Radyo Tiyatrosu: Selvinaz'ın Yaprakları | Dram
1312 segments
[müzik]
Radyo tiyatrosu.
[müzik]
Yapım Ankara Radyosu.
[müzik]
[şarkı söyleme]
[müzik]
[müzik]
[müzik]
[müzik]
Selvina'ın yaprakları
[müzik]
[müzik]
yazan Pembe Akgün Köse. Dramaturg Bilge
Bölükbaşı.
[müzik]
Yöneten Nurşen Girginç, yapımcı Ersan
Edinç. Efektör Ömer Atilla Ulaş.
>> [müzik]
>> Oynayan sanatçılar Selvi Adviye Öztürk,
Ahmet Levent Ülgen, anne Hepşen Akar,
Ender Haydar Gültepe, Ayşe Ayşe Akınsal,
Aslı Oytun Yücel, öğrenci Harun Can.
[müzik]
İşte.
[müzik]
[müzik]
[boğazını temizler]
[kahkaha]
Evet. Yatağıma yattım. Anne hadi masal
anlat bana. Hadi. [kahkaha]
>> Masal değil de bu gece sana mitolojiden
bir öykü anlatayım.
O ne demek?
>> O da bir tür masal.
>> Hım.
>> Efsane yani.
>> Peki hadi başla.
>> Hım.
Çapkınlıklarıyla ünlü Apollon yani güneş
tanrısı
ince mi ince, narin mi narin kıza aşık
olmuş.
Aylarca çabalamış. Genç kızı kendini
aşık edebilmek için uğraşmış. Sonunda
başarmış.
Ama bu kez de gönlü geçmiş kızdan
başlamış yine eski çapkınlıklarına.
Nazlı kız da üzüntüsünden yataklara
düşmüş, yemeden içmeden kesilmiş.
Günler günleri, aylar ayları kovalamış
ve Nazlı Kız veda etmiş hayata.
>> H yani cennete mi gitmiş?
>> Evet tatlım cennete gitmiş. H. Sonra
>> sonra Apollo bunu öğrenmiş. Üzüntüsünden
oturup uzunca bir şiir yazmış ve Nazlı
kızın yattığı yere gitmiş bu şiiri
okumak için. Mezarın başına geldiğinde
yaptıklarından dolayı duyduğu pişmanlık
iyice artmış ve Nazlı Kızın aşkını dünya
döndüğü sürece yaşatmak istemiş. Onu bir
sell.
Derler ki o günden sonra tüm
mezarlıklara Selve ağacı dikmeye
başlamış insanoğlu. Tüm aşıklar da
Selv'in rüzgarda çıkardığı hışırtılara
kulak vererek Apollo'nun
Nazlı Kıza yazdığı şiiri duymaya
çalışırmış.
>> Onun için mi senin adını Selvi koymuş
anneanne?
>> Evet öyle küçük. [kahkaha]
Hadi bakalım şimdi uyku vakti.
>> Aa ne olur bir masal daha anne lütfen.
Bu çok kısaydı. Hayır kesinlikle olmaz.
Sabah erkenden okulda olmam lazım.
Uyumadan önce de öğrencilerimin
ödevlerini okuyup bitirmeliyim.
>> Peki o zaman yarın iki tane Tamam.
>> A yarın için şimdiden söz veremem.
Sözler tutulmak için verilir. A seni
yaramazım. Hadi bakalım [kahkaha]
yat da üstünü örteyim.
>> Anne
>> bir öpücük ver bakalım.
>> İyi [kahkaha] geceler tatlım.
>> Sana da.
[homurdanır]
A babam geldi. Babam geldi.
>> Dur dur düşeceksin. Bekle asla dur.
[kahkaha]
>> Baba
>> yavru kuşum benim. Gel bakayım kucağıma.
Hop hop. Amma da ağırlaşmışsın sen. Bu
saate kadar neden uyumadın söyle
bakalım.
>> Annemden izin aldım.
>> Öyle mi? O zaman sorun yok.
>> Hoş geldin.
>> Hoş bulduk.
>> Ne getirdin bana?
>> Aa Aslı.
>> İçeri girmeme bile izin yok. Görüyor
musun? [kahkaha]
>> Kaç gündür gelmeni bekliyorum.
>> Hadi baba ne getirdiğini söyle. E şey
aslıcığım
>> bir şey getirmedi değil mi?
>> Yarın birlikte dışarı çıkarsan ne
istersen alırız. Olmaz mı hayatım?
>> O söz vermiştin ama.
>> Babam bu saatte sana hediye alabileceği
bir yer bulamamıştır hayatım. Yarın
>> hani sözler tutulmak için verilirdi. Hep
böyle yapıyorsun.
>> Sana bir daha asla güvenmeyeceğim. Baba
>> Ahmet bak
>> lütfen bir de sen başlama Selvi. Zaten
yorgunluktan ölüyorum. Bir duş alıp
hemen yatacağım. Sabah erkenden yola
çıkmam lazım.
Bir haftadır eve gelmiyorsun. Geldiğinde
de söylediğin tek şey yine gideceğin.
Çok güzel. Ben iyiyim Ahmet. Sen
nasılsın?
>> Affedersin. Affedersin. Lanet olsun. Çok
çalışıyorum. Çok yorgunum. Unutmuş
olamaz mıyım?
>> Sen bizi çoktan unuttun Ahmet.
[müzik]
>> Renklerin anlamlarına dikkat et.
Öyküdeki karakterle özdeşlik kurmaya
çalışırsan her şeyin daha kolay
çözüldüğünü fark edersin. Kendi
hayatında üzüntülerini ve sevinçlerini
hangi simgelerle ifade ettiğine dikkat
et.
>> Eee, üzgün olduğum zaman saçlarımı
kestirmem gibi mi hocam?
>> Ah, evet, aynen öyle. Bu öyküdeki kadın
ne yapıyor? Kocası üzerine kuma
getirince,
>> eee, beyazlar giyiyor.
>> Sence neden?
>> M, bilemiyorum. Hı. Çünkü o masum
olduğuna inanıyor. Tüm bu olanların
sorumlusu olmadığını düşünüyor adama.
İçindeki sevgiyi, onu hayata bağlayan
her şeyi öldürdüğünü anlatmak istiyor.
Beyazlar giyerek.
>> A evet. Şimdi daha iyi anladım. Teşekkür
ederim.
>> Rica ederim.
>> Sizi öğretmenler odasında rahatsız
ettiğim için özür dilerim hocam.
>> Burası bütün öğrencilere açıktır. Ne
zaman isterlerse gelip anlamadıkları bir
konuyu sorabilirler.
>> Sağ olun. İyi günler. İyi günler.
>> Merhaba Selv. Aşağı inip birer çay
içelim mi?
>> Yarım saatim var Ayşe. Sonra derse
gireceğim.
>> Oho. Yarım saatte Çin'de bile çay içeriz
biz.
>> Hayırdır?
Çok sevinçlisin bugün. Yeni birini mi
buldun yoksa?
>> Artık aramamaya karar verdim. Nasıl olsa
bir gün bir yerde karşıma çıkacak.
>> Bak sen şimdi de kaderci bir yaklaşım
ha? Neyse sen beni bırak da konuşmaya
başla. Neyin var?
