seçim
sistemini değiştirdi. Yargıyı kendine
bağladı. Medya diye bir şey bırakmadı.
Bağımsız medya diye bir şey bırakmadı.
çok konuşanları taciz etti ve kendi
yakınlarına inanılmaz imtiyazlar
sağlayarak en yakın arkadaşını
Maçaristan'ın en zengin kişisi haline
getirdi. Demokrat olduğu dönemlerde
büyük yardım gördüğü, desteğini aldığı
bir burs sağlayarak kendisini Oxford'a
gidip iki yıl okumasını sağlayan George
Soros'la kavga ederek bu yeni kimliğini
konsolide etti. Sonunda da Şoroş'un
kurmuş olduğu bugün dünyanın en
prestijli üniversitelerinden birisi olan
Orta Avrupa Üniversitesini de
Budapeşte'den çıkarıp gönderdi. O
üniversite şimdi Viyana'da eğitimine
devam ediyor. Şimdi burada aslında
Orban'ın hakikaten çok ağır bir
yenilgiye uğraması üzerine pek çok şeyin
yeniden de değerlendirilmeye başladığını
görüyoruz. Yarınla ilgili olan
sonuçlarına da birazdan değineceğim.
Şimdi 1989'da
olup biteni herkes aslında kendi
meşrebine göre değerlendirmiş ama biz o
zaman bunu sadece işte Sovyet sistemi ya
da Leninist sistem çöküyor. Bu ülkelerde
artık kendi iradeleriyle kendi
kaderlerini tayin etme hakkına sahip
olacaklar diye değerlendirdik. Halbuki
dostum da olan Bulgar düşünür Ivan
Krastev'in bir değerlendirmesi bana çok
önemli geldi. Diyor ki aslında üç tip
akım vardı 1989'da daha gelecekle ilgili
olarak. Birisi daha çok ön plana çıkan
ve bizim de tanımlayıcı diye gördüğümüz
liberal, evrenselci ve demokratik akım
vardı. İkinci akım bu ülkelerdeki
milliyetçi damarın patlaması ve
antiemperyal bir güdüyle bu soğuk
savaşın bitmesinden duyulan sevinç ve
geleceği tasavvur etme. Üçüncüsü de daha
dindar ve muhafazakar bir akımdı. O
özellikle çok geri planda kalmıştı.
yıllar içinde çok farklı nedenlerle Batı
Avrupa'dan duyulan hayal kırıklığı bunun
içinde çok liberal olanların batıya
gidip orada kendilerine yeni bir hayat
kurmaları, yeni sisteme ayak uyduramayan
ya da geride kalanların daha muhafazakar
olmaları pek çok farklı nedenle Orban'ın
da giderek çizgisini yanaştırmış olduğu
bir Macaristan örneğinde Katolik genelde
Hristiyan bir milliyetçi ve egemenlikçi
akım giderek başat hale gelmeye başladı.
Şimdi o zaman seçim sistemini kendine
göre kurgulamış, anayasayı değiştirmiş,
yargıyı eline geçirmiş, medyayı elinde
tutuyor. Ne oldu da Orban seçimi
kaybetti? Demek ki çok uzun
kalmayacaksınız. Belli ki oyun
dağılımına baktığımızda bir gençleri
kaybetmiş. Kullandığı dil yaşlı bir
Macaristan'ın dili. Onların oyu da
yetmiyor kendisine. Kırsal alanda çok
destekçisi vardı. kırsal alanı da
enflasyonla, büyümemeyle ve giderek
insanları boğucu hale gelmiş olan
yolsuzluklarla bezdirmiş olduğu
anlaşılıyor. Ve 9,5 milyonluk ülkede
sandığa gidenler bir önceki seçime göre,
sandığa gidenler arasında bir önceki
seçime göre Orban'a verilen oy sayısı
500.000 azalmış. 500.000 Türkiye'de çok
büyük bir fark değil belki ama
Macaristan'da tabii ki çok büyük bir
fark. Bir de son olarak öyle sanıyorum
ki Avrupa Birliği ile bu kadar
inatlaşması, Avrupa Birliği'nin
fonlarıyla pek çok şeyi yapabilmiş
olmasına rağmen biraz hani kendisini
besleyen eli ısırması gibi bir durum
ortaya çıkıyor. Ukrayna'yı bu kadar ön
plana çıkarması, Zelenski'yi
canavarlaştırması, şeytanlaştırması
sanıyorum bunlar da özellikle genç
nesillerde bir tepkiye de yol açtı ve
bütün bunların birikimi sonucunda da
seçimi kaybetti. Öyle anlaşılıyor ki
kendisi de seçimi kaybedeceğinin
farkındaydı. Fakat bu kadar büyük bir
yenilgi /3te çoğunlukla muhalefetin
iktidara gelmesi beklenmiyordu. Şimdi bu
işin bugüne kadarki durumu niye bütün
Avrupa'da özellikle ve kanımca
Amerika'da da belki dünyanın seçimli
otoriterlikle yönetilen başka yerlerinde
bir yankı yapıyor bu bir kere sağcı
otoriter popülist hareketlerin akımların
yükselişinin sonu geldi mi sorusunu
sorduruyor. kamuoylarının ya da
seçmenlerin bir noktada bu popülist
rejimlerin de dertlerine deva
olamayacağını anlamış oldukları bir
sağduyu gösterisi mi bu sorusunu
sorduruyor. Bunları zaman içinde tabii
ki göreceğiz. Ve Avrupa'nın önemli
ülkelerinde önümüzdeki dönemde seçimler
var. Gelecek sene Nisan ayında Fransa'da
cumhurbaşkanlığı seçimleri var.
