Radyo Tiyatrosu: Saatli Maarif Takvimi | Psikoloji
1146 segments
Radyo tiyatrosu. [müzik]
Yapım Ankara Radyosu.
>> 2000'e merhaba etkinlikleri kapsamında
kurumumuzca düzenlenen Radyo Tiyatrosu
yarışmasında birincilik ödülü kazanan
oyunu sunuyoruz.
>> [müzik]
[müzik]
>> Yapım Ankara Radyosu.
[müzik]
[müzik]
Saatli marif takvimi
[müzik]
[müzik]
yazan Tür ezici, dramatk Selma Fındıklı
yöneten [müzik] Mehmet Atay yapımcı
İsmet Geten. Efektör Ömer Atilla Ulaş.
>> [müzik]
>> Oynayan sanatçılar Profesör Rane Hanım,
Ümit Sergen, İpek İpek Atagün Ali Ahmet
Bacınoğlu,
Hasan Cankut Ünal, Memur Ertuğrul Sakar,
sunucu Selim Bayraktar,
>> [müzik]
[müzik]
[müzik]
>> Alo, buyurun Medikos Sosyal.
>> Alo, alo.
>> Sizi duyuyorum efendim.
>> İyi günler beyefendi.
>> İyi günler.
>> Ben profesör, emekli profesör Rana
Atagün. 15 gün kadar önce kurumunuza
başvurmuştum. Bir hanım öğrenci için.
Yanımda kalmak üzere.
Ben ben yalnız yaşıyorum da bir
dilekçeyle bizzat başvurmuştum.
Hatırlayabildiniz mi?
>> A evet evet hocam. Elbette hatırladım.
İşleminizi ben yapmıştım. [homurdanır]
Başvuru formunuz şu anda önümde duruyor.
A alakanıza çok teşekkür ederim efendim.
Sizden bir haber gelmeyince ben arayayım
dedim. E acaba hala?
>> Tesadüfe bakın. Dün bir başvuru yapıldı
hocam. Biz de tam sizi aramak üzereydik.
>> Aa çok sevindim. Bir üniversite
öğrencisin.
>> Evet. Size öğrenci hakkında kısaca bilgi
vereyim isterseniz.
>> Ah lütfen efendim. Zahmet olmaz.
>> Ne demek hocam? Görevimiz
eee adı İpek. Samsun'dan gelmiş. 19
yaşında tiyatro eğitimi yapıyor. Halen
2. sınıf öğrencisi. Bugünlerde yaz
dönemi sınavlarına hazırlanıyor. Geçen
yıl yurtta kalmış. E bu yılın başında
yurttan ayrılıp bir arkadaşıyla birlikte
ev tutmuş. Ama İpek evden ayrılmak
istiyor.
>> Aa neden acaba? Nedenini açıklıyor mu
kendisi?
>> Hayır. Zaten bu tür ayrıntıları
öğrenciye biz de sormuyoruz. Nedenin
genellikle ekonomik olduğunu
söyleyebilirim.
>> Anlıyorum. Demek iki yıldır Ankara'da
yaşıyor.
Tiyatro mu okuyor demiştiniz.
>> Evet.
>> Aa, enteresan. Çok enteresan.
Peki, alakanıza teşekkür ederim.
>> Eee, bundan sonra izlemeniz gereken yol
şöyle. Daha ayrıntılı bilgi almak
isterseniz okuldan tiyatro bölüm
başkanını arayabilirsiniz. Öğrencinin
başvurusunda zaten referans olarak
gösterilmiş. Biz sizin telefon
numaranızı öğrenciye verdik hocam. Ah,
çok teşekkür ederim efendim.
>> Sayın hocam, önce öğrencinin telefon
numarasını kaydedin isterseniz.
>> Aa, tabii tabii. Bir dakika izin verin
efendim. Gözlüğümü takayım.
Evet, sizi dinliyorum.
[müzik]
>> [müzik]
>> Salon ışıklarını yakabilirsin. Şazi.
Güneş iyice indi herhalde. Gazetenin
harflerini seçemiyorum.
Teşekkür ederim. Hasan'a söyleyelim de
pencerelerinin önündeki ağaçların
dallarını biraz budasın. Gün ışığını
bayağı engelliyorlar.
>> Olur hocam.
>> Yukarıda işini bitirdin mi? Misafirimiz
neredeyse gelmek üzere. Odası tamamıyla
hazır mı Şaz?
>> Ay sizi hiç böyle heyecanlı görmemiştim
hoca hanım meraklanmayın. Hiçbir eksik
yok odada. Yatağa dediğiniz pembe
çiçekli örtüyü de serdim. Her şey tam
istediğiniz gibi oldu. Eline sağlık.
>> Odaya bir de siz göz atın isterseniz.
>> Akşam bakarım. Şu bastonla üst kata
çıkıp inmek kolay mı sanıyorsun sen?
Gençliğimde günde belki 100 kere uçar
gibi çıkıp inerdim. O merdivenleri,
kanatlarım varmış gibi.
[iç çeker][ani nefes alır] Ah ah. Şimdi
ise sabah inip akşam yatma vakti
geldiğinde çıkabiliyorum. Ancak
ipeğin baş ucundaki komedinin üstüne bir
okuma lambası koydun mu?
>> Hem de üzerinde deniz kızı heykeli olan
o pirinç lambayı koydum.
>> Pirinç değil o. O lamba bronz. Tam
[boğazını temizler] 60 yıl önce felsefe
doktorası yapmak için gittiğimde
Fransa'dan almıştım.
Paris'ten
evleninceye kadar genç kız odamın en
vazgeçilmez aksesuarıydı.
Geceleri ciltler dolusu kitap okudum
ışığında. [iç çeker]
Ah tanrım nasıl da unuttum. Kütüphaneden
ipek için birkaç kitap seçmeliyim.
>> Bu kadar heyecan size iyi gelmez hoca
hanım. Vallahi korkuyorum. E kütüphane
burada. Siz de buradasınız. Nasıl olsa
seçersiniz.
>> Peki. [boğazını temizler] Peki. Söyle o
zaman.
Küçük pilli radyoyu yatağının baş ucuna
koydun değil mi?
>> Hiç unutur muyum?
>> Biliyorsun sabah ve gece haberlerini
asla kaçırmamalı İpek. Tiyatro
saatlerini, müzik yayınlarını dinlemeli.
Radyo dinlemek başka bir kültürdür
Şaziye. Hele günümüzde bir tür
ayrıcalıktır.