>> Bir şeyim yok. Onu da nereden çıkardın?
>> Sen onu benim kühama anlat.
[müzik]
[müzik]
>> [müzik]
>> İki çay lütfen.
Gel gel şöyle camın önüne oturalım.
Teşekkür ederim.
[iç çeker][ani nefes alır]
>> Evet dinliyorum. Yok bir şeyim Ayşe.
Öylesine canım sıkılıyor. Havalardan
galiba geçer.
>> Başladın yine. Futbol takımı oyuncusu
gibisin. Ne demek bu? Şimdi rakiplerini
kalelerinden uzak tutmaya çalışırlar ya.
Sen de aynen öyle davranıyorsun.
>> Yok bir şeyim. Sadece çok yorgunum.
>> Hayatım boyunca bir şeyim yok. Sadece
yorgunum cümlesini bu şekilde tonlamak
istemişimdir. Ama kısmet değilmiş işte.
Keşke olaylara senin gibi yaklaşabilsem.
Biraz daha esprili yanlarından
bakabilsem hayatım.
>> Sen bana hayran, ben sana kurban deli
kadın. Hadi anlat bana neler oluyor.
Uzun süredir sıkıntılı bir halin var
senin
Ahmet.
[müzik]
>> [müzik]
>> Yarısında durmasan olmaz.
>> Selvi.
>> Selvi kızım kalktın mı?
>> Kalktım kalktım.
>> Günaydın annelerin en güzeli.
>> Günaydın kızların en yağcısı. [kahkaha]
>> Nasıl ağrıyor her yerim. Of.
Geç kaldın bugün.
>> Geç mi kaldım?
>> H
>> saat kaç? 8'e geliyor
vah mahvoldum. Nasıl yetişeceğim ben
şimdi?
>> Ay kaçtaydı bu sabah dersin?
>> 9da.
>> Oho. Daha bir saatin var. Rahat rahat
yetişirsin. Otur da bir bardak çay iç.
Gel.
>> İyice geç kalırım. Hemen çıkmam lazım.
Gidip giyineyim.
>> A taksiyle gidersin bugün de işe.
>> Olmaz. Akşam taksiyle dönerim.
>> Akşam mı? Sana söylemeyi unuttum. Şimdi
Reyhan sarılık olmuş raporlu. Onun
dersini bana verebilirler. E bana haber
vermeyi unutma olur mu?
>> Olur unutmamak etme. Aslı kalkmadı mı
hala? Dün biraz ateşi var gibiydi. İlaç
verdim yatmadan önce. Bugün sokağa
çıkmasa iyi olur anne.
>> Çıkarmam. Çıkarmam. Evin içinde de pek
rahat durduğu yok ama madem çıkarma
diyorsun çıkarmam.
>> Seni çok yorduğumu biliyorum anne.
>> Ama ne olur biraz sık dişini. Gelecek
yıl okula başlayınca rahat edersin.
>> Aman canım şikayet ettiğim filan yok
benim. Ben sadece bu sabah birlikte
kahvaltı ederiz diyordum.
Bak sen akşama kadar gelmeyecekmişsin.
>> Aşk olsun anne. Duyan da sabah ezanında
eve giriyorum sanır. Saat 6 bilemedin.
6.30'da evdeyim. O da haftada birkaç
gün.
>> Diğer günlerde de kitaplarının
başındasın ama.
>> Anne lütfen.
>> Ahmet ne zaman geleceğini söyledi mi?
Yine uzamış işleri. Birkaç gün daha
kalması gerekebilirmiş.
O ikide bir iş seyahatine çıktıkça biz
de aslıyla senin yanına alıyoruz soluğu.
>> Bıktırdım değil mi anne?
>> O ne biçim laf Selvi. Sen benim kızımsın
o da torunum. Elbette geleceksin.
>> Hay Allah yine takıldı. Anne şu
fermuarımı düzeltir misin?
[müzik]
>> [müzik]
>> Taksi
taksi
Selva Hanım, Selva Hanım buyurun
gideceğiniz yere bırakayım sizi.
>> Siz
>> ben okula yeni gelen psikoloji
öğretmeniyim. Adım Ender.
>> Ah affedersiniz şimdi hatırladım.
Geçenlerde tanışmıştık. Affedersiniz.
>> Önemli değil. Buyurun.
Benim yüzümden yolunuzu değiştirmeyin
lütfen. Biraz sonra bir taksi bulurum
ben.
>> Bu yağmurda epeyce beklemeniz
gerekebilir. Hem ıslanmışsınız da.
Buyurun lütfen.
>> Pekala.
Teşekkür ederim.
Ne tarafı?
>> Yeni mahalle.
>> Yeni mahalle mi?
>> Neden şaşırdınız?
>> Yo yok yo şaşırmadım. Aksine sevindim.
Biraz da hüzünlendim.
Çocukluğum geçti benim o semtte. Kaçıncı
caddede oturuyorsunuz?
>> Eee yeni mahallede annemler oturuyor.
Biz Esad tarafındayız.
Birinci caddede onlar. Onlar
>> e yani annem.
>> Babanızın kaybı sizi çok üzmüş olmalı.
>> Anlayamadım.
>> Hala çoğul konuşuyorsunuz.
>> Öyle mi? Farkında değilim.
>> Özür dilerim. Kabalık etmek
istememiştim. Meslek hastalığı
>> önemli değil.
>> Sokakların isimlerine dikkat eder
misiniz? Ankara'da bu çok daha belirgin.
Örneğin Esat da bağlayan, başçavuş,
ballı baba.
>> Birbirine paralel ya da birbirini kesen
sokaklar bunlar. İsimleri birbirleriyle
uyumlu.
>> Ha sağ taraftan lütfen.
>> Bir araya geldiklerinde bir anlam
oluşturanlar da var. Ufuk, tan, doğan,
güneş gibi. Örneğin. Sıkıldınız mı?
>> Yo yo. Hayır.
>> Her zaman böyle dalgın mısınız?
>> Dalgın mı?
>> Öğretmenler odasında, kantinde, sokakta,
ne zaman size rastlasam düşüncelisiniz.
İnsanlarla konuşurken bile ruhunuzun
başka, bedeninizin başka bir yerde
olduğu izlenimine kapılıyorum çoğu
zaman. Öyle mi görünüyorum? Farkında
değilim.
>> Biliyor musunuz neyi merak ediyorum?
>> Neyi?
>> Ne düşündüğünüzü?
O anda ne düşündüğünüzü merak ediyorum.
E dersler ya da öğrencilerimdir. Ha,
ileriden sağa sapacağız
>> tabii.
Anne.
Anne,
anne. Kalk da yatağına yat. Her yerin
tutulacak yine. Hadi.
>> Tamam, tamam. Kalktım, kalktım.
Sırtım.
Ay belim. Of. Aslı uyudu mu?
>> H. Az önce.
>> Sen ne yapıyorsun? Sınav kağıtlarını
okumam lazım ama hiç canım istemiyor.
Biraz televizyon seyredip yatarım
herhalde.
>> Bir şey mi oldu?
>> Yo. Onu da nereden çıkardın?
>> Ne bileyim ben. Son günlerde çok
dalgınsın. Bir şey de yemedin bu akşam.