İngiltere'deki hükümet her an düşebilir.
Orada yükselen Faraj'ın partisi,
popülist parti onları bir etkileyecek mi
acaba? Bir de tabii Almanya'da Almanya
için alternatif partisi, ırkçı parti.
Doğu Almanya'da serpilmiş olan bir parti
ama giderek Batı Almanya'da da yankı
buluyor söyledikleri. Onların önce
eyalet seçimlerinde sonra da belki
yapılacak genel seçim birinci parti
ikinci parti konumunda genelde kamuoyu
yoklamalarında onların iktidara gelmesi
lazım. Ve bunlar tabii Trump'ın iktidara
gelmesinden de çok yararlanmış olan
akımlardı. Şimdi Trump'ın %1500
desteklemiş olduğu bir orban ki dediğim
gibi simge bir isimdi. Seçilemedi.
Üstelik de ağır bir yenilgiye uğradı.
%52'ye 48 ile kaybetmedi. /3te
çoğunlukla kaybetti. Son olarak da şunu
söylemek isterim. Bana çok önemli
geliyor. İki şey söyleyeceğim. İster
demokratik rejim olsun, isterse otoriter
bir rejim olsun, yönetici klik içinden
bir kırılma olmadığı takdirde oradan
birileri bu beni artık rahatsız ediyor.
Ben tüyüyorum, ben sana karşı mücadele
edeceğim ya da bu düzene karşı mücadele
edeceğim demedikleri takdirde seçim
yoluyla ya da başka türlü bir rejimi
değiştirmek kolay olmuyor. Bakın İran'da
da mesela rejim kendi içindeki bütün
anlaşmazlıklara rağmen rejimi oluşturan
seçkinlerin bir firesiyle karşılaşmadı.
Bu bence önemli bir fark yaratıyor.
Orban'ı dize getiren de sonunda Magyar
adlı onun kucağında büyümüş. belki 45
yaşında bir delikanlı ve hayata genel
bakışı, siyasete genel anlayışının çok
da farklı olduğuna dair Avrupa Birliği
ile olan ilişkiler dışında ve anayasa
değişikliği yapacağını söyledi. İki
dönemden fazla başbakan
yapılamayacağını, kurala bağlayacağını
söyledi. Bu tür şeyler dışında çok da
farklı bir dünya görüşüne sahip değil. O
yüzden de Türkiye'de ve başka yerlerde
sol eleştiriyor, sağcı seçildi filan
diye de sol seçilemediği için sağcı
seçiliyor zaten. O önemlidir diye
düşünüyorum. Bu tespiti yapmak önemlidir
diye düşünüyorum. İkinci olarak da belki
şunu da söylemek gerekiyor. Bunu da
Polonyalı bir dostum yazdığı bir yazıyı
göndermiş, paylaşmış benimle. O orada
söylüyor. Üçte iki çoğunluk tabii
anayasa değişikliği yapabilecek bir
çoğunluk olduğu için son derece önemli.
Az önce de söylediğim gibi o zaman
toplumu kısa sürede sana karşı
döndürmeyecek bir programı baştan
itibaren yapman, uygulaman ve söylemini
de ona göre oluşturman gerekiyor. Başka
türlü 16 yıldır Orban tarafından her
aşamada bürokrasiye, yargıya, medyaya,
şuraya buraya yerleştirilmiş olan
insanları insanların seni bloke
etmesini, sürekli ayağına çelme
takmalarını, yapmak istediklerine takos
takmalarını engelleyemezsin. Buna da
dikkat etmek gerekiyor. Avrupa Birliği
bu durumdan hayli memnun. İnşallah
herkes hayal kırıklığına uğramaz ama bu
kadar dünyada antidemokratik
gelişmelerin yaşandığı, yerleşik seçimli
otoriter sistemlerde başta olanların pek
gidici gibi görünmediği bir zaman
diliminde Trump'ın neler yaptığını zaten
görüyoruz. Orban gibi simge bir ismin
dediğim gibi toplumdan çok ağır bir
dayak yiyerek iktidarı terk etmek
zorunda kalması, demokrasinin geleceği
konusunda epeyce sönmüş olan umutları
epeyce yeşertti. Ne kadar kalıcı
olacağını da hep birlikte göreceğiz.
>> Peki Söyle seçimin galibi Maggar'le
ilgili neler söylemek istersin?
>> Açıkçası Maggar'le ilgili çok şey
bildiğimi iddia edemem. Bildiğimiz ne?
İlk eşi Orban'ın adalet bakanı. Orada
adaletsizlik bakanı diye tanımlamak
herhalde daha doğru olur kanısındayım.