Ama tabii kaliteli yayın yapan
istasyonları arayıp bulacaksın. Şimdiki
gençler için varsa yoksa televizyon.
Bakalım İpek Kız hangisini daha çok
seviyor. Göreceğiz.
Programları seçerek izliyorsa televizyon
önemli tabii ama bana sorarsan radyo
yine de bam.
>> E bir küçük televizyon olsaydı odasına
koyardık.
>> Hım. İyi ki yok. Her eve bir televizyon
yeterli. Çok isterse oturma odasında
seyredebilir o aptal kutusunu.
[kahkaha]
Biliyor musun dün telefonda kalacağım
odada televizyon var mı efendim diye
sordu bana. Yok dedim. Gayet kısa ve net
bir şekilde. Ah bu ipek olmalı. Geldi
işte. Geldi. Çabuk aç kapıyı.
Aa sen miydin Hasan Efendi? Biz de
öğrenci kız geldi sandık. Hasan
Efendiymiş. Kim? Hasan Efendi. İyice
ağrı işliyor artık.
>> E yaşlılık işte. [kahkaha]
>> Hasan [boğazını temizler] Efendi dedim.
Bahçıvan. İyi ya. Gelsin.
Gel bakalım Hasan. Otur. Otur.
[iç çeker][ani nefes alır] Aa ne güzel
günler onlar öyle. Ah bizim bahçeden mi?
>> Öyle öyle. Küçük hanım için. odasına
koyarsınız diye.
>> Yıllar çok şey alıp götürdü bizlerden
ama sende bir şey hiç değişmedi Hasan. O
hep genç kaldı. İnceliğin.
>> Sağ olun hanımefendi.
>> İyi görünmüyorsun sen. Hasta mısın?
>> Bronşit hanımefendi. [kahkaha]
Azdı yine.
>> Ah ah. Söz dinlemiyorsun ki. İçme şu
sigarayı diyorum sana. Mahvetti seni
Caziye. Bir bardak su verdi is
>> yok istemem. Sağ olun. Şey diyecektim
hanımefendi. Benim büyükoğlan hastaneden
randevu [boğazını temizler] almış.
Doktora bir görün diyor. İkiü gün
gelmesem acaba?
>> Aa ilahi Hasan benden izin mi alıyorsun?
>> Halil efendi komşu köşkü bahçıvanı.
Onunla konuştum. O sulayacak bahçeyi.
>> İyi yapmışsın.
Yaz erken bastırdı bu sene. Çimen çiçek
her gün bol su ister. İhmale gelmez hele
de kaysı ağaçları.
>> A ağaçlar dedin de şu pencerelerin
önündeki dalları bu da versen ışığı
engelliyorlar. Acelesi yok. Önce
sağlığına bak sonra.
>> Sağ olun. Sağ olun. Eee, ben artık
gideyim.
>> Geçmiş olsun. Onu geçir şaze.
>> Tabii hoca hanım. [öksürme]
Güle güle Hasan Efendi.
[iç çeker]
Hasan için kaygılanıyorum.
Sanki çok zamanı kalmadı gibi.
Biz birlikte yaşlandık sayılır Şaziye.
Evden ayrı geçirdiğim okul evlilik
yıllarımı saymazsak bu köşkte hep
birlikteydik onunla.
Paşa babam onu köşke getirdiğinde
çelimsiz ufak tefek bir oğlandı.
Çok sık hasta olurdu. Ateşi yükseldiği
zamanlar mas mavi gözleri daha bir
irileşir, daha bir parlardı.
Sağlığıyla hep annem ilgilenirdi.
Ah [iç çeker]
neyse. Hastalık ölüm konuşmak
istemiyorum.
Şaz nereye kayboldun Şazie? Mutfaktayım
hoca hanım. Geliyorum. Yemeklere bir göz
atayım dedim.
Elime sağlık. Hepsi de çok güzel olmuş.
Akşama İpek Kızla afiyetle yersiniz.
>> Tabii İpek Kız gelirse. [ani nefes alır]
Ah vakit hali geç oldu. Hala ortalarda
yok.
>> Gelir gelir meraklanmayın.
>> Bekliyoruz bakalım.
Aa kitaplar az kalsın unutacaktım.
Unutsaydım elimden kurtulamazdın. Çünkü
bana sen engel oldun.
>> E ben size ipeğin odasına kitap koymayın
demedim ki. O anlama gelen bir şey
söyledin işte.
>> Aman hocanım.
>> Ha neyse neyse. Bırak elindekileri de
kalkmama yardım et. Had.
>> Yavaş yavaş. Acele etmeyin canım.
>> Bu koltuğa oturdun mu gömülüp
kalıyorsun. Hı. Tamam tamam bırak.
Teşekkür ederim. Şu bastonu da ver bana.
Hı. İşte oldu. Gerisini ben hallederim.
Ben de pianonun tozunu alayım. Üsraplara
ulaşmaya kalkmayın sakın.
>> Kütüphanenin alt kata taşınması iyi
oldu. Taşınmak mı? Ne taşınması?
Kütüphane alt kata göç etti. Göç tam bir
hafta sürdü. Orada mırıl mırıl ne
konuşup duruyorsun Şaziye. Gel de şu
kitabı almama yardım et. Bak şu 3üncü
raftaki lacivert ince ciltli olanı. H
tamam işte o.
Felsefeci
ve sanatçı
olarak Atatürk ver. Okuman hala zayıf
senin. Felsefeci ve sanatçı olarak
Atatürk.
Ah [iç çeker][ani nefes alır]
benim bir konferansımdır bu Şaziye. 40
yıl önce vermiştim. Sonra kitap olarak
basıldı.
Eskiden düzenli olarak Atatürk
konferansları yapılırdı. Yüreklerde
cumhuriyet coşkusu. Hepimiz aylarca gece
gündüz çalışır, araştırmalar yapar,
hazırlardı konuşmalarımızı.
[alkış]
>> [alkış]
>> Ey birbirine diş bileyen yığınlar,
ey yığın yığın insan gafletleri.
Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde.
Dünya o zaman görecek hakikat nerede?
Hakikat nerede?
[alkış]
Evet. Konuşmamın başından beri Mustafa
Kemal'i bir felsefeci, bir düşünür
olarak tanıtmaya çalıştım sizlere. Şimdi
de kendi yazdığı şiirinden okuduğum bu
bölümle onun sanatçı kişiliği üzerinde
durmak istiyorum.
[müzik] Dünya o zaman görecek hakikat
nerede?
O hakikate bugün ne kadar yakınız acaba?