>> Çok yorgunum anne. Sınavlar, okul, bir
dolu sorumluluk işte. Oradan oraya,
okuldan eve, evden buraya.
>> İstediğin zaman evine gidebilirsin.
>> Onu demek istemedim. Anne. Ben
ben sadece yoruldum. Çok yorgunum. Gel
buraya gel. Gel otur şöyle dizlerime koy
başını eskisi gibi. H
şimdi anlat bakalım.
Yok bir şey. Anne yalnızca kendimi çok
yorgun hissediyorum.
Bazen başıma yorganı çekip sonsuz bir
uykuya dalmak istiyorum. Hiçbir şeyi,
hiç kimseyi düşünmeden
yalnızca uyumak.
>> İstiyorsan Aslıyı bırak bana. Birkaç gün
izin al okulda mı?
>> A yapamam. Yapamam.
>> Bence sen çok yalnız kaldın. Evli bir
kadının bir başına bunca yükü kaldırması
zor. Çocuk, ev, iş. Benim bunlardan yana
bir şikayetim yok anne. Anlamıyorsun.
>> Hayır hayır hayır. Çok iyi anlıyorum.
Evliliğimizin ilk yıllarında baban gece
yarılarına kadar dikiş dikerdi.
O zamanlar nerede böyle makineler?
Ben bütün gün kayın valide çocuklar
giden gelen
yanımızda okumak için kalan akrabalar
biliyorsun ya. Bazen delirecek gibi
olurdum. Kapıyı çekip ardıma bile
bakmadan kaçıp gitmek isterdim.
>> Nereye?
>> Neresi olursa.
O kalabalıktan, gürültüden uzak olsun
da. Ama gece olup babanla başa
kaldığımızda
saçımı şöyle bir okşayıp da biliyorum
çok yoruluyorsun.
Tüm yaptıkların ve çektiklerin için sana
minnettarım deyince her şeyi unuturdum.
>> [homurdanır]
>> Daha çok daha güzel şeyler yapmak
isterdim ertesi gün.
[ani nefes alır]
Onu özlüyorsun değil mi? Nasıl?
[homurdanır]
Ben de anne
[kahkaha]
ben de çok özlüyorum.
Keşke yine o günlere dönebilsek.
[müzik]
>> [müzik]
>> Efendim?
>> Selvi
>> Ahmet
>> benim uyandırdın mı?
>> Eee yok. O önemli değil. İyi oldu
aradığın. Masanın başında uyuya
kalmışım.
>> Nasılsın Aslı? Nasıl?
>> İyi, iyi. Hepimiz çok iyiyiz. Sen
nasılsın?
>> İyiyim. Yalnızca yorgunum biraz. Bir iki
saat önce çıktım toplantıdan. Yemek
yedik. Az önce de otele geldim. Ancak
arayabildim.
>> Önemli değil. Nasıl geçti?
>> İyi, iyi. Çok iyi. Dünyanın siparişini
aldım. İzmir'e de bir bayilik verdim.
>> Güzel. Sevindim senin adına. Eee, bir
süredir sizi çok ihmal ettim biliyorum
ama telafi edeceğim ben bütün bunları.
>> Ne zaman?
>> Döndüğümde birkaç günlüğüne bir yerlere
gideriz. Olmaz mı?
>> Çok iyi olur.
>> Bak her şeyi [homurdanır] biraz daha
rahat nefes alalım diye, Aslıya güzel
bir gelecek hazırlayabileyim diye
yapıyorum. Selvi, sana da biraz beklemek
düşüyor hayatım.
>> Biraz daha sıkacağız dişimizi. Olmaz mı?
>> Sen öyle diyorsan.
>> Annen nasıl?
>> Ne zaman dönüyorsun? Bir iki güne kadar
dönerim.
>> Haber verirsen iyi olur. Eve geçeriz.
>> A doğru söylüyorsun. Çok yük oluyoruz
kadıncağıza.
>> O yüzden söylememiştim. Belki başa
olursak.
>> Elbette elbette. Fakat çok bir şeyler
hazırlayıp yorma kendini. Bakarsın
birkaç gün sonra tekrar çıkarım yola.
>> Olur. Hazırlama.
>> A bir de benim lacivert takımlarla
grileri temizleyece verirsen iyi olur.
Birkaç da gömlek, uygun gömlek
hazırlarsın. Tamam mı?
>> Evet, hazırlarım.
>> Teşekkür ederim hayatım.
>> Önemli değil. Başka bir şey var mı?
>> İşte çamaşır, çorap, kravat. Sen
bilirsin artık.
>> Anladım.
>> Hayatım. Şimdi biraz uyumam lazım. Dedim
ya çok yorgunum. Sabah erkenden Afyon'a
geçeceğiz. Biraz dinlenmem lazım. Seni
çok seviyorum. Aslıyı benim için öp.
Olmaz mı?
>> Öperim.
>> İyi geceler.
>> Sana da.
>> Hoşça kal.
>> Güle güle.
>> [müzik]
[müzik]
>> Biraz daha sık dişini hayatım. Bak şimdi
karşıdaki pastaneye geçer. Elini yüzünü
yıkarız. Kendini daha iyi hissedersin.
>> Çabuk ol anne çok kötüyüz. Midem
bulalıyor.
>> Biliyorum canım biliyorum. Elimden
geleni yapacağım. Sen yeter ki biraz
daha sabret.
>> Lanet olsun. Bir tanesi de durup yol
vermez ki. Elimi sıkı tut hayatım.
>> Tutuyorum. Ane
>> tamam tamam tatlım geçer şimdi.
Ocağıma alayım mı seni?
>> Hayır ben yürürüm.
>> Pekala
>> şimdi daha iyiyim.
>> Hadi koş bakalım. Hadi koş koş. Hop.
[kahkaha]
Neden gülüyorsun bakalım küçük hanım?
Çok komiksin de ondan. Ben bebek miyim?
>> Öyle mi? Artık büyüdüğüne göre annene
bir portakal suyu ısmarlarsın herhalde.
>> H. Kumbaramdaki bütün parayı getirmiş
bile olsam buna yetmez ki.
>> Ahmet
>> sen Selimi
[kahkaha]
>> merhaba tatlım. Gel bakalım. Of amma da
ağırlaşmışsın sen.
>> Sen de hep aynı şeyi söylüyorsun baba.
>> Sen ne zaman geldin?
>> Ben çok hasta oldum baba. Birkaç saat
önce geldim.
>> Karnım çok ağrıdı.
>> Karnın mı ağrıdı?
>> Midesi.
>> E nereden geliyorsunuz?
>> Hastaneden. Yediğe bir şey dokunmuş.
>> Ne yedin bakalım sen yaramaz kız?
>> Bilmiyorum ki.
>> Yanındaki kadın kimdi Ahmet?
>> Hangi kadın?
>> Az önce telaşla yanından ayrılan kadın.
>> Anne pastaneye gitmeyecek miyiz?
>> Bugün değil canım. İyice iyileş öyle.
>> Babam da burada olduğuna göre
hamburgerciye gidelim o zaman.
>> Elbette. Ben arabayı arka sokağa park
etmiştim. Alıp geleyim öyle gidelim.