Dediğim gibi Orban'dan çok farklı bir
dünya görüşüne sahip olduğuna dair bir
emare yok. Ama en azından demokratik bir
sistemin şekli unsurlarını muhafaza
edeceğine dair bir taahhüdü var.
Orban'ın sıkıştırdığı sistemi açacağına
dair taahhütleri var. arkasında geniş ve
özellikle gençlerden oluşan bir
toplumsal destek olduğuna göre onların
taleplerine cevap vermek zorunda ve bu
taleplerde daha baskıcı, daha katolik,
daha muhafazakar bir Macaristan yönünde
değil. Ayrıca şunu da mutlaka eklemek
gerekiyor aslında. Orban bütün bu işleri
yaparken finansmanı AB'den geldi. Yani
bütçesinin %5'ini AB'den alıyordu. Son
zamanlarda AB biraz para vermeyi kesti.
Nihayet aklına geldi. Çünkü AB'nin suçu
çoktur. Çok büyüktür. Orbanın bu kadar
güçlenmesinde o fonların da açılmasına
yol açacak. Yani hemen iktidara gelir
gelmez Magyar daha yüksek fonlarla
yapmak istediklerini yapma imkanına da
kavuşacak gibi gözüküyor. Şu önemli
geliyor bana. Orban'ı bir ulusal
kahraman haline getiren laf Ruslar
dışarı lafıydı. Aynı lafı Mager son iki
yıldır köy köy gezerek dolaşmış
Macaristan'ı. O her yerde söylemiş ve
pazar gecesi Macaristan'daki kutlamaları
izlerken bu Ruslar dışarı artık
macarcası her neydiyyse bunun bir slogan
olarak söylendiğine tanık oldum. Yani
sonunda biraz liberallik, biraz
milliyetçilik bir arada Orbanın altını
oydular. Maggar da şimdilik bunu temsil
ediyor. Yönetimde ne yapacağını hep
birlikte yaşayarak göreceğiz ama şu an
için umutlu olmamak ya da sevinçli
olmamak için bir neden görmüyorum. Orban
Maggar'ı hapse atmayı da denedi fakat
başarılı olamadı. Avrupa Parlamentosu
üyesi olduğu için sanırım paçeyi
kurtarabildi. Demek ki Orban'ın da
yapabildiklerinin bir sınırı vardı. Bir
de onu görmek gerekiyor yani.
>> Peki Soli hem Amerika'nın hem Rusya'nın
aynı adayda örtüşmesi neyin işareti?
Bunu nasıl yorumluyorsun? Trump yönetimi
Rusya'yı ve Putin'i çok seviyor. Ben
beyaz erkek Hristiyan milliyetçiliği
dayanışmasının tezahürü olarak görüyorum
bunu. Orban da zaten bunun
temsilcisiydi. Yani Orban'ın Amerikan
imgelemindeki yeri de çok yüksekti. Çok
önemli muhafazakar kuruluşlar yıllık
toplantılarını bazen Macaristan'da
yaptılar. Orban bunların toplantılarına
kaç kere davet edildi? Aileden biri gibi
görülüyordu. Bugünün Cumhuriyetçi
Partisi ve Amerika'daki Trump'ı
destekleyen muhafazakar hareketler
açısından. Dolayısıyla onlar da
böğürlerine ağır bir şey yediler. Putin
açısındansa tabii Orban'ın Avrupa
Birliği'ni sürekli olarak Rusya'ya karşı
hareket etmesini engelleyen bir tıpaç
olarak gördüğü için çok değerliydi.
Nitekim aylardır 90 milyar eurol'uk
Ukrayna'ya verilecek olan yardım
Macaristan'ın vetosu nedeniyle
çıkamıyordu. Herhalde Magyar'ın yapacağı
ilk işlerden birisi Macaristan'ın o
konudaki vetosunu kaldırmak olacak. Peki
Soli, bu sonuç Ukrayna Savaşı ve Avrupa
Birliği siyaseti ile ilgili ne anlama
geliyor? Bunu nasıl yorumlarsın? İlk
bekleyeceğimiz şey dediğim gibi
Macaristan'ın engellediği 90 milyar
euroluk yardımın Ukrayna'ya gidecek
olması. O bir. Bu arada Ukrayna
meselesini tabii biz pek tartışmıyoruz
burada. Bir de çok ön yargıyla
yaklaşıyor Türkiye'deki kamuoyu o
meseleye. NATO genişledi. Son Ukraynalı
askerlerin hayatıyla batı emperyalizmi
şöyle yapıyor, böyle yapıyor filan.
Bugün sabah askeri konuları da çok iyi
bilen meslektaşım, dostum Mehmet Ali
Tuğan benimle Zelenski'nin bir tweetini
paylaştı. Robotların ürettiği robotlar
Rus askerlerine saldırmışlar. Yani
robotların savaşa fiilen dahil oldukları
bir aşamaya Ukrayna bizi getirmiş. Şimdi
Ukrayna ile ilgili ne düşünüyorsak
düşünelim bir laf vardır. Zaruret ya da
gereklilik yaratıcılığın anasıdır diye.