>> Derin nere daldınız yine hoca hanım?
Almamı istediğiniz başka bir kitap var
mı?
>> İpek bu kitabı mutlaka okumalı.
Ne dedin? A yok teşekkür ederim. Ötekini
ben aldım. Tiyatro sanatı ile ilgili bir
kitap. Poetika Aristo'nun. Bir ara
bunları odasına bırakıver.
Poet
aman neyse dilim dönmüyor. En iyisi ben
işimin başına döneyim. [kahkaha]
>> Deli kız.
>> Bu piyanonun tozunu da ala ala
bitiremiyorum.
Bari çalsanız. Ne zamandır kapağını bile
açmıyorsunuz.
Eskiden sabahları çalardınız. Sabah
kahvesinden sonra bir yandan işimi
yapar, bir yandan sizi dinlerdim.
>> Bileklerim eskisi kadar güçlü değil
artık.
Of bu koltuk yine içine gömüldüm bak.
>> E yatak odanızdakiyle değiştirelim
diyorum. Yanaşmıyorsunuz.
>> A olmaz. Kaç kere söyledim sana. Burada
kalmalı. Bu paşa babamın koltuğuydu.
Rahatına çok düşkündü babam. Burada
oturur sağa sola emirler yağdırırdı.
Eh ne de olsa o bir askerdi. Evin en
stratejik noktası da burasıydı.
Zavallı anneciğim ayaklarında sanki
patenler varmış gibi bir o yana bir bu
yana koşturur. Onun isteklerini
karşılamaya çalışırdı. Anneniz cefakar
kadınmış.
>> Ah [iç çeker] ah öyleydi. Ben onun gibi
olamadım.
Evliliğim de bu yüzden yürümedi galiba.
Aa şazım.
>> Durun durun bunu [boğazını temizler] ben
söyleyeceğim. İpeğin odasına Hasan
Efendi'nin getirdiği gülleri koymayı
unutma sakın.
>> O [kahkaha]
deli kız içimden geçene okur oldun.
>> Eh dile kolay. Yanınızda işe başlayalı
sonbaharda 20 yıl dolacak. 20 yıl oldu
demek ha. [ani nefes alır]
Geldiğinde gencecik su gibi bir kızdım.
İlk birkaç ay yatılı çalışmıştım. Gece
gündüz bir aradaydık. Sonra evlenip
çoluk çocuğa karıştı.
>> Aman hocaım karışıp da ne oldu?
>> He öyle olması çok normaldi tabii. Benim
içinse yalnız geceler başlamış oldu. O
zamanlar buna katlanabiliyordum.
Artık olmuyor. Çocuklardan, torunlardan
zaten hayır yok. Hepsi yurt dışında.
Herkesin kendi hayatı var. Geceleri yan
odada bir başka ses, bir başka nefes
duymak istiyorum artık. Ama içimde garip
bir korku var.
>> Korku mu?
>> Evet.
Geç öyle otur karşıma.
Bu evde mutlu musun Şazi?
>> E bu da nereden çıktı hocanım?
Seni kızdırdığım hiç olmuyor mu? Hadi
hadi çekinme söyle. Hadi.
>> Bazen o da hocalığınızdan ileri geliyor.
>> H
yaşlılıktan demeye dilim varmıyor değil
mi?
>> Aklıma bile gelmedi hocam. Yaşlılık zor
kızım, zor. Yolun sonuna geldiğini
hissetmek çok zor. Bütün gençliğini
önüne serilen uçsuz bucaksız bir anlam
denizinde inançla yılmadan kulaç atarak
geçirmişsen iyice zor.
Biz önce hayal ettik. Sonra umutla
hayallerimizin peşine düştük. Şaziye.
Bir de baktık ki taş taş tuğla tuğla
kurduğumuz abidelerin yanı başındayız.
İnancımız, umudumuz, gururumuz daha bir
bilenmiş. Öylece dimdik ayakta
duruyoruz.
Şimdi düşünüyorum da seçtiğimiz yol
doğruymuş. Bizi önüne katıp süpüren
zaman denilen o acımasız süpürgecinin
karşısında ancak böyle direnebilirmişiz.
Evet, bu tam anlamıyla bir meydan
okumaydı. Yüreğim hala genç, hala
direniyor ama bedenim güçsüz artık.
Beni huysuz, sabırsız bir yaşlıya
dönüştüren işte bu çelişki. Kendimi
artık o süpürgenin önünde gözle
seçilemeyecek kadar küçük bir toz
zerreciği gibi hissedim.
Ya şimdi meseleyi anladın mı?
>> Hem de nasıl ne çok şey öğrendim sizden.
Okuyup yazmayı, oturup kalkmayı, dünyaya
bakmayı. [kahkaha]
Okuyup yazmada hala tekliyorsun ama
bugünkü takvim yaprağını da hala
okumadın bana.
>> Ay onu okumaya bayılıyorum hocanım.
Hemen koparıp okuyayım. Hadi bakalım.
İşte saatli mağrip takviminden bir
yaprak daha.
Temmuz 14, Cuma. Günün kısalması 2
dakika.
Fransız devriminin başlaması
1789.
Bugün Fransızların Milli Bayramı Şazi.
Fransızlar
bu sefer gelen ipek kızdır. Masanın
üstündeki şu gazeteyi ver bana. Sonra
kapıyı aç. Çabuk çabuk.
>> Ay bana ne oluyorsa elim ayağım dolaştı
birden.
Merhaba. Yanlış gelmedin değil mi?
Profesör Rana Hanım'ın evi burası
olmalı.
>> Burası. Sen de ipeksin. Hoş geldin.
>> Hoş bulduk. Birkaç parça eşya var bahçe
kapısının önünde.
>> Ay aksı gibi Hasan Efendi de yok bugün.
Sen içeri geç. Hoca hanım seni bekliyor.
Onları ben alırım.
>> E profesör nerede?
>> Salonda.
>> Sağ olun.
>> Merhaba efendim. Ben İpek.
>> A hoş geldiniz kızım. Lütfen oturun.
[boğazını temizler]
Nasılsınız?
>> Teşekkür ederim efendim.
>> Evi kolay bulabildiniz mi?
>> Hı hı. Hiç güçlülük çekmedim. Ankara'nın
en eski semtidir burası. Bütün taksi
şoförleri bilir.
>> Eviniz çok güzel hocam.
>> Çok eski bir evdir. Cumhuriyetle
yaşıttır. Yaklaşık 77 yıllık.