Olmaz mı? Hamburgerciye başka zaman
gideriz tatlım. Senin dinlenmen gerek.
>> Ama ben iyiyim. Karnım da ağrımıyor. Hep
>> annen doğru söylüyor Aslı. Hadi eve
gidelim. Eğer yarına kadar iyi olursan
yarın anneanneni de alıp öyle gideriz.
Olmaz mı?
>> Hangi eve gideceğiz?
>> Hele bir arabaya binelim bakalım bizi
nereye götürecek. Gel bakalım şöyle
kucağıma yaslan. Heh. Omzuma sıkıca
sarıl bakalım ona. Ama o kadar sıkı
değil be.
>> Ama sen [kahkaha] istedin.
>> Tamam.
Sorduğum soruya cevap vermedin Ahmet.
>> Şimdi bunları konuşmasak çok yorgunum.
Eve gidince konuşuruz olmaz mı?
Telaşlanacak bir şey yok. Bizim iş
yerinden biri
>> elini tutuyordun.
Bu da seninkini kadın.
>> Vedalaşıyorduk hepsi. O
>> birbirinizin gözünün içine bakarak,
sokularak ve elini tutarak mı?
>> Saçmalıyorsun sen?
>> Madem ki saçmalıyorum, madem ki senin iş
arkadaşın, öyleyse neden beni görünce
telaşlandı? Kaçar gibi uzaklaştı
yanından? Madem ki iş arkadaşın, sen
onun öyle gitmesine neden izin verdin?
Konuştuğunuz her neyse tamamlamadın.
Beni tanıştırmak istemedin.
>> Saçmalıyorsun Selvi. Şimdi bunları
konuşmayalım. Aslı'yı annene bırakır eve
geçeriz. Orada konuşuruz. Oldu mu? Bütün
sorularını cevaplarım o zaman.
>> İyi bir kurgu yap. Senaryonda boşluklar
olmasın. Biliyorsun ben edebiyat
hocasıyım.
>> Merak etme iyi yaparım. Sen yeter ki
artık konuşma. Özellikle de ben araba
kullanırken.
>> Tabii. Minareyi çalan kılıfını
hazırlarmış. Değil mi? Sakın bu konuyu
annenin yanında açıp kadını da huzursuz
etme. Olmadık bir şey için.
>> Bak sen şu işe. Ahmet Bey birden melek
kesildi. Aylardır kadıncağızın evinde
kalıyoruz. Daha doğrusu atıp gittin
bizi. Her geldiğinde suratın bir karış
televizyonun önüne geçip oturdun. Ne
hazırladığı yemeğe ne de yaptıklarına
teşekkür ettin. Şimdi birden annemi
düşünmeye başladın. Öyle mi?
>> Ben yeterince teşekkür ettiğimi
sanıyorum.
>> O evet doğru. Haksızlık etmeyelim şimdi.
Arada bir kapının önündeki çiçekçiden
çiçek alıp getirdin. Kapının önünde
satılmasaydı aklına gelir miydi
bilmiyorum ama.
>> Kes artık Selvi çocuğunun yanında.
>> Bu ne şefkat böyle ya Rabbi?
>> Gereksiz yere kıskançlık yapıyorsun
Selvi. Hadi al çocuğu kucağına da
arabanın kapısını açayım. Eve gidince
konuşuruz bunları. Hadi.
[müzik]
>> Merhaba Selve Hanım.
>> Eee, efendim. Aa, Ender Bey. E buyurun.
Bir şey mi istemiştiniz?
>> Sizi camın önünde yine uzaklara dalıp
gitmiş görünce ben belki bir çay ya da
kahve içer miyiz diye.
>> E, sağ olun. Biraz sonra derse girmem
lazım.
Yine de teşekkür ederim.
>> Belki bana kızacaksınız ama hem
öğretmenler odasında ikimizden başka
kimse de yok. Ne düşündüğünüzü
açıkçası sizin ne derdiniz var Selva
Hanım?
>> Bunun sizi ilgilendirdiğini sanmıyorum.
>> Bakın amacım dedikodu malzemesi toplamak
falan değil. Ben sizin de en az benim
kadar okul ve burada yürütülen ilişkiler
hakkında deneyim sahibi olduğunuz
farkındayım.
Benim tavrımı ister bir meslek
hastalığı, ister yardım etme isteği,
ister sizi ilginç bulan ve yakınlaşma
çabası içinde olan bir insanın tavrı
olarak değerlendirebilirsiniz.
Ne kadar çok konuştum, değil mi?
Şey ben
>> bakın gerçekten [boğazını temizler] size
yardım etmek istiyorum.
>> Neden
>> bilmiyorum. Benim doğam bu. Balzak siz
daha iyi hatırlarsınız sanırım şöyle
demiş. Kendileri hiçbir zaman mutlu
olmayan insanlar başkalarının
mutluluklarından kendilerine pay
çıkarırlar.
>> E ben gitmeliyim. Dersi kaçıracağım.
>> İsterseniz başka bir yerde.
>> Hayır teşekkür ederim.
>> Okul dışında dedikodu olur diye mi?
>> Ne münasipet. İkimiz de yaşını başına
almış olgun insanlarız.
>> Bu kabul ettiniz anlamına mı geliyor?
>> Neyi kabul ediyorum?
Siz
>> a yapmayın lütfen. Sizin farklı
olduğunuzu sanmıştım.
>> Kimden farklı ya da neden?
>> Komşu kızımdan.
>> Ne demek bu?
>> Size hani derler ya flört ya da ne
bileyim adı her neyse böyle bir şey
teklif etmiyorum. Ben dostunuz olmaya
çalışıyorum. Yalnız olduğunuzu. Sizi
anlayacak birine ihtiyaç duyduğunuzu.
>> Kesin kesin lütfen.
>> Size göre de bir erkekle bir kadının
dostluğu söz konusu olamaz. söylediğim.
[homurdanır]
>> Evet, elbette olabilir ama
>> ama toplum, insanlar, komşular, dünya,
evren ne der? Ne kadar korkunç bir
duruma düşeriz.
>> Ender Bey lütfen.
>> Sizin hiç erkek arkadaşınız olmadı mı?
Erkeklerle aynı sıraları paylaşmadınız
mı? Aynı yemekhaneleri, kızlı erkekli
grup arkadaşlıkları yapmadınız mı?
>> Elbette oldu. Tabii.
>> Peki ya şimdi
evli olmanız mı bütün sorun? Birinin
malı olduğunuzu mu düşünüyorsunuz?
Eğer böyle düşünüyorsanız bence siz
okuduğunuz tüm kitapları çöpe atın ya da
onları gerçekten anlayacak insanlara
armağan edin.
>> Merhaba millet. Nasılsınız bakalım?
>> Sen istemediğin sürece hiç kimse sana
bir şey yapamaz. Bunu bil. Kendine inan
biraz.
>> Hey! Ne oluyor burada?
>> Yok bir şey
yok bir şey.
>> Hey Allah'ım. Hey Allah'ım. Bir günde
sorduğum soruya doğru cevap verse olmaz
mı? Bir şey dedim ya.
>> İyi öyleyse. Saçım nasıl olmuş? Beğendin
mi rengini? [homurdanır][kahkaha]
Şakaydı. Hadi lavabaya gidelim de yüzünü
yıka. Bu arada da Ender Beyle ne
kaynatıyordunuz? Onu anlatırsın.