Ukrayna 4 yıl içinde gerek askeri
sanayide gerekse bunun teknolojisinde
işte insansız hava araçlarıyla
mücadelede inanılmaz büyük buluşlarla,
teknolojik ilerlemelerle muazzam
katkılarda bulundu. Bu robotlarla
Ruslara saldırma da ki yeterince insanı
yok. Çünkü Ukrayna'nın Rusya'yla başa
çıkabilecek savaş meselesini bambaşka
bir eşiğe de getirdi. Onu bir
programımızda daha etraflıca artık
tartışırız diye düşünüyorum.
>> Macaristan'la ilgili son bir şey
soracağım. Elon Musk'ın seçimi Soros
kazandı demesine ne diyorsun?
>> Şimdi Elon Musk'ın bu konularda
konuşmaması kendi hayrınadır diye
düşünüyorum. Tamam doğrudur. Şoros
ailesi ile Orban arasında az önce
söyledim Orban Soros sayesinde Oxford'da
gidip 2 yıl eğitim görebilmişti.
Yanılmıyorsam yüksek lisans derecesi
aldı oradan. Sonra kendi siyasi çizgisi
değiştikçe de Sorosla arası açıldı.
Dolayısıyla Sorosların bir intikam almış
olduklarını ima ediyor ya da söylemiş
oluyor. Elon Musk herhalde. Kendisi her
şeye burnunu sokan birisi olduğuna göre
ve paralarını nereye yatırdığı
bilinmediğine göre vatandaşı olduğu
Amerika Birleşik Devletleri'nin idari
yapısının çanına ot tıkayacak olan son
derece yıkıcı bir şeyin de mimarı
olduğuna göre bence sussa daha iyi.
>> Tabii Trump'a geçelim diyorum. Bu aralar
yine enteresan gelişmeler var. Art arda
Papa ile ilgili sözleri Trump'ın
ardından Beyaz Saray'ın paylaştığı
İsağlı Trumplı görsel kontrol iyice
kayboldu mu sence? Yoksa bunlar hep
stratejik şeyler mi?
>> Strateji kelimesiyle Trump bana çok yan
yana kullanılabilecek iki kelime gibi
gelmiyor. Ben en başta şu ciddiyet
işiyle başlamak istiyorum izninle.
İran'la barış görüşmeleri yapılıyor.
İran devleti dışişleri bakanını
gönderiyor, başkan yardımcısını
gönderiyor, meclis başkanını gönderiyor.
Bir de bir yetkili asker gönderiyor.
Yani bu insanlar beğenelim, beğenmeyelim
bugünkü İran devleti yönetimini temsil
ediyorlar. Orada eğer önlerine konan bir
kağıda imza atarlarsa kimsenin bu
imzanın Tahran'dan geri döneceğini
düşünmesi için mineden bırakmıyorlar.
Amerika tarafını kim temsil ediyor?
Dışişleri bakanı yok. nerede olduğunu
birazdan söyleyeceğim. Savaşa karşı
olduğunu söylemiş olan fakat dış
politika konularında ne kadar ne bildiği
bilinmeyen dış Amerikan başkan
yardımcısı heyetin başında. Yanında kim
var? Daha önce nükleer anlaşmanın
müzakerelerine katılmış olan profesyonel
diplomatlar mı var? İran'la nükleer
anlaşmanın girişimini başlatmış olan
eski cı de başkanı olan zamanında
dışişleri bakan yardımcısı olan Bill
Burns mi var? Yahut İran konusunda
bilgisinden, deneyiminden şüphe
edilmeyecek birileri mi var? Hayır. Kim
var? Witkov'la Kuşner var. Yani damatla
golf partneri var. Bunların İran'la
müzakere sürdürdükleri iki dönemde
birinci de pazar günü müzakere
başlayacak dendiğinde cuma sabahı İsrail
İran'a saldırdı. Umman'da başlayacaktı.
İkincisinde de Umman Dışişleri Bakanına
inanacaksak ve oradaki İngiliz yetkili
inanacaksak, İranlılar pek çok konuda
taviz vermişlerdi. Ciddiydiler
değildiler, samimiydiler değildiler. Şu
anda konumuz değil. Fakat bu ikili
Trump'ı arayarak ya buradan bir şey
çıkmayacak diyorlar. 18 ay sürdü nükleer
anlaşmada sonuca varılması. Bunlar
bilmem ne kadar saat içinde olmayacak
dediler. Nitekim şeyde de 21 saat içinde
bu yeni görüşmeler de bitti. Bu gayri
ciddi bir tutum. Yani dünyayı bu kadar
etkileyen ve olumsuz etkileyen Asya'da
insanların işe gidememesine yol açan bir
enerjik ya da yakıt krizi yaratan,
dünyada resesyona gidilmesi ihtimalini
yükselten IMF'ye göre bu kadar ciddi bir
konuda Amerika Birleşik Devletleri
heyetiin kompozisyonu büyük bir
ciddiyetsizlik göstergesi bana göre. Bu
arada Amerikan devlet başkanı nerede?