Çocukluğum, ilk gençliğim bu evde geçti.
Hayat çok garip. Yaşlılık ikinci
çocukluksa eğer şimdi burada yaşıyor
olmam pek tesadüf değil. Ne dersiniz?
>> H. Güzel bir bahçesi var.
>> Hım. Güzeldir.
Civarda bahçeli birkaç köş kaldı. Her
taraf apartman doldu. Beton yığınları
arasında bu bahçeli köşkler çöl
ortasındaki vahalar gibi kaldı. Onlar da
birer birer mirasçılara, müteahitlere
teslim oluyorlar.
Bahçede gördüğünüz ağaçlar, güller,
çiçekler hepsi Hasan'ın eseridir.
>> Hasan
>> bahçıvanımız.
Kendisi hasta. Ciğerlerinden.
Birkaç gün izinli. Çok yaşlandı ama hala
sigara içiyor.
H. Sigaradan nefret ederim.
Siz sigara kullanıyor musunuz?
Ay bu işte. Tamam. Tam dört kutu iki
bavul. Ay ne çok işyan varmış İpek.
>> Haklısınız. Zahmet oldu size. Bu kadar
olacağını ben de düşünmemiştim. Taksi
şoförü bile itiraz edecek gibi oldu.
Kitaplar, giysiler, televizyon derken
>> televizyon.
>> Size telefonda sormuştum. Odada
televizyon değil.
>> Evet. Şimdi ipeğe bir ikramda bulunalım
hoca hanım. Buz gibi sütlaç var İpek.
Kendi ellerimle yaptım bu sabah.
İstersen soğuk kayısı şurada da
içebilirsin. Çarşıdan alınma filan değil
ha. Bahçedeki ağaçların meyvesinden.
>> Sütlaç alayım.
>> Siz hoca bana da sütlaç getir.
>> E hava bugün çok sıcak. İnsan hep soğuk
şeyler yiyip içmek istiyor.
>> Aileniz Samsun'da. Öyle mi?
>> Evet efendim.
>> Biraz ailenizden bahseder misiniz bana?
>> Tabii. E babam öğretmen bir ilkokulda.
Annem ev hanımı. Benden başka ortaokula
giden bir erkek kardeşim var.
>> Özlüyor musunuz ailenizi?
>> Hem de nasıl. Son sınava gireceğim günü
iple çekiyorum.
>> Yaz tatilinizi ailenizle geçireceksiniz.
>> Evet.
>> Kısmet olursa ben de Amerika'ya
gideceğim bu yaz. torunlarımı
[boğazını temizler] görmeyi.
Onlarla [homurdanır] konuşabilmek için
İngilizce çalışıyorum. Orada doğdu,
büyüdüler. Türkçeleri yok denecek kadar
az. Bu çok üzücü. Torunlarımla ana
dillerinde konuşabilmek isterdim.
>> İngilizce öğrenmeye çalışmanız çok
ilginç hocam.
>> Zorlanıyorum tabii. Fransızca, Almanca
biliyorum ama bunlar işe yaramayacak.
Bizim zamanımızda eğitimde yabancı lisan
olarak bu diller tercih edilirdi.
Siz lisan biliyor musunuz? Biraz
İngilizce, biraz olmamalı. Gençliğin
hafıza gücünden yararlanmalısınız.
Alo, ben İpek. Ali iyiyim. Hı, iyiyim.
Az önce geldim. Hayır, daha
yerleştirmedim odamı. Hocayla sohbet
ediyoruz. Tamam, ben seni sonra ararım
canım. Hadi öptüm. Bay.
>> Sınıf arkadaşınız mı Ali?
>> Evet.
>> Demek cep telefonu kullanıyorsunuz.
>> Faturaları biraz pahalıya mal oluyor ama
çok pratik bir alet. İstediğiniz yerle
istediğiniz zaman iletişim
kurabiliyorsunuz.
>> Faturaları aileniz mi ödüyor? Öyle
sayılır. Bazen ufak tefek işler çıkıyor.
Oyunlarda yardımcı oyunculuk filan gibi.
Kazandığım parayla ben de katkıda
bulunuyorum.
>> Bir dergide okumuştum. Uzmanlar bu
telefonların zararlı ışınlar yaydığını
söylüyorlar. Öyle diyorlar.
>> İşte sütlaşlar geldi. Yanında buz gibi
soğuk su da var. Buyurun hoca hanım.
Buyurun. Teşekkür ederim. E bu da senin
ipek. Sağ olun.
Şekeri çok fazla olmuş bunun.
Üstelik çok soğuk. Benimkini daha erken
çıkarmalıydın. Do
>> telaştan unutmuşum hocaım. Biraz
bekletin. Hava çok sıcak. Soğuğu hemen
kırılır.
>> Hayır hayır istemiyorum. Al bunu.
E söyleyin bakalım İpek. Okul nasıl
gidiyor?
>> Dersler kesildi hocam. 10 gün sonra
final sınavları başlayacak.
>> Tiyatronun hangi branşında eğitim
yapıyordunuz?
>> Oyunculuk.
>> Aktris olacaksınız demek. Oo, Sara
Bernard gibi
>> tanıyorsunuz onu. Sara Bernard çok büyük
bir isim ama ben kendim için daha
mütevazi hedefler koyuyorum hocam.
>> Mütevazi değil, mütevazı demelisiniz.
Iyla.
Okula girebildiğinize göre yeteneğiniz
var. Çok gayret göstermelisiniz. En iyi
olmak için çalışmalısınız.
>> Hı hı. Haklısınız hocam.
>> Arkadaşınızın evinden neden ayrıldınız?
>> Eee, biz, siz sohbete devam edin. Ben
ipein odasına bir bakayım. Birazdan
eşyaları yukarıya taşır, yerleştiririz
ipekle. E sonra da ben giderim artık
hoca hanım. Vakit çok geç oldu zaten.
Benim küçük oğlan ateşliydi sabah.
Öylece bırakıp geldim. Sütl için
teşekkürler. Çok güzeldi.
>> Afiyet olsun.
>> Arkadaşınla neden ayrıldığımı
soruyordunuz hocam.
Hocam
ah uyumuş.
>> [müzik]
>> He.
[müzik]
[müzik]
>> [müzik]
>> Ay şu yaz sabahında ne güzel geldi bu
müzik bana. İnsanın içini yıkıyor,
serinlik veriyor. Ay elleriniz dert
görmesin hocanım.
>> Ne diyorsun Şazie?
>> Hiç. Sabah kahveniz hazır diyordum.