>> Başlama yine. [homurdanır]
>> Yoksa o beyefendi görünüşlü yaşını
başına almış adamın ruhunda bir Donjuan
mı yatıyor? Ha,
>> hiç de yaşlı değil.
>> Ne? Ne? Ne dedin sen?
>> Hiç de yaşlı değil dedim. Ne olmuş?
Bana yalnızca yalnızca doğruyu söylemeni
istiyorum Ahmet.
>> Doğrusu bu iş arkadaşım. Bana biraz
ilgisi olabilir ama bilmiyorum.
>> Beni aptal yerine koymamanı kaç defa
söyledim sana? Kaç defa? Dürüst olmaman
için sebep ne? Ha? Sebep ben miyim? Aslı
mı? Bizi kaybetmekten mi korkuyorsun?
Eğer sebep buysa benim kızımın, bizim
hayatımız hakkında karar sahibi olarak
yalnızca kendini görüyorsun demek.
>> Ne demek şimdi bu? Yani ne demek?
>> Bak bu şu demek. Hem kendi dilediğin
hayatı yaşayıp hem de benimle evli
kalamazsın. Benden kızımızdan
hayatımızın sonuna kadar biraz bu evde
çoğunlukla annem de seni beklememizi
isteyemezsin demek.
>> Ben sizin için çalışıyorum. Bizim
geleceğimiz için. Daha rahat bir hayat
sürebilmemiz için. Kızımızı daha iyi
okullarda okutabilmek için, iyi bir
gelecek sağlamak için.
>> Kes şunu. [çığlık] Kes.
Bıktım artık. 5 yıldır aynı hikayeleri
dinlemekten bıktım.
Hayatımıza dilediğin zaman, girip
dilediğin zaman çıkmandan bıktım. 5
yıldır hem anne hem baba olmaya
çalışmaktan,
sadık, anlayışlı, iyi eş rolü
oynamaktan.
[kahkaha] Benim de istediklerim var.
Benim de ihtiyaçlarım, arzularım var.
Biliyorum bana bilmen neyi değiştiriyor?
Neyi değiştirdin?
>> Tamam tamam bundan sonra daha çok
çabalarım inan bana.
>> Neden sonra? İlişkini bitirdikten sonra
mı?
>> Bak yine aynı konuyu açıyorsun. Bizim
sorunumuz bu değil ki.
>> Neymiş bizim sorunumuz?
>> Senin az önce söylediklerin işte. Yani
benim çok çalışmam, sürekli yollarda
olmam, seninle ve kızımla ilgilenemem.
İşte bunlar bizim sorunlarımız.
>> Bunlar bunların farkındaydın demek. Peki
bunca zaman yani bu olaya kadar neden
hiçbir girişimde bulunmadınız? Ahmet
>> lütfen böyle konuşma. Kalbimi
kırıyorsun.
>> Haşmet meapları nasıl konuşmamı emir
buyuruyorlar acaba?
>> Şel bak lütfen. Üç gündür aynı şeyleri
konuşuyoruz ve hiçbir yere varamıyoruz.
Sen bana inanmıyorsun.
>> Biliyor musun üç gündür ne düşünüyorum?
>> Hayır bilmiyorum.
>> Acaba sen eskiden de mi böyleydin diye
düşünüyorum. Ben mi gerçek yüzünü
göremedim diye sorup duruyorum kendi
kendime.
>> Ne demek istediğini anlamıyorum.
>> Seni çok seviyordum. Idealist, aydın,
dürüst, üniversite öğrencisi Ahmet'i çok
seviyordum. İnsan haklarından, adaletten
söz eden, şiirler, romanlar okuyan
felsefi tartışmaların tek kahramanı
Ahmedil.
>> Bak ben
>> sözümü bitirmedim. Şimdi karşımda
başarılarını parayla ve sattığı mallarla
tanımlayan biri var. En iyi yemeği
nerede yerim? En iyi nereden güürüm?
Bilmem hangi kentin şu oteli çok
lüksmüş. Orada kalabilir miyim acaba
diye düşünen biri var artık karşımda.
Ben tüm bunlardan hoşnut muyum
sanıyorsun? Her gece bir başka şehirde
olmaktan, ne yaşadığı yerden ne de
vatandaşı olduğu ülkenin sorunlarından
haberi olan, yalnızca yiyip içip ürüyen
insanlara laf anlatmaktan zevk mi
alıyorum sanıyorsun? Ben ben sizi sıcak
evimi özlemiyor muyum? Yani eskisi gibi
yalnızca seni düşünmeyi, kitap okumayı,
ülkemi nasıl yükseltirim, nasıl
yüceltirim diye hayaller kurmayı, yine o
günlerde olmayı istemez miyim
sanıyorsun? Ben kendimden
yaşadıklarımdan çok borçludum.
Bunun için mi yaptın?
>> Evet. Evet. Biraz nefes almak, yeniden
sevilen, takdir edilen, hayranlıkla
gözlerine bakılan Ahmet olmak istedim.
Çalıştığı şirkete bir dolu müşteri
kazandıran, ağzı laf yapan, herkesi ikna
eden, her gün aynı sözcükleri kurulmuş
bir makine gibi birilerini tekrarlamak
zorunda olmayan Ahmet olmak. Çok mu
fazla şey istemişim ha? Çok mu fazla şey
istemişim
>> ya? Ben
>> sen yoktun.
>> Olabilirdim.
>> Nasıl?
>> Başka bir iş yapardım. Kitapçı dükkanı
açarak mı? Ya da günlerce, aylarca
yazarak, okuyarak yarattığım şeylerden
iki kuruş kazanmaya uğraşarak mı? Sen
hayal dünyasında yaşıyorsun. Hayal
dünyasında. Tamam. Bir zamanlar ben de
yaşadım bu dünyada kabul ediyorum ama
artık paranın sözü geçiyor anlıyor
musun? Paranın sözü. Ve buna inanan
büyülenmişlerin dünyasında senin gibi
düşünenlere ya gülüyor ya da
kullanıyorlar.
>> Sen de onlara benzemeyi seçtin.
>> Zorunlu olarak.
Bir zamanlar Ahmet'in dilinden düşmeyen
bir şiir vardı. Ormanda yol ikiye
ayrıldı ve ben en uzun olanı seçtim.
[homurdanır]
Farkında mısın bilmem ama sen en
kestirme olanı seçmişsin.
>> Seçmek zorundaydım. Oyunu da kurallarını
da ben belirlemiyordum.
>> UNESCO'nun okulda oynadığımız gergedan
oyununu hatırlıyor musun? Hani şu eski
çağlardan bu yana evrim geçirmeyen tek
hayvan olduğu söylenen Gergedaan'ın
kahraman olduğu oyunu.
>> Evet. Evet. Ne olmuş?
>> Oyunu hatırlamıyorsun değil mi?
>> Ne o yani? Bu da mı suç şimdi?
>> Neyse neyse ben hatırlatayım. Oyun bir
gergedanın kasaba meydanını tozu dumana
katarak geçip gitmesiyle başlıyordu.