Beyaz Saray'da mı? Ha bu arada bilmem
kaç kere Vens toplantıdan çıkıp dolaylı
konuşuyorlar. Telefon açmış Beyaz
Saray'a filan. Trump profesyonel güreş
maçına gidiyor. Dışişleri bakanı ve bir
de RU sadece dışişleri bakanı değil aynı
zamanda ulusal güvenlik danışmanı. Yani
Amerika'nın güvenlik politikaları üç
kişiden sorulur normalde değil mi?
Pentagon yani savunma bakanı. Şimdi
savaş bakanı, dışişleri bakanı ve ulusal
güvenlik danışmanı. Bunların ikisi tek
kişide Ruby'da. O da güreşe gitmiş
Trump'la birlikte. Trump'ın orada
güreşçiye söylediklerine magazindir diye
girmiyorum. Böyle baktığın zaman
Trump'ın davranışlarında attığı sosyal
medya mesajlarında işgal ettiği makamın
ciddiyetiyle bağdaştığını pek kolay
söyleyemeyeceğimiz bir durum var. Bu
arada da tabii Papala bir şekilde bozdu
aklını. Papa'ya saldırdı. bu papa dedi
anlamıyor terör tehdidini dedi. Zayıf
bir papa dedi. Ben olmasam zaten
seçilemezdi. Dedi ki bunun doğru
olmadığını galiba biliyoruz. Seçilmesini
pek istemediler. Çünkü Papa adayları
arasındaki en liberal olan buydu. Çok
daha muhafazakar bir Amerikalı kardinal
adaylar arasında adı geçen bir kişiydi
sanırım. Ona destek verdiler.
Unutmayalım Vens Papa'yı ziyaret etti.
Papa kendisiyle hemfikir olmadığını
özellikle mülteciler konusunda söyledi.
Papa'ya bu saldırının aldığından Papa
ben barış yalnızı olmaktan
vazgeçmeyeceğim dedi. Onun ardından da
Trump Beyaz Saray'daki hesabından
kendisini İsa gibi gösteren bir
fotoğrafı kamuoyuyla paylaştı. Kıyamet
koptu. O da bunun üzerine ben dedi İsa
gibi değil ben doktorum orada dedi.
Yardıma ihtiyacı olan hastayı
iyileştiriyorum aslında. Kızılhaca
destek veriyorum dedi. Sanırım buna pek
inanan olmadı. O yüzden Amerika'daki
Katolikler ayağa kalktılar. Böyle bir
şey Hazreti İsa'nın şahsına bir hakaret
diye gördüler ya da onun adının
lekelenmesi gibi filan gördüler
herhalde. Ve bu tabii Katolik Kilisesi
ya da Amerika'daki muhafazakar
Katolikler de Trump'ın oy tabanının
önemli bir bölümünü oluşturuyorlardı.
Dolayısıyla ileride kendisi için belki
bir de siyasi bedel ödetecek bir hatayı
yapmış oldu. Her an akıllara zıyan bir
tweetle ya da bir mesajla
karşılaşabiliriz. Bu tabii hem analizi
güçleştiriyor. Hakikaten stratejisinin
eğer böyle bir şey varsa ne olduğunu
anlamamızı güçleştiriyor. Ama onun
ötesinde de pek çok kaynaktan perde
arkasında aslında İranlılarla
Amerikalılar arasında belirli temasların
sürdüğü söyleniyor. İşte son kararı
neydi? Abluka. Çin tabii bundan memnun
olmadı. Benim bir gemim gittiği takdirde
ne yapacaksınız filan dedi. Teorik
olarak son derece riskli bir durumla
karşı karşıyayız. Ama dediğim gibi
arkada uzlaşmaya yönelik birtım
müzakereler oluyorsa bunların başarı
şansı nedir onu bilmememe rağmen belki
henüz daha nefesimizi tutmakta erken
davranmamak gerekiyor.
>> Şöyle bir de çok merak ettiğim konu eee
Türkiye İsrail Suriye hattı. Bu Suriye
sahası bir gerilimin ana cephesi mi
olacak? Bize biraz bu gerilimden
bahseder misiniz? Hakan Fidan'ın
açıklamaları ne anlama geliyor? Türkiye
bu denklemde nasıl bir pozisyon almalı?
Bir soğuk savaş mı var? Ne söylemek
istersin?
>> Bir şeyler söylemek tabii isterim. Çünkü
yani sonuç olarak bizi hepimizi
ilgilendiren bir konu bu. Uzun zamandan
beri İsrail'de kimi yetkili, kimi
yetkisiz, kimi sadece siyasi, kimi
sadece yazar. Pek çok insan işte bundan
sonra Türkiye büyük rakip. İran'ın
yerini Türkiye alacak işte Türkiye'ye
sıra gelecek filan gibi yazılar
yazıyorlar ya da konuşuyorlar. Dünkü biz
bugün ayın 14'ü 14 Nisan'da konuşuyoruz.