Takvim yaprağı da geliyorum.
Bu sabah bu kadar.
Pek güzel çaldığınız parmaklarınıza
sağlık. Umduğum kadar kötü değilim ha.
Ah Şazi ya. Hasan'ın evini bir arayıver
bakalım. Hadi. Sağlığı nasılmış?
>> Ararım. Siz şöyle koltuğunuza oturun.
>> Koltuğa oturmak istemiyorum. Bu sabah
masaya oturacağım.
>> Nasıl isterseniz. Kahveniz.
>> Teşekkür ederim. E ben de şöyle
karşınıza oturayım. Kahvaltıyı
kaldırmadım. İpek kız neredeyse iner
aşağı.
>> Hiç sanmıyorum. Hala uyuyor. A çoktan
uyandı hoca. Banyo yapıyor. Takvime
okumaya başlıyorum. Bu evde bugün ikinci
sabahı. Saat 10'dan önce uyanmıyor. Her
evin bir düzeni var. Buna uyması
gerekmez mi?
>> E gençlik hoca hanım hele bir alışsın
uyuyacaktır.
>> Bakıyorum söz söyletmiyorsun ona.
>> E güzel kız ama değil mi? Adı da kendi
gibi oyuncu olacakmış ha.
>> Konuyu değiştirmeye çalışıyorsun Şazi.
Koruyorsun onu. Sabah kahvaltısının bu
saate kadar masada beklediği görüldü mü
hiç bu evde? Hı. Paşa babam olsaydı
çoktan devirip dökmüştü masayı.
Birazdan İngilizce çalışmaya
başlayacağım. Masa işgal edilmiş. Nerede
çalışacağımı söyler misiniz bana?
>> E kütüphanenin önündeki yazı masasında
çalışırdınız hep hocam. O masa
pencerenin önünde. Salonun en rüzgar
alan yeri. Cerhan'a maruz kalıp felç
olmamı istiyorsun ha.
>> Tamam hocam o nasıl söz?
>> Tamam tamam tamam uzatmayalım bu konuyu
artık. Kısacası evimde geçirdiğim son
iki günden hiç de memnun kalmadım. Şimdi
okuyabilirsin. Hadi saatli marif
takvimini. Temmuz 16 cumartesi.
Günün bir dakika kısalması.
E bugünün yemek listesinde ne var
bakalım?
E patates, köfte.
İmam bayıldı salata.
Hah, ipek ipek aşağı iniyor
>> nihayet.
>> Had ben böreği ısıtayım.
>> Banyoda bu kadar kalınmaz ki canım. İki
gündür tonlarca su harcıyor.
>> Ne dediniz hocam?
>> A hiç hiç.
>> Günaydın. Sizi öpebilir miyim?
>> Ben şey e piyanonuzun sesiyle uyandım.
Betfen çalıyordunuz. Usta.
Oo, sofra harika. Şazye nerede?
>> Böreği ısıtıyor.
>> Hiç zahmet etme Şaziye. Kahvaltı
etmeyeceğim.
>> Niçin kızım? Sofra sizi bekledi bu saate
kadar.
>> Biliyorum efendim ama inanın hiç vaktim
yok.
>> Biraz erken kalkarsanız vaktiniz olur.
>> Geç yatınca uyanamıyorum.
>> O zaman uyku saatlerinizi düzene
sokmalısınız değil mi?
>> E hamur da kızartmıştım.
>> Şaz sinirlerimi bozuyorsun. Son günlerde
konuşmaların arasına girmeyi adet haline
getirdin.
>> Hatrin için bir tane alayım.
[homurdanır]
Nefis olmuş hayatım. Eline sağlık. Kurt
gibi açım ama bir ik dakika sonra çıkmak
zorundayım. Okulda bir şeyler
atıştırırım.
Alo. Efendim Ali geliyorum canım. 5 10
dakika idare ediverin. Tamam hadi
görüşürüz. Bay. Hemen çıkmalıyım.
>> Okula mı gidiyorsunuz İpek?
>> Evet hocam bugün sahne sırası bizim.
Okulda bir tek sahne 35 oyunculuk bölümü
öğrencisi var. Sınavlar için sahnede
çalışacağımız saatleri paylaşıyoruz.
>> Akşam çaya yetişirsiniz değil mi?
>> Çalışırım. Royal Albert
porselenlerimizle beş çayı içmeye
bayılıyorum.
>> Akşama yemekte ne var biliyor musun İpek
kız?
>> Tabii.
>> A nereden biliyorsun?
>> Saatli Marif takviminden. Hoşça kalın.
>> [müzik]
[müzik]
[müzik]
>> Çaye
ev mi yıkılıyor sabah sabah bu güntü ne
ipek odasını Temizliyor. Çabuk git söyle
ona. Kessin şu gürültüyü.
>> Aman tancım. Beynim patlayacak. Ay
işte oldu. E ipek elektrik süpürkesinin
sesini bastırmak için fazlaca açmış
müziği.
>> Sanki bilhassa yapıyor. Benim bu saatte
çalıştığımı biliyor. Oysa değil mi?
>> Aman hoca yavaş duyacak. Duysa
aldıracağını mı sanıyorsun? O kadar
rahat ve duyarsız ki. Evet. Evet.
Kesinlikle eminim. Bundan çalışmamı
engellemek için yapıyor. İpek hiç öyle
bir şey yapar mı hocam? Onun
işbirlikçisi oldum. Dikkatimden
kaçtığını sanmam. Bir haftadır kendi
evimde bir yabancı gibi yaşıyorum. Varsa
yoksa ipek.
>> Biraz su getireyim mi size?
>> İstemiyorum.
>> Kayısı şurubu.
>> Hiçbir şey istemiyorum. Bütün gece
gözümü kırpmadım zaten.
>> Hasan Efendi'nin hastaneye yatmasına
üzüldünüz siz. O başka. Hasan için
üzülüyorum tabii.
>> Rahatsızlandınız mı yoksa?
>> Rahatsız edildim efendim. O da komşum
tarafından.
Hanım kızımız önce mır bir şeyler okudu.
>> E belki de kütüphaneden seçtiğiniz
kitapları okuyordu.
>> Hiç sanmıyorum. Dün okula gittiğinde
odasına girip kitapları kontrol ettim.
Arasına gizlediğim kağıtların yerleri
değişmemiş. Bir haftadır kapakları
açılmamış. Baş ucuna koyduğumuz radyoyu
bir kere bile açmadığına eminim.