>> Tamam. Tamam sadede gel. Sonra kasabada
ilk anda şaşkınlık yaratan bu durum
zamanla nasıl doğal karşılanıyor ve bunu
normal kabul eden herkes zamanla nasıl
gergedanlaşıyordu hatırladın mı?
>> Evet. Evet.
>> Sen de gergedanlaşmışsın.
>> Tamam tamam tamam. Anlaşıldı anlaşıldı.
Ben gidiyorum.
>> Hiçbir yere gidemezsin.
>> Burada oturup senin aşağılamalarını
dinlemek istemiyorum.
>> Öyle mi beyefendi?
>> Evet. Evet öyle. Ben eski Ahmet değilim
anlıyor musun? Olamam da. 10 yıldır bir
evin sorumluluğunu taşıyorum. İnsanlara
boyun eğmeden yaşamamız için elimden
geleni yapıyorum. Bu yüzden beni
aşağılaman yerine yüceltmen gerektiğini
düşünüyorum.
>> Ben çalışmıyorum. Ben hiç sıkıntı
çekmiyorum. Ben 10 yıldır bu evliliği
yürütmeye uğraşmıyorum. Değil mi? Koca
olan baba evde yok. Faturalarla Selvi
ilgilensin. Markete, pazara Selvi
koşsun. Hastaneye, pastaneye Selvi
yetişsin. Çocukla, kocasıyla, annesiyle,
eşiyle, öğrencileriyle ve evin tüm
tamiratıyla Selvi uğraşsın. Ama
Selvi'nin bir ihtiyacı var mı diye soran
yok. Selvi'nin canı mı sıkkın? Selvi
niye bu kadar yorgun? Ona nasıl yardım
etsek acaba diyen? Yok. Beyefendi insan
olduğunu hatırlamak istemiş. Ya ben ben
istemedim mi? İstemiyor muyum? Kendimi
uzun süredir gözleri bağlanmış bir dolap
beygiri gibi hissediyorum. Ama ben bunca
sorumluluğumu bir başkasının omuzlarına
yükleyip yeni sorunlar yaratacak
ilişkilerin peşinde koşmuyorum. Anladın
mı beni? Bunu senin karın olduğum için
ya da evliyim diye yapmadım. Seçimlerimi
sonuna kadar yaşamaya çalıştığım için
kendime yapılmasını istemediğim bir şeyi
başkasına yapmamalıyım dediğim için
yaptım. Yoksa ben de insanım. Benim de
zayıf anlarım olabilir. Ben de hata
yapabilirim. Ayrıca eline yüzüne
bakılmayan bir kadın da değilim.
>> Elbette. Elbette. Ben her zaman sana
kendimden daha çok güvendim. Her zaman
erdemleri, idealleri, prensipleri olan
biriydin sen.
>> Öyleyse neden
>> bilmiyorum.
>> Sen kendini bağışlasan da ben seni
bağışlayamam Ahmet. Yanında kalarak
senin kendini aklamanı seyredemem.
Hiçbir şey olmamış gibi davranamam.
Artık sana güvenemem.
Üzgünüm.
>> [müzik]
>> Şuradaki kolilere de dikkat edin lütfen.
İçinde kırılacaklar var. Hayır hayır
onlar değil. Şu köşedekiler.
>> Ha camın önünde olanlar. Evet evet
onlar. Hı hı. Oh ben gelmeden her şeyi
ayarlamışsın bakıyorum. Bir an önce
çıkabilmek istiyorum bu evden her şey.
Aman lütfen dikkat edin. Lütfen rica
ediyorum.
>> Ann kahvaltılık bir şeyler getirmiştim.
>> Anneme gidince yaparız kahvaltımızı.
Olur mu? Ama çok açsan. A
>> y yok o kadar da değil.
>> İyi o zaman.
>> E ben ne yapayım?
>> Hiçbir şey. Oturup bekleyeceğiz. Her
şeyi adamlar yapıyor.
Böyle her şeye koşturduğuma bakma.
Birkaç özel eşyayla kırılacaklar dışında
her şeyi onlar toplayıp koledi. Nasıl
sığacaksın bu kadar çok şeyle? O küçücük
eve bilmem. Gel benimle otur diyorum.
>> Gelemem hayatım. Aslı var. Hem yarın bir
gün sen evlenmeye falan kalkarsın.
Ayrılmam zor olur.
>> E belki de sen evlenirsin.
>> Ne demek şimdi bu?
>> Seni sordu yine.
>> Kim? [homurdanır]
>> Kim olacak canım? Ender Bey işte.
Öğretmenler odasına gelince hemen yanıma
damlıyor. Nasılmışsın? İyi miymişsin?
Bir şeye ihtiyacım var mıymış falan.
>> Kimseye bir şey söylemedin değil mi?
>> Söylenmeyeyim hayatım. Söyleme dedin ya.
Soranlara hasta diyorum.
>> Güzel. Zamanı gelince kendim söylerim.
Tamam mı?
>> Tamam. Tamam. Anladık.
>> Ha. Dikkat edin ona. Lütfen dikkat edin.
>> Başka bir şey söyledi mi? Şunları da o
kutunun içine koyun lütfen. Bakın orada
kim
>> o? İşte. Ender Bey mi?
>> Tüm mahalleye yayın yapsaydım bari. Bak
anneme gittiğimizde ağzından en ufak bir
ender lafı çıkarsa ya da iması çıkarsa
kendini ölmüş.
>> İyi sıkıştırıp durmasana. Söylemeyeceği
varsa da insanın aklına gelir.
>> Eee ne dedin?
>> Senin bir derdin olduğuna inanıyor. Çok
hassas ve kırılganmışsın.
Benim bir arkadaş olarak sana
[boğazını temizler] destek olmam
gerekiyormuş.
>> Gerçekten böyle mi söyledin?
>> Ne bileyim canım. bu anlama gelen şeyler
söyledi. İşte başka başka bir şey yok
ki. Hem söylesene sen bana. Hani o adam
senin hiç umurunda değildi. Değil tabii.
>> Değil de e
sadece ilginç biri. Eee zaman zaman
benimle konuştukları takılıyor da
aklıma.
>> Sonra
>> sonrası yok. O kadar.
Sen gerçekten bir kadınla bir erkeğin
dost olamayacağına inanıyorsun. Kararın
kesin. Öyle mi? Hayatım sen Harry Sally
ile tanışınca filmini izlemedin galiba.
>> İzlemedim.
>> Filmde kızla oğlan birbirlerine kadınla
erkek arasında bir dostluk olabileceğini
kanıtlamaya çalışıyorlar. O ona bir kız
arkadaşını diğeri öbürüne bir erkek
arkadaşını tanıştırıyor falan.
Tanıştırılan kişiler birbirleriyle
anlaşıyorlar.
Anlayacağım. Bizimkiler kendilerine
uygun kimseyi bulamıyor ve sonunda
birbirlerine göre olduklarını
anlıyorlar.
Kısacası kızım atalarımız hiç boş söz
söylememişler. Ateşle barut meselesi. Bu
konuşma çok uzadı. Hem o bir film.
>> Hadi ya. Bak sen.
>> Ben
aslında
aslında ben ona gününü göstermek
istiyorum. Beni dar kafalı olmakla
suçladı.