Dünkü 13 Nisan tarihli Gardian
gazetesinde zamanında Ehud Barak
döneminde yanlış hatırlamıyorsam
Filistinlilerle barış görüşmelerine
İsrail tarafında katılmış olan Daniel
Levi'nin bana çok önemli gelen bir
yazısı çıktı. Daniel Levi bir İsrail
Filistin barışı olması için uğraşan bir
kişi zaten. Ve onun analizi İsrail'in
Ortadoğu'da bundan sonra ne yapmak
istediği ile alakalıydı. Ve orada benim
düşüncemi daha da genişleterek anlattığı
şey ki bunu galiba bir başka
programımızda açmaya çalıştım. 7 Ekim
sonrası İsrail güvenlik seçkinlerinin
projesi ya da stratejisi İran'ın
2003'teki Amerikan Irak işgalinden sonra
işgal başarısız oldu. Bölgede hegemonik
bir güç olmak için kurmuş oldukları
düzeni yıkmak birinci hedefti. Hamas bu
düzenin önemli bir parçasıydı. Ağır bir
darbe aldı. Hızullah bu düzenin en
önemli parçasıydı. Devlet olmayan
Hizbullah çok ağır bir darbe aldı. Halen
Lübnan'da büyük bir saldırı altında.
Suriye'de rejim düştü. İran'ın 1979'dan
beri müttefiği olan rejimdi Esad rejimi.
Irak'ta henüz daha İran'a yakın örgütler
hala güçlüler ama oradaki merkezi
hükümetten de daha önceleri İran'a
yönelik birtım sıkıntılar dile
getiriliyordu. Bunu yıkıp İsrail bölgede
silahının gücüne yaslanarak kendisi
hegemonik bir güç olmak istiyor analizi
bu. bunu dayandırdığı bir analiz, bir
raporda Cerusalem Institute of Strategic
Studies diye bir şey varmış. Kudüs
Stratejik Çalışmalar Enstitüsü diye. Ben
o atıfta bulunan rapora da baktım.
Daniel Levi'nin söylediklerini
destekleyecek şekilde. Filistin lafının
hiç geçmediği bir belge bu. Ama
İsrail'in kendisine karşı oluşmuş Şi
eksenini yok ettikten sonra yavaş yavaş
şekillenmeye başlayan ve zamanında
birbirleriyle çok da iyi geçinmeyen
Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan, Katar,
Pakistan da eklenebilir buna. o eksende
bölgede bir sünni ekseni oluşturmaya
çalıştıklarını söylüyor ve İsrail'in hem
Şii hem de Sünni eksenini devre dışı
bırakmasının önemli olduğunu ve tek
hakim kalması gerektiğini söylüyor. Ve
bu şekilde de Körfez'deki Arap ülkeleri
de yeni bir Türkiye'nin de dahil olacağı
bir Sünni eksen üzerinden kendi
güvenliklerini sağlamayacaklar. İsrail'e
İran karşısında muhtaç olacaklar diye
bir mantık konmuş ortaya. Şimdi böyle
baktığın zaman Türkiye'nin öyle bir
Sünni eksen içinde filan görülmesi zaten
daha önce de Suriye'de iki tarafın
çıkarlarının çatıştığını biliyorduk.
Amerikalılar araya girdikleri için
uzlaşma gibi gözüken bir an yaratılmış
oldu. Bu nedenle Dışişleri Bakanı
herhalde olası bir çatışma veyahut da
olası bir anlaşmazlığın Suriye'de
yeniden ortaya çıkabileceğini söyleyerek
bir uyarıda bulunmuş oluyor. Bunun ben
sürdürülebilir bir şey olduğunu
sanmıyorum. Çünkü gene bu Kudüs'teki
enstitüünün raporunun önemli bir
dayanağı İsrail'le Amerika'nın birlikte
hareket etmeye devam edecekleri. Ben
açıkçası bu savaşın yani İran'a yönelik
savaşın başlamasındaki İsrail
Başbakanının katkısı, Amerikan
kamuoyunda İsrail'e karşı oluşmuş olan
son derece olumsuz yeni pozisyon.
bunları göz önünde bulundurduğumda
İsrail ve Amerika'nın uygun adım
yürümeye devam edeceklerini ve
Ortadoğu'da İsrail'in istediği türden
bir düzeni birlikte kurmaya
çalışacaklarını aklım yatmıyor.
Önümüzdeki aylarda bunun yani
sağlamasını yapma imkanımız olur. Ama
dediğim gibi ben çok yararlandım Daniel
Levin'nin yazısından ve onun atıfta
bulunmuş olduğu bu rapordan anlayabilmek
için İsrail'in geniş hedefi stratejik
olarak nedir diye. Dediğim gibi gene
Filistin lafı geçmiyor. Yani sanki böyle
bir problem yokmuş gibi bir rapor. O da
diğer başka raporlarında olduğu gibi.
Ben bunun bir yere varabileceğini
sanmıyorum. Ha bu arada tabii Gazze'de
bombalanıyor. Gazzeliler bir hesaba göre
Daniel Levi'nin yazısında var. Zaten
ufacık bir yerde nüfus %12'lik bir
toprak parçasına hapsolmuş vaziyette.
%53 zaten İsrail ordusunun denetiminde
Batı Şeriada olmadık işler yapılıyor.
Bunun ben hakikaten sürdürülebilir bir
pozisyon olduğu kanaatinde değilim.
Göreceğiz ama önümüzdeki ayların bize ne
göstereceğini.