>> E ders çalışmış sonra da uyumuştu. Ne
gezer? Efendim? Sevgili televizyonunda
film seyretti. Sonra bir müzik kanalı
açtı. Onu dinledi. Bir ara uzun uzun cep
telefonuyla konuştu. Sonra yine müzik
dinledi. Tekrar telefonla konuştu. Yine
müzik. Telefonda muhakkak Ali ile
konuşmuştur. Artık ismim gibi biliyorum.
Ali onun sevgilisi. İçmediğini söylüyor
ama odasında gizli gizli sigara da
içiyor. Ara sıra kokusunu alıyorum. A
onu koruyorsun demeyin hocaım ama ipek
sigara içmiyor.
>> Nereden biliyorsun? Geceleri onun yanı
başında mısın?
>> Değilim ama biliyorum.
>> Neyse neyse. Biz de genç olduk. Hiçbir
zaman bu kadar sorumsuz olmadık. Ne
çevremize ne ailemize karşı. Bizim
zamanımızda.
[müzik]
>> Alo Ali
>> İpek gecenin bu saatinde hayır ola.
>> Uyandırdım seni. Kusura bakma.
>> Önemli değil. Ne oldu?
>> Hava çok sıcak. Uykum kaçtı bahçeye
çıktım. Neden öyle alçak sesle
konuşuyorsun?
>> Şu anda profesörün penceresinin tam
altındayım. Kulakları biraz ağır
işitiyor ama benim söylediğim her şeyi
duyuyor nedense.
Hava çok sıcak.
>> Emin misin? Tekneden sıcak mı?
>> Şey
>> anlıyorum. Yine o mesele. Bak İpek,
kendine güvenmemen için hiçbir neden
yok. Anlıyor musun beni?
>> Ama sahnede iyi değilim. Ali
>> bırak da buna Provanı izleyenler karar
versin. Ben Provan'ı izledim. Gayet
iyiydi.
>> Tamam. Bir parçada sorun yok. Fakat Lady
Macbet'te olmayan bir şey var. Ali
sınava sadece 3 gün kaldı. Üstelik bu
daha ilk sınav. Bu moralle ötekilere ne
olacağını bir düşün.
>> Paniğe kapıldın. Bak yarın sen oldu
deyinceye kadar çalışırız. Tamam mı?
>> Tamam.
>> Başka?
>> Her zamanki şeyler işte.
>> Profesör
>> bunalıyorum Ali. Sürekli izlendiğimi
hissediyorum. Yaptığım her şeyin eksik,
hatalı olduğu duygusuna kapılıyorum. O
kadar resmi ki bana hala siz diyor
biliyor musun?
>> Bu alışkanlıktan ipek. O kuşak gençlerle
öyle konuşuyor. Mehmet hocayı
hatırlasana geçen yılki Eskrim hocamızı.
Hep Ali Bey İpek Hanım diye hitap ederdi
bize.
>> Bilmiyorum Ali. Bu evde de olmayacak
gibi geliyor bana. Sorun bende mi acaba
diye düşünmeye başladım.
>> [kahkaha]
>> Sorun aranızdaki yarım asırlık farkta
ipek biliyorsun bunu. Değerlerinizdeki,
alışkanlıklarınızdaki farkı bir
düşünsene. Kolay değil ama çözümsüz
değil bence.
>> Bak bugün ne oldu? Ben
>> gecenin bu saatinde bu kadar gevezelik
yeter ipek telefon faturan yükleniyor.
Yarın anlatırsın. Şimdi git güzel güzel
uyu. Hiçbir şey düşünme. Söz mü?
>> Söz. Hadi bay. Ah. Yook. Hayır. Hayır.
Öyle değil. İyi geceler. [kahkaha]
>> İyi geceler.
[müzik]
[müzik]
Freud'a göre ölüm insanoğlunun yaşarken
yatsıdığı en acımasız gerçekliktir.
Yaşayan insan ölümü yatsımak için tüm iç
güçlerini sonuna kadar harekete geçirir.
Hiç kuşkusuz sanat ve edebiyat bu
yatsımanın yerine koymanın en çarpıcı
araçları olarak var olurlar. Özellikle
tiyatroda özdeşleşilen her kahraman
ölürken onunla ölüme hazırlanmak ve
nihayet onunla ölmek insanı bir kez daha
umutsuz bir hale getirir.
>> Hocam,
hocam.
>> Hasan uyuyor musunuz?
>> Hasan.
Hasan nerede?
Şazi, Şazi, Hasan.
>> İyi misiniz?
>> Siz Aypek
ay rüya görüyordum.
[homurdanır] Siz ne zaman geldiniz? Az
önce zili çaldım açan olmadı. Kapıyı
anahtarlarımla açıp girdim. Televizyon
odasından ses geliyordu. Programı
izlerken uyuya kalmışsınız. Ben de
televizyonu kapattım. İyi etmişsiniz.
Şaziye yok mu? Bugün erken çıktı.
ödenecek faturaları varmış. Saat kaç? Oo
4 olmuş. Çay saati yaklaşmış.
Çayı bugün siz hazırlar mısınız?
>> Elbette.
>> Kalkmama yardım ederseniz çayı
hazırlarken sizi eşlik edebilirim.
>> Tabii. Bastonunuz burada. Koluma girin
isterseniz.
>> Tamam.
Yo ayağa kalkmam yeterli. Teşekkür
ederim.
[iç çeker]
Güzel programdır. O programı her hafta
izlerim ama bugün uyuyup kaldım. İşte
bugünkü konu biraz sevimsizdi.
İnsanlık olarak ölüm karşısındaki
tutumumuz.
Bu Freud da el atmadık konu bırakmamış.
>> Programın sonuydu zaten hocam. Uyumakla
fazla bir şey kaybetmiş sayılmazsınız.
İnsanın sanat aracılığıyla ölümle
uzlaşma çabasından söz ediyordu. Siz
koltuğunuza oturun ben mutfağa geçeyim.
Hayır, sizi izlemek istiyorum. Hem
ayaklarım açılır biraz. Nasıl
isterseniz.
>> Biraz gergin misiniz İpek? Bana mı öyle
geliyor?
>> Evet hocam öyleyim.
>> Nedenini sorabilir miyim?
>> Sınava iki gün kaldı ama kendimi hala
hazır hissetmiyorum. Girmemeyi bile
düşünüyorum. Aa, sakın yapmayın. İmtihan
psikolojisi bu başka bir şey değil.
Biliyorsunuz Napolyon'u bile alt etmiş
özel bir psikolojidir bu.