>> Kendine bir şeyler kanıtlamaya
çalışıyorsun gibi geliyor bana.
>> Ne gibi?
>> Sen de hepimiz gibisin.
>> Ne demek şimdi bu? Geveleyip durmasana.
Ne demek istiyorsan açıkça söyle Ayşe.
Merak etme bundan daha fazla kırılmam şu
aralar.
>> Anne olman bir yana sen bir kadınsın.
Herkes gibi senin de ilgiye, sevgiye
ihtiyacın var. Bir düş kırıklığı
yaşıyorsun. Sevilmeye değer olmadığını
düşünüyorsun. Belki belki böyle durumlar
insanı sonradan pişman olacağı şeyler
yapmaya yeter. Selv
>> nasıl şeyler? İlk bulduğun kişinin
kollarına atılmak gibi.
>> Merak etme
bunu yapacak kadar küçülmem. Büyük
söyleme. Tecrübe konuşuyor burada. Hem
herkes hata yapar. İnsanız biz.
>> Sen beni engellersin.
>> Kusura bakma canım. Bu hayatta
sorumluluğu da sana ait. Ben seni
yalnızca uyarırım o kadar.
Sen benim dostumdun değil mi?
>> Dost acı söylenmiş. Hiç duymadın mı? Aa,
sağ ol. Çok teşekkür ederim.
[iç çeker] Sana bir şey söyleyeyim mi?
Bana öyle geliyor ki bu ender denilen
adam da diğerleri gibi.
>> Nasıl?
>> E belki de bu onun yöntemidir. Kadınlara
yalnızca dostça yaklaştığını söylemek
filan gibi. Bilmiyorum. Bilmiyorum.
Aslına bakarsan ne istediğimi, ne
düşünmem gerektiğini, ne yapmam
gerektiğini de bilmiyorum.
Sanırım Ahmet'i kafamdan uzaklaştırmak
için düşünüyorum Ender Bey'i. Acımı
hafifletmek için. Belki de intikam almak
istiyorsundur. Belki de.
Hiçbir şeye veremiyorum kendimi.
Bilmiyorum.
Bütün eşya yüklendi galiba. Hadi biz de
aşağı inelim.
>> İnelim.
>> Ayşe bak annemin yanında lütfen ender
konusunu açma.
>> Tamam tamam anladık.
>> [müzik]
>> Sizi ikna etmek zor oldu ama benimle
yemek yemeyi kabul ettiğiniz için
teşekkür ederim. Selva
>> ben şey
>> e kaç ay oldu yoksa yıl mı demeliyim?
Evden ayrılalım mı? 7 ay.
>> 7 aydır bunu okulda kimse bilmiyor. Öyle
mi?
>> Siz ve Ayşe dışında.
>> Ayşe Hanım'ın tutumu çok şaşırttı beni.
Hiç de öyle ağzı sıkı biri gibi değildi.
E şarap.
>> Hayır. Teşekkürler.
>> Alkolle pek aranız yok galiba.
>> Evet. Çabuk sarhoş olurum. Ahmet çok
eğlenirdi sarhoşluğumla.
Affedersiniz. Özür dilerim Ender Bey.
>> Önemli değil. O kadar uzun zamandır
birlikteydik ki.
>> E kaç yıldır?
>> Milattan öncesini mi soruyorsunuz?
Sonrasını mı?
>> Her ikisini de.
>> 10 yıla yakın evlilik. 5 yıl da ondan
öncesi.
>> Oldukça uzun. [müzik]
>> E beğendiniz mi burayı?
>> Güzel.
Aslına bakarsanız yıllardır ilk defa ev
dışında üstelik pek tanımadığım biriyle
yemeğe çıkıyorum. Hem de gecenin bir
vakti hem de bir erkekle.
>> Evet.
Ya siz?
>> Eee, ben arada sırada arkadaşlarla
buluşurum.
>> Evet. E elbette ama
>> ama ne?
>> Aslında bekarsınız. Bazen ev çok
ıssızlaşıyordur demek istemiştim. Bu
yüzden arkadaşlarınızla buluşmanıza hak
verdim.
>> Peki ya evli olsaydım? Arkadaşlarımı
görmemem mi gerekirdi? Yo, tabii ki
göreceksiniz.
>> E, hiçbir şey yemediniz
>> canım. Pek istemiyor.
>> Umarım iştahınızı ben kapatmıyorumdur.
>> Yo, hayır.
>> Siz çok ilginç birisiniz Selbe Hanım.
>> Öyle mi? Bilmem.
>> Psikoloji uzmanı olan sizsiniz.
>> Şimdi dalga geçmek ha.
>> Bence siz çok alıngansınız. Ender Bey,
>> bakın önce sizinle bir anlaşma yapalım.
Şu Beyli Hanım'la konuşmaya son verelim.
Birbirimize isimlerimizi hitap edelim.
Anlaştık mı?
>> Peki
>> hadi bakalım.
[müzik]
[müzik]
>> [kahkaha]
[homurdanır]
>> işte [kahkaha]
[kahkaha] ay işte o çocuk
Metin yani
süre 14 numaralı odada kaldığını
söylüyordu ya.
>> [kahkaha]
[ani nefes alır]
>> Ay kızlarla her 5 dakikada bir odasına
gitmeye karar verdik.
>> Sen mi?
>> Ben de bende ya. [kahkaha]
>> Sonra
[ani nefes alır]
sonra [kahkaha]
sırayla [homurdanır]
odasını kapısını çalmaya başladık. Derya
Pınar [kahkaha]
ben
[kahkaha]
nasıl şaşırdı nasıl korktu anlatamam.
>> Onun yerinde olmak istemezdim doğru.
[kahkaha]
>> Ben de öyle. Ben [kahkaha] de sonra
>> bir dakika sözünü unut sana yastık
getireyim.
Derya dedi ki [kahkaha]
seç birimizi.
Seçimini yaparsan aramızda anlaştık.
[kahkaha]
Diğerleri odayı terk edecek.
>> Çok ciddiyim. [kahkaha]
>> Başka bir şey içmek ister misin?
>> Yok y sağ [kahkaha] ol.
>> E ben içersem
>> tabii. Senin evin.
>> Teşekkürler majesteleri [kahkaha]
dinlettim. Tamam tamam.
[boğazını temizler] Affedersin.
[kahkaha]
>> Evet şimdi dinliyorum. [ani nefes alır]
>> Sonra ben, son sözü söylemeye bayılan
ben, bütün gün yaptığı şeyin şaka bile
olsa ne kadar çirkin olduğunu anlaması
için [kahkaha]
bu oyunu oynadığımızı söyledin.
>> Aferin sana. [kahkaha]
>> Vay yetme. Ay başım.
Of başım. Ne oldu? [kahkaha] Kötü müsün?
>> Lavaboya gitmek ister misin?
>> Ah! Ah! Evet. Evet.
>> Hadi tutun bana.
>> Ay çok özür dilerim.
>> Servir
[kahkaha] olmaz [ani nefes alır] yapma.
Ben ben eve gitmeliyim.
>> Gitme Servi kal burada.
>> Gitmeliyim.
>> Neden?
>> Hazır değilim.
>> Peki ama önce kendini çeki düzen ver.
Elini yüzünü yıka istersen.