>> Şimdi sıra İran'da. Bir kere ilk şunu
sormak istiyorum. Ateşkes devam ediyor
mu? Bu süreç ne durumda? Bir de şimdi
abluka konuşuluyor. Bu tam olarak ne
demek? Onu biraz anlatır mısın? Bir de
unutmadan Lübra'ı sormak istiyorum. Onu
merak ediyorum. ateşkesinin Lübnan
boyutu nedir? Neler söylemek istersin?
>> Bildiğimiz kadarıyla ya da benim
bildiğim kadarıyla ateşkes devam ediyor.
Yani şu anda İran'a yönelik bir saldırı
yok. Saldırıların yoğunlaştığı yer o da
İsrail tarafından Lübnan'ı. Ona
geleceğim. Amerika Birleşik Devletleri
İran'ın Gürmüz Boğazı'ndan geçişleri
kontrolünün karşılığında el yükselterek
bir abluka uygulayacağını söyledi. Yani
ne girilecek ne çıkılacak Hürmüz
Boğazı'na. Çinlilerden bir mesaj geldi.
Bizim gemimiz giderse kim sokmuyor filan
diye. Oradan dolayı bir gerginlik olur
mu? Onu göreceğiz. Sonuç olarak şunu
tekrar tekrar hatırlatmakta yarar var.
Hürmüz boğazı açık doğal bir geçiş yolu
olduğu için herkesin serbestçe girip
çıkabileceği bir boğazdı. Bu savaş
başlamış olmasaydı İranlılar oradaki
girişi çıkışı kontrol etme için bir
hamle yapmış olmayacaklardı. Yani bu
savaş olmasaydı Hürmüz Boğazı'nda petrol
akışının durması gibi bir problemimiz
olmayacaktı. Bunu bir yere not edelim.
Barış görüşmeleri 21 saatte
yanılmıyorsam bitti. Vens geri
döneceğini söyledi. Trump biz konuşurken
daha bir açıklama yapmış ve önümüzdeki
iki gün müzakerelerin devam edeceğini
söylemiş. Ancak nihai müzakerelerin
Avrupa'da yapılacağını söylemiş. Bunun
detaylarını okuma fırsatım olmadı.
Dolayısıyla Avrupa'da ne olacak ya da ne
bekleniyor? O konuda tam bir fikrim yok.
Buna karşılık gene bugün Washington'da
Lübnan ve İsrail büyükelçileri
buluştular, konuştular. İsrail
büyükelçisi aman şahane geçti demiş.
Lübnanlılar pek bu konuda bir şey
söylememişler. Ancak Hızullah Lübnan
hükümetinin İsrail'le yaptığı
müzakerelerin kendileri açısından bir
anlam taşımadığını, bir teslimiyet gibi
bunu değerlendirdiklerini söylemiş.
Tabii Hızullah'ın da ülkenin başına bir
kez daha İsrail'in saldırısına sebep
olacak işler yaparak bela açtığı için
Lübnan toplumunun genelinde ve bir kısım
Şii indinde de son derece büyük bir
tepkiyle karşılandığını da burada not
etmek gerekir. Yani Hızullah çok uzun
zamandan beri zaten Lübnan'ı rehin
alıyordu. Rehin almaya da devam ediyor.
Lübnan hükümeti zayıf bir hükümet. çok
zayıf bir elle çıkıyor. İsrail'in de
Güney Lübnan'ı kolay kolay terk
edeceğini sanmıyorum. Ya da terk etse
dahi oradan göndermiş olduğu ve en
azından bir kısmının evlerini de yıkmış
olduğu mültecilerin geri dönmesine,
Şiilerin özellikle geri dönmesine izin
vereceğini sanmıyorum. Yani daha orada
yapılacak çok şey var. Bir çözüm çıkış
var mı? Onu da açıkçası tam olarak
kestiremiyorum ama İran konusunda işte
zaten Trump'ın iki gün daha müzakere
olacak demesiyle borsa gene patlamış.
Yani ben borsa işlerinden anlamıyorum.
İyi haberi bekliyorlar, patlıyorlar,
ondan sonra yeniden düşüyorlar filan.
Ama bu iki gün geçtikten sonra Avrupa'da
neler olacağına dair de daha detaylı
bilgi edindikten sonra en azından kendi
adıma daha sağlıklı bir yorum
yapabilirim diye ümit ediyorum.
>> Tay Körfez ülkeleri ve Amerika
ilişkileri için neler söylemek istersin?
Birbirlerinden uzaklaşıyorlar mı?
>> Kısa vadede uzaklaşacaklarını
sanmıyorum. Onlar tabii güçlenmiş bir
İran'la başa kalmayı istemiyorlar. O
nedenle de başta en azından Suudi
Arabistan ve Katar savaşa karşı çıkmış
olmalarına rağmen Suudi Arabistan ve
Birleşik Arap Emirlikleri İsrail'e en
yakın ilişkiye sahip olan Körfez ülkesi
o. Bu işi sonuna kadar götürün, bitirin,
biz bunlarla başa kalmayalım diye bir
baskı yaptılar. ya da bu baskının
yapıldığı Amerikan basınında ya da dünya
medyasında çıktı. Bundan sonrası için de
bu görüşmelerin başlamasında da tedirgin
olduklarını varsayıyorum. Onlar zorlar
mı bu savaşa devam edin diye ki o zaman
İsrail'le aynı çizgide kalmış olmaları
gerekiyor. Amerikalılar onları ne kadar
dinliyorlar onu da kestiremiyorum. Kısa
vadede güvenliklerinin sağlanması için
gene Amerika'ya başvurmak zorundalar.