>> Bunu bilmiyordum. Üzerimden atmaya
çalışıyorum ama elimde değil.
>> Bence artık çalışmayın. Uzaklaşın
konudan dinlenin biraz. Rahatladığınızı
göreceksiniz. Ben hep öyle yapardım.
Ah! Ne yapıyorsunuz İpek? Demliye çok
fazla çay koyuyorsunuz. Öyle mi
yapıyorum? Ben tek fincan içiyorum. Siz
iki fincan içiyorsunuz. E o halde 3 çay
kaşığı koymalısınız. Fazlası israf olur.
>> Peki istediğiniz gibi olsun.
1 2 3. Tamam mı? Sizi kızdırdım galiba.
Bu da imtihan psikolojisi gibi bir şey
işte. Benim kuşağımın tamamında vardır.
Adına tekalfi-i milliye psikolojisi
diyebiliriz. Ne psikolojisi?
>> Bakın, [homurdanır] istiklal harbini çok
güç koşullarda kazandığımızı
biliyorsunuz İpek. Bunun en önemli
nedeni yoksulluktu.
Mustafa Kemal başkumandan olduktan sonra
ulusa bir teklif emri hazırladı. Her
hane elinde ne varsa bir kısmını ordunun
ihtiyaçları için verecekti. Bir çift
çoraptan kundura çivisine, çarıktan
urgana, şekerden çaya kadar bütün halk
büyük bir özveriyle elindekini vermek
için birbiriyle yarıştı.
[iç çeker] Ah ah biz o günleri yaşadık.
İpek çok zor günlerdi. O yüzden bir
kaşık çayın israfı bile bana acı verir.
Anlayabiliyor [müzik] musunuz beni?
galiba.
[müzik]
Oo,
çay soframız harika. Pağaça da
almışsınız. Gelirken bir üst sokaktaki
pastaneden aldım. Çok eskidir orası.
Karadenizli bir ailenindir. Gençliğimde
küçük bir simitçi fırınıydı. Yıllar
geçtikçe gelişti. Lüks bir pastane
haline geldi. Çok güzel salep yaparlar.
[ani nefes alır] Ah canım. Hasan az mı
salep taşıdı oradan bana?
>> Demin rüyanızda Hasan Efendiyi
görüyordunuz galiba.
>> Ha evet. Rüya
Hasan'ı görüyordum. Daha doğrusu
çocukluğumuz.
Birlikte bir ağaç seçip tırmanıyoruz.
O önden tırmanıyor ben arkadan.
Bir ara başımı kaldırıp bakıyorum. Onu
ağacın en tepesinde görüyorum. Sonra
tırmanmaya devam ediyorum. Tekrar başımı
kaldırıp baktığımda onu göremiyorum
artık. Sadece dallar, yapraklar
arasından kayısıları görüyorum. Rüyanızı
yorumlamamı ister misiniz? Yapabilir
misiniz biraz?
Hasan Efendi hala hastanede. Siz onun
için çok endişeleniyorsunuz. Kötü bir
şey olmasından korkuyorsunuz. O kadar
yeterli. Teşekkür ederim.
>> Bence endişelenmenize gerek yok. Şaziye
bu sabah durumunun gayet iyi olduğunu
söylüyordu. Onunla hiç karşılaşmadım ama
ben de iyileşeceğini hissediyorum.
>> Umarım.
Çocukken yaz geldiğinde Hasan'la bütün
[boğazını temizler] günümüzü birlikte
geçirirdik. Kayısı ağaçlarının
tepesinden inmezdik.
Bahçedeki kaplumbağaları yakalar,
üzerlerine renkli kalemlerle numaralar
yazardık.
>> [iç çeker][ani nefes alır]
>> Ah ah çocukluk işte ne güzel günlerdi
tanrım.
Çocuklardan geriye [müzik] ne kalır
ipek?
>> Anılar hocam.
[müzik]
Çık.
Çık ey hain leke.
Çık diyorum sana.
Bir
iki
öyleyse eylem vakti geldi.
Cehennem zifiri karanlıkmış. Ayıp size
efendimiz. Ayıp. Olacak şey mi bu? Hem
asker olun hem korkun.
Herkes biliyormuş.
Olsun. Nasıl olsa gücümüzü kimse
sorgulayamaz.
Yine de ihtiyarda bu kadar kan
olabileceğini kim bilebilirdi ki?
Olmuyor olmuyor işte. Yapamıyorum
tanrım. Ne yapacağım ben?
Alo İpek.
Neden cevap vermiyorsun? Orada olduğunu
biliyorum. Lütfen konuş benimle.
[homurdanır]
Şimdi de ağlıyor musun yoksa?
Sinirlerim çok bozuk Ali. Olmuyor.
Yapamıyorum.
>> Seni ikna edemiyorum. Ne yapacağımı
şaşırdım.
>> Bencillik ettiğimi biliyorum ama.
>> Evde yalnız mısın?
>> Evet. Profesörle Şaziye Bahçede yürüyüşe
çıktılar.
>> Bak güzelim. Profesör haklı. Onun sana
söylediğini yap. Artık çalışma tamam mı?
>> Ama Ali sadece bir gün kaldı.
>> Hiç fark etmez. Bak son kez söylüyorum.
Çalışmana gerek yok. Yeterince çalıştın
ve iyi bir sınav vereceksin inan bana.
Şimdi bahçeye çık ve dolaş biraz.
>> Diyorum ki yarın okula gitsek.
>> Hayır, yarın pazar. Okula gitmenin
anlamı yok. Ayrıca biliyorsun bir araya
geldin mi sınavdan başka bir şey
konuşulmuyor. Yarını sakin
geçirtmeliyiz. Oldu mu?
>> Peki.
>> Seni yine ararım. Hoşça kal.
Söylediklerimi unutma sakın.
>> Tamam. Hoşça kal.
[müzik]
Of
aman bayağı yorulmuşum. [iç çeker]
[ani nefes alır]
Bu ayaklar beni zor taşıyor artık.
Halil efendi Hasan'ın yokluğunda bahçeye
iyi bakmış. Ne de olsa eski arkadaşlar.
Hasan için o da çok üzülüyor.
>> Bir an önce hastaneden çıksa da tablada
Mars etsem onu dedi.
>> Hasan yelince nasıl sinirleniyor bilsen?
>> Bilmem mi?
>> İpek nereye kayboldu?
>> Odasına çıktı. Kızın durumu iyi değil
hoca Hanım.
>> Demin bahçede iyi görünüyordu.