>> Olmaz olmaz. Ben gideyim. Ben bırakırım
seni. Hadi inat etme. Senin istemediğin
hiçbir şey olmaz demiştim. Unuttun mu?
Peki.
Şu köşede ineyim ben.
>> Peki.
Burası iyi mi?
>> Evet. Sağ ol.
Selvi.
>> Efendim?
>> E bana kızdın mı?
>> Yo. Hayır. Ben [iç çeker]
yalnızca kendime kızıyorum.
>> Neden sen bir şey yapmadın ki?
>> Bilmiyorum.
Evine gelmemeliydim.
>> Neden? Ne var bunda? [iç çeker]
>> Neyse daha fazla geç kalmadan gideyim
ben.
>> E bir daha görüşecek miyiz?
>> Bilmiyorum. Hoşça kal.
>> Serve. Sen eee gitme. Biraz daha kal
konuşalım.
>> Bak
eee ben nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum.
En iyi yol bazen en kestirme olan
galiba.
Ben yapamayacağım.
Bu saatten sonra birine kendimi
anlatmaya çabalamak istemiyorum.
Söylediğim her şeyin, her sözcüğün ya da
cümlenin açıklamasını yapmak
istemiyorum. Bazı şeyleri yeniden
hatırlamak, yeniden tanımlamak da
istemiyorum.
[homurdanır]
Yorgunum.
Hiç kimseye ve hiçbir şeye inancım
kalmadı.
Ben de siz de bunca yaşanmışlıktan sonra
birbirimizin omzuna yaslanıp
ağlayamayız.
Ne sizin bildikleriniz ne de benimkiler
imkan verir buna. E bak seni anlıyorum.
>> Lütfen sözümü bitirmeme izin ver.
>> Affedersin.
>> Demek istediğim özetle şu.
Aklımda, yüreğimde, benliğimde hala
Ahmet var. Koskoca bir tarih yarattık
birlikte.
Ahmet'in, Selvi'nin ve sonra da Aslının
tarihi bu. Bunları bir anda silip
atamam. Onlara ihanet edemem. Biliyorum.
Aşkın küçük kayı
akıp giden yaşamın kayalıklarına
çarparak parçalandı. Ama
ya bu kayıkta ben de batarım
ya da yeniden
hem de kendi başıma tamir eder yola
koyulurum.
Üzgünüm.
Bu kayığı sizi alamayacağım.
Almak istemiyorum.
Özür dilerim.
[müzik]
>> [ani nefes alır]
[iç çeker]
>> Nazlı kız Pollo'nun yakışıklılığına,
güzel sözlerine,
onun için yazdığı aşk şiirlerine
aldanmış.
Apollo'nun bir ömür boyu nasıl mutlu
yaşayacaklarını anlattığı gecelerden
birinde tamamen tüm benliğiyle ve
yüreğiyle
teslim etmiş kendini aşka.
>> Sonra anne
>> sonrasını biliyorsun işte. Apollon Nazlı
kızın sevgisini kazandığını anlayınca
vazgeçmiş ondan.
>> Neden?
Çünkü
Apollon için aşkın kendi değilmiş önemli
olan.
O yalnızca yeni heyecanlar yaşamak
istiyormuş.
>> Hiçbir şey anlamadım.
[ani nefes alır]
[iç çeker]
>> Neyse büyüyünce anlarsın ne demek
istediğimi.
>> Aa ama ben büyüdüm. Baksana kocaman bir
abla oldu.
>> Elbette büyüdüm bir tanem. Ama bazı
şeyleri anlaman için biraz daha büyümen
lazım. H
ee hadi devam et.
>> Aa nereden de anlattın bu masalı? Bilmem
ki sana küçük hanım. Her gece bunu
anlattırıyoruz.
>> Anlattırırım. Ben de seni yerim.
[kahkaha]
>> Bana gündüz sen yokken de anlattırıyor.
>> Anneanne hani annemin adını koyduğun
masal vardı ya onu anlat diyorum.
>> Bak sen seni küçük yaramaz kedisi.
[kahkaha]
>> Yapma yapma. Gıklanıyor çak beni. A hadi
masalı bitir anne. Uyumam lazım yoksa
büyüyemem. A ben anlatırım devamını.
Hadi sen içeri git de telefona bak.
>> Telefon mu?
>> Hı hı.
>> Bu saatte mi? Kim iş arıyor?
>> Sen bir bak. Hadi bekletme daha fazla.
>> Tamam.
Eee
masalın neresinde kalmıştınız bakalım?
>> Apollo Nazlı Kızı terk edip gitti. Sonra
Nazlı Kız cennete gitti. Apollon da ona
bir aşk şiiri yazdı ve onu bir selve
ağacına çevirdi.
>> Efendim?
>> Selvi
>> Ahmet
>> nasılsın?
İyiyim. Ya sen
>> Selvi
ben çok kötüyüm. Servi ben yapamıyorum.
Olmuyor. Siz olmadan nefes alamıyorum.
Biliyorum, biliyorum. Çok kırdım seni.
Üzgünüm. Keşke her şeyi en başa
çevirebilsem.
>> Artık çok geç.
>> Bir şans daha veremez miyiz kendimize?
Kızımız için. Bizim için.
>> Bilmiyorum Ahmet. Bilmiyorum. Şimdi bir
şey sorma bana. Biraz daha izin ver.
Yeniden benliğimi kazanmalıyım. Kendim
için yapmalıyım bunu.
>> Peki ne kadar beklemem gerek? Ne
yapmalıyım?
>> Bilmiyorum Ahmet.
Bildiğim tek şey
Selvina'ın yapraklarına çığı yağdığı,
üstüne beyazlar giydi.
Şimdi
yalnızca üşüyor.
Baharın gelmesini bekliyor yeniden çiçek
açabilmek için.
Bilmiyorum.
Şimdi bir şey sorma.
>> [müzik]
[müzik]
>> Selvz'ın yaprakları pembe Akgün Kösenin
yazdığı oyunumuzu dinlediniz. Bir başka
oyunda buluşmak dileğiyle.
>> [müzik]
[müzik]
[müzik]
[müzik]
[müzik]
[müzik]
[müzik]
>> Yeah.
Ask follow-up questions or revisit key timestamps.
This is a radio play titled "Selvina'ın Yaprakları" (The Leaves of Selvina) by Pembe Akgün Köse. The story revolves around the complex emotional lives of its characters, particularly Selvi, who is going through marital difficulties with her husband Ahmet. The narrative explores themes of love, betrayal, loneliness, and self-discovery through flashbacks and interactions. A central element is the myth of Apollo and the nymph Daphne, which is used as a metaphor for unrequited love and transformation. Selvi struggles with Ahmet's frequent absences, his perceived emotional distance, and his past infidelity, leading to her profound unhappiness and a sense of lost identity. She finds solace in her mother and her daughter Aslı, but grapples with her own needs and desires. The story also touches upon the dynamics of relationships at the school where Selvi and Ahmet work, introducing characters like Ender, who shows interest in Selvi, and Ayşe, Selvi's supportive friend. The play concludes with Selvi making a decisive choice about her future, realizing she needs to rebuild herself independently, even if it means letting go of her past with Ahmet.
Videos recently processed by our community