Fakat orta vadede Körfez ülkelerinin
Amerika'ya olan bu kadar derin
bağımlılıklarının sürdürülemeyeceğini
herkesin anlamış olduğu kanaatindeyim.
Farklı seçeneklerin peşinde
koşacaklardır. Az önce bahsettiğim yeni
bir Sünni hat mı deriz, başka bir şey mi
deriz? Hem İran'a hem de İsrail'e karşı
bir güvenlik ekseni olarak Türkiye'nin
Suudi Arabistan'la, Katar'la, Mısır'la
işbirliği yapması gündemde kalacaktır
diye düşünüyorum. Bir de tabii Suudi
Arabistan'la Pakistan'ın imzalamış
oldukları bir anlaşma vardı. Hatta
Türkiye'nin ona dahil olup olmayacağı
filan da sorgulanıyordu. Ama
İslamabad'da müzakereler başlamadan önce
de gene İslamabad'da yanılmıyorsam
Mısır, Suudi Arabistan, Pakistan ve
Türkiye toplantı da yapmışlardı.
Dışişleri Bakanı Fidan zaten habire bir
yerlerde toplantılara filan da
katılıyor. Pakistan'ın işi, görevi
bitiyor mu? Eğer Avrupa'ya geçecekse
müzakereler, onu daha tam olarak
kestiremedim. Çünkü detaylı olarak
bunlar henüz bir yere benim takip
ettiğim medyaya tam olarak yansımış
değil.
>> Peki o zaman son sorum, kapanış soruma
geldik. Bu biraz daha genel bir soru
olacak. Savaş sonrası dünya daha parçalı
mı olacak sence ve sermaye, güç batıdan
doğuya doğru kayıyor diyebilir miyiz?
Asya bugün dünya üretiminin %50'si
54'ünü yapıyor. Çin kendi başına dünya
üretim kapasitesinin kimine göre %45'in
üzerindeki bir payına sahip ve sınai
üretimi de gene hesabı kimin yaptığına
bağlı olarak en az %29 en fazla da %3536
düzeylerinde. Şimdi dolayısıyla dünyanın
ekonomik merkezi zaten Çin'e kaydı. Biz
buralardan pek belki takip edemiyoruz
ama önemli Avrupalı firmalar teknoloji
de öğrenmek için üstelik Çin'de çok
ciddi yatırımlar yapıyorlar. Yani İsveç
firması Scanya mesela 2,5 milyar
dolarlık yatırım yapıyormuş. Gene İsveç
ilaç firması Astrazeneca 1 1,5 milyar
dolarlık bir yatırım yapmış. Audi'nin
orada fabrika açmış olduğunu okuduğumu
hatırlıyorum. Böyle Çin'de yatırım
meselesi devreden filan çıkmış değil. O
da devam ediyor ama mineralleri kim
kontrol edecek? İşte petrolün akışını
kim kontrol edecek? Bu konulardaki
mücadeleler devam ediyor. Amerika
Birleşik Devletleri tabii diğer Asya
ülkelerine ve Avrupa ülkelerine göre
şöyle bir avantaja sahip. Enerji
konusunda kendi kendine yeterli. Bu
avantajını da zaten kullanmak isteyecek.
Yani arka planda bu böyle düşünülmüş
müdür? Onunla ilgili bir fikrim yok.
Bununla ilgili bir çıkarsama da yapmak
mümkün tabii ama Amerikalılar sonuçta
bütün bu olup bitenden başka yerlere
göre daha az zarar göreceklerini
düşünerek bunu da bir avantaj olarak
kullanmak istiyor olabilirler. Baştan
itibaren hedefleri bu muydu dersen ona
pek ikna olamıyorum. Ben Trump'ın
Venezuela'yı çok kısa sürede halletmiş
olmanın getirdiği özgüvenle bu işi de
bir iki günde halledeceğini düşünüp çok
yanlış bir adım attığı kanaatindeyim.
Ama sonuçlar bunlardan bağımsız olarak
taşları farklı farklı yerlere de
oturtabilir diye düşünüyorum.
>> Teşekkürler Soli.
>> Ben de teşekkür ederim.
Ask follow-up questions or revisit key timestamps.
Bu videoda Toli ile Macaristan seçimlerinin önemi, Viktor Orban'ın siyasi geçmişi ve değişimi, Avrupa genelindeki sağcı popülist hareketlerin geleceği ile Trump yönetiminin dış politikası ve İran, Suriye, Lübnan hattındaki gelişmeler ele alınmaktadır. Ayrıca küresel gücün batıdan doğuya kayması ve dünyadaki genel siyasi durum tartışılmaktadır.
Videos recently processed by our community