>> Vallah orasını bilemem ama İpek Kız iyi
değil.
>> Ah! Çok abarttı bu imtihan konusunu.
Moralini yüksek tutması gerek. Hiç çaba
göstermiyor.
Yukarı çıkıp ona bir baksan şaze.
>> Birkaç parça kaldı. Ütüyü bitireyim
bakarım hoca hanım. Yarın izin günün
pazartesiye kadar ortada kalmasın
çamaşırlar.
>> Belki de bir başka derdi vardır. Ha siz
iyi dostsunuz. Hiçbir şey söylemiyor mu
sana?
>> Söylüyor. Söyledi daha doğrusu. Kayıt
dondurmak neyse hoca hanım onu yapacağım
seneye dedi. Bir yıl için yapacakmış o
dediğini. Kaydını donduracağını mı
söyledi sana?
>> Evet. O ne hocaım? [boğazını temizler]
Bir yıl okula ara verecek. Ankara'ya bir
yıl boyunca gelmeyecek.
Bunu yapar mı dersin Şaziye? Vallahi ne
bileyim öyle dedi. Aman hoca hanım öyle
bir şey yaparsa çok üzülürüm. Bayağı
alışmıştık ona. Ben alışmıştım yani.
Sana bir şey söyleyeyim mi Şaziye?
Galiba ben de alıştım ona.
[müzik]
Güzel bir pazar sabahı. Ah tanrım ipeğin
yukarıda odasında olduğunu bilmek garip
bir huzur veriyor bana.
Yarın imtihana girecek. Bugünü rahat
geçirmesi gerek. İyi bir kahvaltı
sofrası hazırlamalıyım ona. İyi bir
kahvaltıyla güne başlamak sinirlerini
yatıştıracaktır.
Şaziin dün bahçeden kestiği beyaz güller
de masada olmalı. A evet. Önce müzik.
Müzikle uyandırmalıyım onu. Hoşuna
gidecektir eminim. Sonra ılık bir duş
yapmasını söylerim. reddetmeyecektir.
Banyo yapmayı sever. Öğleden sonra
bahçeye çıkar, dolaşırız biraz. Halil
Efendi havuzu da doldurmuştur. Beş
çayını havuz başındaki kameriye de içer,
sohbet ederiz onunla. Şaziye olsaydı
pastaneden sıcak poğaç alırdı. Belki
ipek bir koşu gidip alır. Acaba onu
piyanoda ne çalsam? Bey tofun'u seviyor.
var
[müzik]
[müzik]
[müzik]
[müzik]
>> [müzik]
>> Müzikle uyanmak ne güzel. Geldiğini
duymadım. İpek, lütfen, lütfen kesmeyin.
Devam edin. Bu parçayı biliyor musun?
>> Betoven olduğunu biliyorum ama
>> patatik rondo.
>> Çok güzel
>> ya. Buna ne dersin bakalım?
[müzik]
>> [müzik]
[kahkaha]
>> Siz bir harikasınız.
Gel bir tane de bizden çalalım.
[müzik]
Ahmet Adnan Saygun'un horonu bu. Aferin
aferin sana ipek. Yanlış duymamışım
demek. Profesör bana sen diye hitap
ediyor.
Atatürk Timur adlı tiyatro oyununu
tamamlasaydı müziklerini mutlaka saygına
besteletirdi. İpek, sen odandaki
kitapları okudun mu? Bu evde okuduğum
ilk kitaplar onlardı.
[müzik]
>> [müzik]
>> Havuzda dör tane Japon balığı var.
>> Ne diyorsun İpek?
>> Geliyorum.
Havuzda balıklar var.
Komşu köşkün Bahçevana Halilfendi
bırakmıştır onları. Masayı hazırladım
hocam. Gidip poğçaları alayım. Siz
bahçeye inmeyin. Birlikte ineriz.
Kameraya yerler çok ıslak. Ben hemen
dönerim. Tamam. Bekleim seni.
Alo. Buyurun efendim.
Evet, ben Profesör Rana. E anlamadım. Ne
dediniz?
Ah Hasan.
[müzik]
Hasan.
Evet, anlıyorum.
Teşekkür ederim.
Hasan
sonunda yenil.
Çocuklardan geriye ne kalır ipek?
Anılar hocam.
İşte geldim. Bahçeye inmişsiniz bile.
Hani beni bekleyecektiniz.
Hocam iyi misiniz? [iç çeker]
Evet. Evet.
Biraz biraz başım dönüyor. İçeri geçelim
isterseniz. Uzanıp dinlenin.
Tanrım bana güç ver. İpek hiçbir şey
hissetmemeli. [boğazını temizler]
Yo hayır burası iyi. İyi. Serin.
Serinlik iyi gelecektir bana.
Eee özür dilerim hocam.
Sen misin Ali? Hayır çok iyiyim. Doğru
söylüyorum.
İnanmıyorsun bana değil mi? Ama öyle şu
anda hocayla bahçede havuz başında
oturuyoruz. Kayıt dondurmak mı? Alay mı
ediyorsun benimle? Benden bir sınıf öne
geçmene katlanabilir miyim sanıyorsun?
[kahkaha] Bak gerçekten iyiyim. Nasıl mı
başardım? Bilmiyorum. Sadece yarınki
sınavı zihnimden attım. Sana da
öneririm. [kahkaha] Teşekkür ederim Ali.
Yarın sınavda görüşürüz. Hoşça kal.
>> Al bakalım İpek.
Bu yaşlı hocaya bugünkü saatli marif
takvimini sen okuyacaksın. Memnuniyetle.
Biliyor musunuz bana çok tuhaf geliyor
hocam. Bu takvimden her gün bir yaprak
düşüyor. Tıpkı sonbahar yaprakları gibi.
Evet.
Düşen her yaprak bir veda, bir kavuşma.
Kızım
24 Temmuz Pazar.
Günün iki dakika kısalması.
[müzik]
>> [müzik]
>> H
[müzik]
[müzik]
>> [müzik]
>> H
[müzik]
[müzik]
[müzik]
Ask follow-up questions or revisit key timestamps.
This is a radio play about a retired professor, Rana Atagün, who is looking for a student to live with her. She contacts a social services organization and learns that a student named İpek, who is studying theater, has applied. Rana invites İpek to stay with her. The play explores their developing relationship, Rana's reflections on her past, and İpek's anxieties about her upcoming exams. A subplot involves Hasan, the gardener, who is ill and passes away during the play, and Rana's deep affection for him.
Videos recently processed by our community